"O Hakîm, şu musanna ve murassa Kur’an'ı, bir ecnebi feylesofa ve bir Müslüman alime gösterdi. Hem tecrübe, hem mükafat için emretti ki: ‘Her biriniz, bunun hikmetine dair bir eser yazınız!'..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada verilen temel mesaj, eşyanın ve hadisatın yaratılmasında ne gibi İlâhî gayeler olduğunun araştırılmasıdır. Bütün fen ilimleri kâinattaki varlıkların ve hâdiselerin var oluş gayesini ve faydalarını araştırırlar. Bunu yaparken kâinat kitabını yazan “kudret ve hikmet sahibi bir Zât” olması gerektiğini hiç düşünmüyorlarsa, bu hikmet abesiyete kalbolur, yani yapılan iş hakikî mânada hikmet değildir. Üstad'ın verdiği misalde bunu açıkça görmek mümkündür. Bu hakikati bilerek yapılan araştırmalar ise hakiki hikmettir. Nitekim Üstad Hazretleri Kur’ân için “…nuranî hikmeti neşreden odur.” buyurmakla, diğer hikmetin zulmanî olduğunu ders vermiş oluyor.

Burada hikmet kelimesi “fayda, gaye” mânasında kullanılmış olup abesiyetin, yani “gereksiz, faydasız, mânasız” olmanın zıddıdır.

Kur’ânın İlâhî ferman olduğunu bilmeyen bir feylesofun, Kur’ân harflerinin özellikleri hakkında yaptığı çalışmaya “tefsir” denilemeyeceği gibi, kâinat hakkında Allah namına olmayan araştırmalara da, gerçek mânada, ilim ve hikmet denilmez.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yükleniyor...