"O çocukta bir belâ vardı; konuşmuyordu, aptaldı. Resul-i Ekrem bir su ile mazmaza etti, elini yıkadı, o suyu kadına verdi, 'Çocuğa içirsin.' ferman etti. Çocuk o suyu içtikten sonra, hastalığından ve belâsından bir şey kalmadı." itiraz edenlere ne denir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela, Peygamber Efendimiz (asm)'in ağız suyunu teberrüken ele yüze sürmek, hacamattan sonra kanını içmek, tıraştan sonra onun mübarek saç ve sakalının korunması gibi meseleler sahih hadis kaynaklarında geçmektedir.

İkincisi, bu gibi durumlar Peygamber Efendimiz (asm)'in şahsiyeti ile sınırlı ve ona has bir durumdur. Peygamber Efendimiz'in dışında hiç kimseye bu tarz bir muamele caiz olmaz. Hatta akan kanı içmek haramdır.

Üçüncüsü, ağız suyu, saç ve sakal gibi şeyler normal insan için de geçerlidir; pis ve necis değil ki temizliğe mâni olsun.

Dördüncüsü, ehl-i bid'at hocalar, ümmetin müşterek aklı olan icmaya muhalefet ederek, külliyen sünneti ve hadisleri inkâr ettikleri için, onları ciddiye ve dikkate almamak gerekiyor. Çünkü Kur’an’ın onlarca ayetinde hadis ve sünnetin meşruluğuna ve ikinci bir kaynak olduğuna işaret eden zımnî ve sarih ayetler bulunmaktadır.

Demek onların "Tek ölçümüz Kur’an..." demeleri de samimi değil; şayet samimi olsalardı sünneti emreden ayetlere kulak kesilirlerdi.

"Andolsun ki Allah, mü’minlere büyük bir lütufta bulundu; zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara, kendi içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, kendilerini temizleyen ve kendilerine Kitab ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderdi." (Âl-i İmrân Suresi, 3/164).

"Andolsun, içinizden size öyle bir Peygamber geldi ki sıkıntıya uğramanız O'na ağır gelir; size düşkün, mü'minlere şefkatlidir, merhametlidir, eğer yüz çevirirlerse de ki: 'Allah bana yeter! O'ndan başka İlah yoktur. O'na dayandım, O, büyük arşın sâhibidir.'" (Tevbe Suresi, 9/128-129)4

"Andolsun Allah'ın Resûlünde sizin için -Allah'ı ve âhireti arzu eden ve Allah'ı çok anan kimseler için- (uyulacak) en güzel bir misal vardır." (Ahzâb Suresi, 33/21).

"O, hevadan konuşmaz, O (na inen Kur'ân veya O'nun söyledikleri), kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir." (Necm Suresi, 53/ 3-4).19

Hz. Peygamber (asm)'e Kur'ân'ı Açıklama Vazifesi ve Selahiyeti Verildiğini Gösteren Âyetler:

"Biz, her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (emredildikleri şeyleri) açıklasınlar..." (İbrâhîm Suresi, 14/4).

"Sana bu zikri (Kur'ân'ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, tâ ki düşünüp öğüt alsınlar." (Nahl Suresi, 16/ 44).

Bu ayetten anlaşıldığına göre, bazı ayetlerin tefsirine Allah Resûlü'nün izahı olmadan ulaşmak mümkün değildir.

"Biz sana Kitâb'ı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve inanan bir kavim için, (o kitap) yol gösterici ve rahmet olsun."(Nahl Suresi, 16/64).24

Hiç şüphesiz, Yüce Allah, bu ayetlerle kendisine Kur'ân'ı tefsir etme vazifesi ve selahiyeti verdiği peygamberini bu hususta yardımsız bırakmamış ve bu konuda Kur'ân ayetlerinin dışında vahiylerle de O'na yol göstermiştir.

Peygambere Hüküm Koyma Selahiyeti Tanıyan Âyetler:

Hz. Peygamber (asm), sadece Kur'ân'da mevcut hükümlerle kayıtlı olmaksızın, genel olarak hüküm koyabilme selahiyetine sahiptir. Nitekim O, bazı konularda önce vahiy beklemiş, gelmeyince kendi içtihadına göre veya Kur'ân dışında aldığı bir vahiy ile hüküm vermiştir. O'nun bu hükümleri hiç şüphesiz vahyin ışığı ve kontrolü altında idi. Bu sebeple zaten büyük hatalar yapması düşünülmeyecek olan Hz. Peygamber'in küçük bazı hataları bile vahiy tarafından düzeltiliyordu.

