Block title
Block content

"Nur-u ruhun teşeddüd etmesi" ve "hararet-i ruh" ne demektir? Hararet-i ruhun zıddı olan bürudet-i ruh hâli de var mı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Maddenin küçülüp inceleşmesi nisbetinde âsâr-ı hayat tezayüd ediyor, nur-u ruh teşeddüd ediyor. Güya madde inceleştikçe, bizim maddiyatımızdan uzaklaştıkça ruh âlemine, hayat âlemine, şuur âlemine yaklaşıyor gibi hararet-i ruh, nur-u hayat daha şiddetli tecelli ediyor."(1)

Zıtlar geliştikçe diğerinin aleyhine gelişir. Yani iki zıt aynı anda aynı yönde gelişemezler; biri gelişirken diğeri bitiyor demektir. Mesela, bir odada karanlık ağırlık kazanıyorsa, ışık bitiyor demektir; ışık ağırlık kazanıyorsa, karanlık bitiyor demektir.  

Madde ile mana, ruh ile ceset, nur ile zulümat birbirinin zıddı şeylerdir, birisi gelişirse diğeri bitiyor demektir. Madde inceldikçe yani zayıfladıkça zıddı olan mana kalınlaşıyor, yani kuvvet kazanıyor demektir.

Ceset inceldikçe ruh güçleniyor demektir ya da tersi, ceset güçlendikçe ruh zayıflıyor demektir. Ruhun hararetinden kasıt, ruhun vasıflarının madde ve onun vasıflarına hükmetmesi anlamındadır.

Mesela iman, ibadet, zikir ve güzel ahlak ile ruh nuraniyet ve kuvvet kazandığı zaman, zaman ve mekanın bazı kayıtları kalkar. Böyle bir kişi bir anda bir çok yerlerde bulanabildiği gibi (tayy-ı mekana işaret) bir dakikalık zaman zarfında bir günlük işleri görebilir (bast-ı zamana işaret). Ruhu cesedine galip evliyalarda bu tarz kerametler görülmüştür.

"Elbette cesed-i misalî giyen ve ervah gibi hafif ve latif bir kısım sekene-i arz ve hava, semaya gidebilirler."(2)

Hz. Peygamber Efendimiz (asm)'de mana, nuraniyet, ruh, letafet, hayat, tamamen hükmettiği için, âdeta madde onda kaybolmuş, her bir aza ve cihazı letafet kazanmış ve her bir azası ve hücresi maddi kayıt ve hantallıklardan arınarak tam nuraniyet kazanmıştır.

Bu yüzden, onun mübarek cesedi de aynen ruh ve mana gibi letafet ve nuraniyet kazandığından, her bir azası ile görebilir, her bir azası ile işitebilirdi. Yani onda, madde, öyle incelmişti ki artık maddi hantallık ve kayıtlardan tamamen sıyrılmış ve ruh, hayat, şuur, gibi şeyler onda çok şiddetli tecelli eder hale gelmiştir. Bu kapı, derecesine göre herkese de açıktır.

Üstadımız bu inceliğe şöyle işaret ediyor:

"İnsanın nasıl ruhu bütün cesedine öyle bir münasebeti var ki, bütün âzâsını ve eczasını birbirine yardım ettirir. Yani, irade-i İlâhiye cilvesi olan evâmir-i tekvîniyeye ve o emirden vücud-u hâricî giydirilmiş bir kanun-u emrî ve lâtife-i Rabbâniye olan ruh, onların idaresinde, onların mânevî seslerini hissetmesinde ve hâcatlarını görmesinde birbirine mâni olmaz, ruhu şaşırtmaz. Ruha nisbeten uzak, yakın, bir hükmünde; birbirine perde olmaz. İsterse çoğunu birinin imdadına yetiştirir. İsterse bedenin her cüz'ü ile bilebilir, hissedebilir, idare edebilir. Hattâ, çok nuraniyet kesb etmişse, herbir cüz'ü ile görebilir ve işitebilir."(3)

Burudet-i ruh, ancak ruhun ceset karşısında zayıf düşmesi şeklinde olabilir. Yani insan küfür, gaflet ve dalalet üzere yaşarsa, ruh bütün potansiyelini kaybeder, soğuk ve anlamsız bir müteharrik kanun haline dönüşür. 

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz.
(2) bk. age., On Beşinci Söz.
(3) bk. age., Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Maksat, Birinci Esas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 598 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...