"O mümanaat edenler çekilmeye başlıyorlar. Kırk beş sene evvel o fecrin emâreleri göründü. Yetmiş birde fecr-i sâdıkı başladı veya başlayacak. Eğer bu fecr-i kâzip de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sâdık çıkacak." İzahı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risâle-i Nur'da birçok müjdeli haber yer almaktadır. Bunlardan birisi de Hutbe-i Şâmiye'de geçen aşağıdaki ifadedir:

"Hem de İslâmiyet güneşinin tutulmasına, inkişafına ve beşeri tenvir etmesine mümanaat eden perdeler açılmaya başlamışlar. O mümanaat edenler çekilmeye başlıyorlar. Kırk beş sene evvel o fecrin emâreleri göründü. Yetmiş birde fecr-i sâdıkı başladı veya başlayacak. Eğer bu fecr-i kâzip de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sâdık çıkacak."(1)

Bu ifadeyi kısaca tahlil etmek istiyoruz. Fakat tahlile geçmeden önce Hutbe-i Şâmiye hakkında bazı tesbitlerde bulunmak gerekiyor. Zira yukarıdaki ifade eserin bir bölümü olması itibarî ile eserin bütününe bakan, eserdeki genel hedef ve maksatlardan destek ve güç alan bir ifadedir. Bu sebeple Hutbe-i Şamiye adlı eserin genel hedef ve maksatları ile ilgili bilgiye sahip olmadan sadece bu kısa ifade üzerinde bir yorum yapmak mânânın tam anlaşılmasına engel olabilir.

Hutbe-i Şamiye, 1911 yılında Şam'da Emevî Camii'nde, içinde yüzden fazla âlim zatın bulunduğu bir cemaate irad edilmiş bir hutbedir. Genel itibarî ile İslâm ümmetinin ve beşeriyetin sosyal seyrini ve geçirdiği devreleri izah eden, mühim sosyolojik tesbitleri ihtiva eden bir fikirler manzumesidir. Eser 1950 sonrası bizzat müellifi tarafından tekrar gözden geçirilmiş ve eklentiler yapılmıştır.

Eserde yüz yıllık, belki de daha ilerisi için İslâm ümmetinin hangi noktalara gideceği, bu süre içinde bütün beşeriyetin nasıl bir yol haritası takip edeceği delilleri ile izah edilmiş. Bütün insanlık için çok mühim müjdeler verilmiş. İnsanlığın ve İslâm ümmetinin ileride barış, huzur, sükûn, mutluluk içinde güzel günler yaşayacağı ifade edilmiştir. Yazıldığı yıl itibarî ile dikkate alınırsa, bu müjdelerin ne kadar önemli olduğu açıkça anlaşılır. Zira 1911 sonrası iki dünya savaşı yaşanmış, ideolojik akımlar dünyayı sarsmaya ve titretmeye devam etmiş, insanlık tarihinde görülmemiş acı, sıkıntı ve zulümler insanlık âleminde derin izler bırakmıştır. İşte bütün bu dehşetli hadiseler içinde Üstad Bediüzzaman’ın Hutbe-i Şamiye adlı eserinde ortaya koyduğu fikirler, hem İslâm toplulukları, hem de insanlık için bir nokta-i istinat olmuştur.

Yukarıda naklettiğimiz ifade de bu bütünlük içinde mühim bir müjdeyi ihtiva eden bir ifadedir. Müjdenin temel noktası "hem de İslâmiyet güneşinin tutulmasına, inkişafına ve beşerî tenvir etmesine mümanaat eden perdeler açılmaya başlamışlar" cümlesi ile izah edilmektedir.

Müjdenin mahiyeti İslâm güneşinin inkişafı ile ilgilidir. Üstad’ın yaşadığı zamana dek İslâm güneşinin önünde engel olan bazı perdeler vardır. Bu perdeler 1900’lü yılların başından itibaren açılmaya başlamıştır. İslâm güneşi bu perdelerin açılmaya başlaması ile bütün insanlığı tenvir edecektir.

İslâm güneşinin doğması ve insanlığı tenvir etmeye başlaması ise, "kırk beş sene evvel o fecrin emâreleri göründü" cümlesi ile ifade edilmiş. Bu tarih yine Hutbe-i Şamiye'de 1327 yılı olarak tanımlanmış.

Bu tarihte emareler ortaya çıkıyor. Ama İslâm güneşinin doğmasının öncesi ise 1371 yılı olarak ifade edilmiş. Bu da yaklaşık 1950-51 yıllarına tekabül ediyor.

