Block title
Block content

"O melik ise, ezel-ebed sultanı olan bir Zat-ı Mukaddestir ki, yedi kat semavat ve arz ve içlerinde olan her şey, kendilerine mahsus lisanlarla o zatı takdis edip tesbih ediyorlar." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Her şeyin Cenab-ı Hakk’ı tesbih etmesi meselesi İkinci Söz’de de geçmişti. Orada yaptığımız izahı aynen burada kaydediyoruz:

 

Bu âlemin bir zikirhane-i Rahman olması meselesi:

 

                Mümin kimse, Kur’an’ın şu gibi ayetlerinden aldığı ders ile bu âlemi bir zikirhane-i Rahman suretinde görür:

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur.” (İsra, 17/44)

 

“Gök gürültüsü hamd ile O’nu tesbih eder. Melekler de O’nun korkusundan dolayı O’nu tesbih ederler.”(Ra’d, 13/13)

 

“Biz, dağları Davud’un emrine vermiştik. Sabah-akşam onunla birlikte tesbih ederlerdi. Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.”(Sad, 38/18-19)

 

“Görmez misin ki, göklerde ve yerde bulunanlar ve saf saf olarak kanat çırpıp uçan kuşlar Allah’ı tesbih ediyorlar? Her biri kendi tesbihini ve duasını bilmiştir.”(Nur, 24/41)

İşte mümin, Kur’an’ın bu ve benzeri ayetlerinden aldığı ders ile şu âlemi bir zikirhane-i Rahman suretinde görür. Onun nazarında her şey, Rabbini zikir eden birer zâkir ve O’nu tesbih eden bir müsebbihtir. Bu âlem onun nazarında öyle bir zikirhanedir ki: Bulutlar yağmurlarıyla; denizler dalgalarıyla; rüzgârlar hışırtılarıyla; ağaçlar meyve, yaprak ve çiçekleriyle ve her şey kendine mahsus lisanlarla Cenab-ı Mevla’yı zikretmektedir. Bütün sesler ve sedalar, o zikrin ve tesbihin velvelesinden neşet eden nağmelerdir.

 

Evet, iman dersinden nasibi olmayan birisine göre leylek “lak lak” demektedir. Hâlbuki mümine göre leyleğin sözleri “lak lak” değil “hak hak”tır ve âlemde manasız hiçbir ses ve hiçbir seda yoktur. Yağmurun şırıltısından tutun kuşların ötüşüne, gök gürültüsünden tutun şimşek ve yıldırımlara kadar her bir ses birer zikir kelimesidir.

 

İşte mümin, imandan aldığı bu ders sayesinde şu âlemi bir zikirhane-i Rahman suretinde görür ve bu zikre dâhil olmak için o da tevazu ile boynunu büker ve onlar ile birlikte tesbihe başlar. Bu sayede şu âlemde gözüken umumi zikre katılarak o da bir zikir halkası olur.

 

Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Dağlar ve taşlar gibi cansız varlıklar Allah’ı nasıl tesbih edebilirler?

 

Cevap: Bakara suresinin 74. ayetinde:

“... O taşlardan öyleleri vardır ki, Allah korkusundan yuvarlanırlar.”

buyrulmuştur. Ehl-i sünnet âlimleri bu ayet-i kerimeyi mecaza hamletmemişler ve bu mananın hakikat olduğunu söyleyerek şöyle izah yapmışlardır: “Taş her ne kadar cansız da olsa, Allah Teâlâ ona ilham eder ve o taş Mevla’nın ilhamıyla korkar.”

 Bu hakikate işaret eden birçok hadis-i şerifler de vardır. Bazıları şunlardır:

İbn-i Abbas der ki:

“Koca bir kaya yukarıdan aşağıya doğru düşüyor, hâlbuki birçok insan toplansa onu yerinden bile oynatamazlar. İşte o kaya, Allah’ın korkusundan yuvarlanır.”

Ebu Abbas’tan nakledilmiştir. Resulullah (s.a.v.) şöyle dedi:

“Uhud bir dağdır ki, o bizi sever, biz de onu severiz.”(1)

Rivayete göre Efendimiz (s.a.v.) hicret ederken Mekke’de bulunan “Sebir” isimli bir dağa çıkmıştır. Dağ, Efendimiz (s.a.v.)’e:

“Benden inin! Zira ben, üzerimde yakalanmanızdan ve bu sebeple Allah’ın bana azap etmesinden korkarım.”

dedi. O zaman Hira dağı:

“Ya Resulallah bana gel, bana gel!” diye Efendimiz (s.a.v.)’i çağırdı.(2)

Cabir İbn-i Semure (r.a.)’ın rivayetine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Ben Mekke’de bir taş tanıyorum ki, peygamber olarak gönderilmeden evvel bana selam verirdi. Ben onu şu anda da biliyorum.”(3)

Cabir İbn-i Abdullah der ki: Resul-i Ekrem (s.a.v.) hutbe okurken, Mescid-i Şerif’te  جِذْعُ النَّخْلِ  denilen kuru direğe dayanıp okurdu. Minber-i şerif yapıldıktan sonra minbere geçtiği vakit, direk (Efendimiz’in kendisini terk etmesine) tahammül edemeyerek, hamile deve gibi ses verip inleyerek ağladı. Hazret-i Enes der ki: “Manda gibi ağladı, mescidi titremeye getirdi.” Sehl ibni Sa'd der ki: “Hem onun ağlaması üzerine, halklarda ağlamak çoğaldı.” Hazret-i Übeyy ibni Kâ'b derki: “Hem öyle ağladı ki ikiye yarıldı.”(4)

Yine Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek ellerinde taşların zikir ettiği tevatür ile bizlere ulaşmıştır.

Demek, Cenab-ı Hakk’ın cansız mahluklara bir ilhamı vardır. Bu ilham sayesinde o cansız mahluklar Allah’tan korkar, Allah için sever ve Allah’ı tesbih ederler. Onların yaptıkları bu tesbih ilham ile olup onların şuurlarına tabi değildir. Onların şuursuzca yaptıkları bu tesbihleri, şuur sahibi olan melekler Allah’a takdim ederler.

Dipnotlar:

(1) bk. Buhârî, Cihad 71, 74; Tirmizî, Menakıb, 3918.

(2) bk. Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:308; Hafâci, Şerhu’ş-Şifâ, 3:75.

(3) bk. Tirmizi, Müslim.

(4) bk. Buharî, Menâkıb: 25; Tirmizî, Menâkıb: 6, Cum'a: 10; Nesâî, Cum'a: 17; İbni Mâce, İkametü's-Salât: 199.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: On Birinci Söz | Yazar: Sinan YILMAZ | Okunma Sayısı: 1733 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...