Bu bakımdan O'nun (asm) her türlü hükmü, bir nevi vahyin tasdikinden geçmiş hükümler oluyordu. Şimdi, Hz. Peygamber'in genel olarak hüküm verme yetkisini ifade eden bazı ayetleri kaydedelim:

"Hayır, Rabb'in hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan, tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olamazlar." (Nisâ Suresi, 4/65).

"Allah ve Resûlü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (Ahzâb Suresi, 33/36).

"Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resûlü'ne çağrıldıkları zaman inananların sözü ancak: 'İşittik ve itâat ettik.' demeleridir. İşte saadete eren onlardır." (Nûr Suresi, 24/51).

"Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -eğer gerçekten Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûlü'ne götürün..." (Nisâ Suresi, 4/59).28

Hz. Peygamber (asm)'in Kur'ân'da olmayan hususlarda koymuş olduğu hükümlere misal olarak, beş vakit namazın zamanı, rekâtları, nasıl kılınacağı, vitir namazının vacip oluşu, namazlarda Kâbe’den önce Beyt-i Makdis'e yönelme, orucu bozan ve bozmayan şeyler, kimlere zekâtın farz olduğu, şer'î boşanmanın şekli, diyetlerle alâkalı birçok hükümler, içki içmenin cezası, hırsızın, hangi miktarda hırsızlık yaparsa cezalandırabileceği, hayızlı kadının namaz kılamaması ve oruç tutamaması, büyükannenin mirası gibi hususlardır.

Hz. Peygamber'e Helâl ve Haram Kılma Selahiyeti Veren Ayetler:

"Onlar ki, yanlarındaki Tevrât ve İncil'de yazılı buldukları O elçiye, O ümmî peygambere uyarlar. O Peygamber ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. O'na inanan, destekleyerek O'na saygı gösteren, O'na yardım eden ve O'nunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felâha erenler onlardır." (A'râf Suresi, 7/157).

"Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resûlü'nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın."(Tevbe Suresi, 9/29).

Bu konuya misal verecek olursak, meselâ Hz. Peygamber (asm) ölü hayvan etinin haram olmasına rağmen, deniz hayvanlarından otuzunun bunun dışında olduğunu belirtmiş ve bunun helâl olduğunu da şöyle belirtmiştir:

"Denizin suyu temiz, ölüsü helâldir.";1

"İki ölü ve iki kan bizlere helâl kılınmıştır. İki ölü, çekirge ve balık; iki kan da ciğer ve dalaktır." 2

Bundan başka Hz. Peygamber (asm), âyette nikâhı haram kılınanlar arasında sayılmamasına rağmen (3) bunlara bir kadının halası, teyzesi, kız kardeşi, kızı ve erkek kardeşinin kızı üzerine de nikâhlanamayacağını ilâve etmiştir. (4)

Yine, Kur'ân'da geçmeyen, katır, merkep, aslan, kaplan, fil, kurt, kirpi, (5) maymun ve köpek gibi hayvanlarla, kartal, atmaca, şahin ve doğan gibi yırtıcı kuşların etlerinin haramlığı da hadislerle sabit olmuştur. (6)

Erkeklere altın takmanın ve ipek giymenin haramlığı da yine hadislerle sabittir. Neseb ile haram olanların süt yoluyla da haram olacağı prensibi de bu cümledendir vesaire.

Dipnotlar:

1) Ebu Dâvûd, I/54.
2) bk. İbnMâce, Sayd, 9; Etımme, 31; EbûDâvûd, Etımme, 34; Muvatta, Sıfatu'n-Nebiy, 30. Müsned, II/97; es-San'ânî, Sübülüs-Selâm, IV/76.
3) Nisâ, 4/23.
4) Buhârî, Nikâh, 27.
5) Kirpi etinin haramlığı konusunda bk. el-Muvâfakât, IV/23.
6) bk. Müslim. 34. es-Sayduve'z-Zebâîh, 3, no:12.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

karolin
Allah razı olsun..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...