Merhum Adnan Menderes'in başını çektiği demokratik mücadele, tek parti despotluğuna karşı ilk siyasi eylemdir. Üstat da bu eyleme destek vermiştir. Bu siyasi hareketin acı bir sonla netice bulması fecr-i kazibi tam ifade ediyor. Bu durum "Yetmiş birde fecr-i sâdık başladı veya başlayacak" tarzında ifade edilmiştir. Eğer diyor Üstad, bu fecr-i kâzip de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sâdık çıkacak. Yani 1951 yılı baz alınırsa, otuz yıl, yani 1981, buna da kırk yıl eklesek yani 2021de fecr-i sadık çıkacak diyor. (bazı yorumlarda, 1951'e 30 yıl eklendikten sonra 1981, sonra yine 1951'e 40 yıl eklemek suretiyle 2001 tarihlerinin çıktığını görüyoruz. Bizim bu tespitlerimiz bunlara itiraz değildir. Çünkü bir hükmün tek bir izahı yoktur, çok farklı doğru yorum ve izahları olabilir. (Cevabımızın sonunda 1951, 1981, 1991, 2021 yıllarında meydana gelen özel olaylardan bahsedilecektir.)

İşte bu noktada bazı yanlış anlamalar olabiliyor.

Zira kişi fecr kavramı ile gündüz kavramını birbirine karıştırabiliyor. Fecr-i sadık tâbirini gündüz, öğle vakti ile aynı tarzda düşünmeye başlıyor. Kendi düşünce ve beklentisine göre ışığı göremeyince, ister istemez bir tereddüt hâli yaşamaya başlıyor. Halbuki ifadede geçen benzetmelere dikkat edilse hiçbir şüphe hali kalmaz. Şöyle ki:

İfadede fecr-i sadık için en son 2021’li yıllara işaret edilmiş. Yani Bediüzzaman Hazretleri 2021 sonrasında artık önüne geçilemeyecek tarzda bir aydınlığa gidileceğini ifade ediyor. Ama 2021 yıllarında tam aydınlık görüleceğini söylemiyor. Fecr-i sadık bu yılda çıkacak diyor.

Peki, fecr-i sadık ne demek? Fecr-i sadık, Güneş doğmazdan önce sabah ufkunda görülen ilk aydınlıktır. Ama unutmamak lâzım ki fecr-i sadıkta aydınlıktan çok karanlık vardır. Her taraf zifiri karanlık iken ufukta küçük bir ışık hüzmesi görülmüştür. Evet, bu ışık hüzmesi belki çok az bir ışıktır, ama Güneş'in habercisi olduğu için çok önemlidir.

Ancak daha tam aydınlık yoktur. Fecr-i sadıkın ilk anları hâlâ karanlıktır. Hatta ışığa galip bir karanlık vardır. Bu karanlık, sabah ezanı vakti ve namaz sonrasına kadar devam eder. Ne zaman ki sabah namazı eda edilir, sonrasında ışık karanlığa galip gelmeye başlar. Fecr-i sadıktan tam Güneş aydınlanıncaya kadar yaklaşık iki saat gibi bir süre geçer. Ortalama karanlığı 10-12 saat gibi düşünecek olursak fecir vakti gece karanlığının beş veya altıda bir kadar bir süreye tekabül eder. Bu süreyi yüz yıllık bir devre tatbik edersek, Üstad Bediüzzaman’ın müjdesindeki süre de yaklaşık yirmi-yirmi beş yıllık bir zaman dilimine denk gelir.

Buna göre 2021de fecr-i sadık çıktı olarak kabul etsek 2040 ve sonrası yıllarda Güneş gözükecek diyebiliriz. Demek ki gözle görülmeye başlanacak aydınlık önümüzdeki yıllarda gerçekleşecek inşallah.

Şimdi halkın blok halinde dine ve çağın gereklerine saygılı olan bir siyasi partiyi desteklemesi ve elit bürokrat diktasına meydan okuması, Üstad'ın müjdelerine kuvvet veren gelişmelerdir.

1371 (1950) ve sonrasında meydana gelen mühim hadiseler:

* İkinci Dünya Savaşının yaralarının sarılması.

* 1952 Helsinki İnsan Hakları Beyannamesi.

* Birleşmiş Milletlerin kurulması.

* 1948 sonrası İslâm devletlerinin bağımsızlığına kavuşması.

* NATO‘nun kurulması

* 1950’de Demokratların iktidara gelerek ezanı aslına çevirmeleri ve yeniden millî ve mânevî duyguların yeşermesine vesile olmaları.

* Avrupa Birliğinin temellerinin atılması.

1981 sonrası hadiseler:

* 12 Eylül ihtilâli sonrasında 1991 seçimleri ile yeniden hürriyet havası.

* Türkiye’nin Avrupa Birliğine kabul edilmesi.

