Block title
Block content

"O sıkıntılı, zulümlü ve zulmetli geceye ısındırmak için, yalancı, muvakkat lâmbalarla tenvir ettin. O lâmbalar sürurla beşerin yüzüne tebessüm etmiyorlar. Belki beşerin ağlanacak acı hallerindeki eblehâne gülmesine, o ışıklar müstehziyâne gülüp eğleniyor." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Senin karanlıklı dehân, nev-i beşerin gündüzünü geceye kalb etmiş. Yalnız o sıkıntılı, zulümlü ve zulmetli geceye ısındırmak için, yalancı, muvakkat lâmbalarla tenvir ettin. O lâmbalar sürurla beşerin yüzüne tebessüm etmiyorlar. Belki beşerin ağlanacak acı hallerindeki eblehâne gülmesine, o ışıklar müstehziyâne gülüp eğleniyor."(1) 

Yalancı ve geçici lambalar, menfi felsefenin aklı öne sürerek akıl ile müşkülleri halletme metodudur. Yani lambadan kast edilen şey, vahye teslim ve tevekkül etmeyen salt akıldır. Evet, akıl, etrafı yarım yamalak ışıklandıran bir cep feneri gibidir. 

Yıldız böceği küçük ışıkçığına itimat edip güneşin ışığına meydan okuduğu için, zifiri karanlığa mahkum olmuş. Bunun gibi filozoflar da vahiy güneşine teslim olmayıp kendi kafa fenerlerine itimat ettikleri için, kainat karanlığı içinde taklidi bir imanı zor elde etmişler. İbn-i Sina’nın "Haşirde akıl ile gitmek imkansız, ama iman ile teslim oluruz." sözü, salt akılın olayları anlamakta  ne kadar aciz ve ihatasız olduğunu gösterir.

Ama akıl vahyin teslimiyetine ve terbiyesine verildiği zaman, şu kainatın en ince ve en müşkül meselelerini açan bir anahtar hükmüne gelir. Kainatın ali ve yüksek bir mütefekkir nazırı olur. Ve insana istikameti gösteren kamil bir rehbere dönüşür.

Üstad Hazretlerinin, vahyin karşısında aklın acizliğini anlattığı şu temsili hikaye meseleyi gayet güzelce özetlemektedir:

"Bir vakıa-i hayaliyede gördüm ki: İki yüksek dağ var, birbirine mukabil. Üstünde dehşetli bir köprü kurulmuş. Köprünün altında pek derin bir dere. Ben o köprünün üstünde bulunuyorum. Dünyayı da her tarafı, karanlık, kesif bir zulümat istilâ etmişti."

"Ben sağ tarafıma baktım, nihayetsiz bir zulümat içinde bir mezar-ı ekber gördüm, yani tahayyül ettim. Sol tarafıma baktım; müthiş zulümat dalgaları içinde azîm fırtınalar, dağdağalar, dâhiyeler hazırlandığını görüyor gibi oldum. Köprünün altına baktım; gayet derin bir uçurum görüyorum zannettim. Bu müthiş zulümâta karşı, sönük bir cep fenerim vardı, onu istimal ettim. Yarım yamalak ışığıyla baktım; pek müthiş bir vaziyet bana göründü. Hattâ önümdeki köprünün başında ve etrafında öyle müthiş ejderhalar, arslanlar, canavarlar göründü ki, 'Keşke bu cep fenerim olmasaydı, bu dehşetleri görmeseydim!' dedim. O feneri hangi tarafa çevirdimse, öyle dehşetler aldım. 'Eyvah, şu fener başıma belâdır.' dedim."

"Ondan kızdım, o cep fenerini yere çarptım, kırdım. Güya onun kırılması, dünyayı ışıklandıran büyük elektrik lâmbasının düğmesine dokundum gibi, birden o zulümat boşandı. Her taraf o lâmbanın nuruyla doldu, her şeyin hakikatini gösterdi. Baktım ki, o gördüğüm köprü, gayet muntazam yerde, ova içinde bir caddedir. Ve sağ tarafımda gördüğüm mezar-ı ekber, baştan başa güzel, yeşil bahçelerle nuranî insanların taht-ı riyasetinde ibadet ve hizmet ve sohbet ve zikir meclisleri olduğunu fark ettim. Ve sol tarafımda, fırtınalı, dağdağalı zannettiğim uçurumlar, şahikalar ise, süslü, sevimli, cazibedar olan dağların arkalarında azîm bir ziyafetgâh, güzel bir seyrangâh, yüksek bir nüzhetgâh bulunduğunu hayal meyal gördüm. Ve o müthiş canavarlar, ejderhalar zannettiğim mahlûklar ise, mûnis deve, öküz, koyun, keçi gibi hayvânât-ı ehliye olduğunu gördüm. 'Elhamdü lillâhi alâ nûri'l-îmân.' diyerek, اَللهُ وَلِىُّ الَّذِينَ اٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ âyet-i kerimesini okudum, o vakıadan ayıldım."(2) 

Buradaki el feneri, felsefenin itimat ettiği akıl ve lamba oluyor. Aklın yarım yamalak ışığı ise insana saadet değil az buçuk neşesini de kaçıran tuhaf ve alaycı bir azap aracıdır. Bu yüzden bir çok insan akıldan kurtulmak için başını meyhaneye sokuyor ya da bir takım fanteziler ile aklın tacizinden kendini kurtarmaya çalışıyor. Yani felsefinin nur ve saadet olarak gördüğü aklın, aksi ile onlara azap kaynağı olması trajikomik bir durumdur.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a, Beşinci Nota.
(2) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Beşinci Nota | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2201 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...