Block title
Block content

“O mânâlara, derecelerine göre birer emare vaz etmiştir; ya lâfziyedir, ya mâneviyedir.” "Lafzî ve mânevî karine" ne demektir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kur'an, engin ve zengin manalarını muhataplarına bildirirken, manasının nasıl anlaşılması gerektiğine dair emare ve karine bırakır. Karine, bilinmeyen bir şeyin anlaşılmasına yarayan ipucudur.

 

Yerin üstüne sızan azıcık su, altta su kaynağı olduğuna bir işarettir. Dağların rengi, içlerinde bulunan madenlere bir karinedir. Bunlar gibi, söylenen bir sözden veya yazılan bir cümleden de maksadın ne olduğunu gösteren alâmet ve işaretler olur. Bu karineleri anlayanlar, maksada daha kolay ulaşırlar. Şöyle ki:

 

“Adam uçuyordu.” dediğimizde, bu hem hakîkat hem de istiare yoluyla mecaz olabilir. Ama “Adam sevinçten uçuyordu.” dediğimizde, kelâmdaki “sevinçten” kısmı, mecazen böyle dediğimize lafzî bir karine olur. Mesela, âyette kâfirlerin cehennemde daimî kalacakları bildirilir. Muhatap “Acaba bundan murat uzun süre kalmaları mıdır?” şeklinde fikir yürütebilir ve dil mantığı açısından bu yorum hiç de yadırganacak bir te’vil değildir. Ama âyetin devamında lafız olarak “ebeda” geçince, bu lafzî karine muradın ne olduğunu bize gösterir.

 

Kelâmda her zaman lafzî karine olmayabilir. Karşılıklı konuşma esnasında, muhatabımızın beden dili ve sesinin tonu, kelâmının hakîkat veya mecaz olduğuna kuvvetli bir karinedir. Mesela, çocuğu olmadığını iyi bildiğimiz biri hakkında “baba adamdır” sözünü duyduğumuzda “Acaba çocuğu mu var?” demeyiz. Bununla başkalarına yardım eden, elden tutan şefkatli bir kimse olduğuna hemen intikal ederiz.

 

Öte yandan, kelâmın mecaz veya kinaye şeklinde kullanımı da manevi birer karinedir. Mesela, "devletin eli" ifadesi, devletin güç ve kudretini ifade eder. Bunu doğrudan bizim elimiz gibi anlamaya çalışmak, belâğatten nasipsizlik alametidir. Bu tür mecazlar, Kur'an âyetlerinde dikkat çekecek sıklıkta kullanılmıştır. Zira mecaz insanın ufkunu açar, derin manaları az bir lafızla anlatmaya yardımcı olur. Mesela şu âyete bakalım:

"Yahudiler, ‘Allah'ın eli bağlı.’ dediler... Doğrusu Allah'ın her iki eli açıktır, dileği gibi verir..."(1)

Âyette geçen "eli bağlı" cimrilikten, "eli açık" nimet ve kudretten kinaye olarak kullanılmış birer mecazdır.(2) Nitekim "falanın eli açıktır" demek gerçekten onun elleri uzanmış, açılmış anlamında değildir. Hatta elleri kolları olmayan cömert insanlar için de, "eli açık" tabiri kullanılır.

 

Mecaz konusunda İmam-ı Gazzalî şu örneği verir:

 

"Falanı, hınzırların boyunlarına inci kolyeler takarken gördüm." cümlesinde, ehil olmayanlara ilim ve hikmetten sırlar söylemek kastedilmiştir. Bu sözü duyanlardan bazıları, zahire takılıp kalır. Muhakkik olanlar ise, işin sırrını ve içyüzünü anlarlar.(3)

 

Âyetlerde olduğu gibi, hadislerde de mecaz vardır. Mesela,

"Mü'minin kalbi, Rahman'ın parmaklarından iki parmağı arasındadır."(4)

hadisini zahirine hamletmek mümkün değildir. Burada parmak, kudretten kinaye olarak söylenmiştir.(5)

 

Manevî karine için şu âyetlere de bakabiliriz:

"Onlar Allah'ı unuttu. Allah da onları unuttu."(6)

 

"Onlar şu güne kavuşmayı unuttukları ve âyetlerimizi inkâr ettikleri gibi, biz de bugün onları unuturuz."(7)

Bu iki âyet, bir kısım insanların Allah'ı unutmalarının cezasını anlatmaktadır. Yani, Allah onlara unutulmuş kimse muamelesi yapacak, rahmetinden mahrum bırakacaktır. Yoksa Allah'ın ilminden hariç hiçbir şey yoktur ve Allah unutmaktan münezzehtir. Nitekim "Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." âyeti, bu konuda gayet açıktır.(8)

 

Dipnotlar:

 

(1) Maide, 64.
(2)Râzî, XII, 41-43; Kurtubi, El-Cami li Ahkami'l-Kur'an, VI, 154-155.
(3)Gazzalî, Kavâidu'l-Akâid, s. 125.
(4)Tirmizi, Daavat, 89.
(5) Gazzalî, Kavâidu'l-Akâid, s. 127-128.
(6) Tevbe, 9/67.
(7) A'raf, 7/51.
(8) Tâhâ, 20/52.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...