* Ülkemizde demokrasi ve hakların günden güne kuvvet bulması.

1991 sonrası hadiseler:

* En önemli hadise Komünist Rusya’nın çökmesi.

* İslâm dünyasında hak ve hürriyetlere sahip çıkma noktasında müsbet gelişmeler.

Özetle;

1981: Ülkenin içerisine sürüklenilmesine çalışılan sağ-sol mücadelesinden bir cihetle kurtulması.
1991: Ülkenin ve İslam aleminin sanayi ve ticaret alanında ciddi atılımlar yapması ve bazı tabulardan kurtulması.
2001: Ülkenin içerisinde mevcut olan bazı fikirlerin tamamen tezahür edip, kimin ne fikirde olduğunun tezahürü.
2021: İslam aleminin inşallah hakiki sabahını beraber müşahede edeceğiz.

Üstad'ın ifadesiyle, "Gaybı ancak Allah bilir."

(1) bk. Hutbe-i Şamiye.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

Fatih akbal
Eyvallah sağolun varolun iyiki varsınız.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
neverminder35

Şahsi kanaate itiraz edilmez. Benim kanaatim şu ki:
14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan AK Parti. 
12 Haziran — 2011 Türkiye genel seçimleri yapıldı. Adalet ve Kalkınma Partisi % 49,93 oy alarak iktidarda kaldı.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Nurun fedaisi
Bende bir Nur Talebesi olarak vatan-devlet ve hükûmetin yanındayım.. ama siyasi bir parti adı verilmesini tasvib etmiyorum.. Çünkü insanların nazar-ı dikkatini siyaset canibine çeker ve Nurlar'ı bir partinin malı gibi göstermeye gidilir.. Bu da benim kişisel görüşüm.. kimse karşı çıkamaz.. itiraz edemez.. Risale-i Nur adına yaptığımız şahsi bir hata Nurlara mal edilmeye çalışılıyor.. Bu belirli kesimler tarafından yapılan çalışmalardır.. Editörümüze, sitemize ve yorumu yazan arkadaşımıza binler selam.. Selam ve dua ile..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
oğuzhangözüpek
Sevgili ÜSTADIN bu temennisini şöyle anlamak belki daha gerçekçi olur.Hutbeyi ŞAMİYE nin verildiği tarih 1911 .O tarihte İSLAM ÜLKESİ OSMANLIDA Hicri ve Rumi TAKVİM kullanılıyordu.Rumi TAKVİM 1925 TE kaldırıldı.Ancak DİNİN EMİRLERİ sebebiyle HİCRİ TAKVİM hayatımızda devam etti. Bu nedenle HİCRİ takvimi esas almak mantığa HİTAP EDER. Hicri 1371=Miladi 1951. 30 yıl sonrası 1981 40 yıl sonrası 1991..... ,yine 1911 de TİFLİS ŞEYH SENAN tepesinde RUS POLİSİ ile yapılan konuşmayı hatırlayıpta yorumlarsak şu sonuç çıkar karşımıza.1991 de KOMÜNİST SOVYETLERİN dağılması ile AZARBEYCAN, TÜRKMENİSTAN,KAZAKİSTAN,KIRGIZİSTAN,TACİKİSTAN ,ÖZBEKİSTAN ın MÜSTAKİL bir DEVLET olarak DİNSİZLİK CEREYANINDAN kurtulduklarını BUNUN DA HAKİKİ sabahın başlangıcı olduğunu söyleyebiliriz. 1991 de KOMÜNİSTLERİN dağılması aynı zamanda TÜM DÜNYADA, DİNSİZLİK FİKRİNİN iflası şeklinde de değerlendirildi UNUTMAYALIM.Üstadımızın DİNSİZLİK CEREYANINA ne kadar DÜŞMAN olduğunu HEPİMİZ biliriz....2001 VE 2011 'i SİYASİ olaylar düşünülerek 1971 sonrasında 2001 ve 2011 üzerinden yorum yapmak tehlikeli olabilir.Mevcut SİYASETİN ne gibi sonuçları olacağını söylemek için vakit erken.AKSİ BİR olayın tezahürü ZARARA yol açabilir.ANCAK tarihen bu vakitlerde de bir GERÇEKLİK PAYI var. Ancak KIRILMA 2010 DAKİ ANAYASA değişikliğinde saklı. O Tarihten sonra ÖZELLİKLE YARGI ERKİ dizginlerini yavaş yavaş kurtardı. Her neyse...TÜRK-İSLAM CUMHURİYETLERİNİN Hürriyetlerini kazanmaları gerçekten ÖNEMLİ bir TARİHİ HADİSEDİR...Tamda ÜSTADIN İşaret ettiği gibi
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...