Block title
Block content

"O Sultan-ı Ezelînin hikmetinden gelen nizâmât-ı kâinatın mânevî kanunlarını birer maddî madde tasavvur ederek ve saltanat-ı rububiyetin kavânîn-i itibariyesi ve o Mâbûd-u Ezelînin şeriat-ı fıtriye-i kübrâsının, mânevî,.." Devamıyla izahı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kainattaki bütün kanunlara, prensiplere, kurallara Allah'ın kudret sıfatının birer tecellisi, birer cilvesi nazarı ile bakabiliriz. Allah’ın irade sıfatının arşı olan alem-i emirde kanunların emri ve komutu yazıldıktan sonra, o emrin tatbik ve uygulamasını Allah’ın kudret sıfatı yapar.

Mesela, alem-i emirde suya kaldırma kuvveti, güneşe itme ve çekme kuvveti verilir; verilen bu kuvvetin tatbik ve eyleme dökmek işini de Allah’ın kudret sıfatı yapar.

Üstad Hazretleri bu hususa şöyle işaret eder;

“Fakat caizdir ki, her bir şeyin esası zannettikleri olan cezb, def, hareket, kuva gibi emirler, âdetullahın kanunlarına birer isim olsun. Lakin kanun, kaidelikten tabiiliğe ve zihnilikten hariciliğe, itibariden hakikate ve aletiyetten müessiriyete geçmemek şartıyla kabul ederiz."(1)

Tabiat dedikleri şey ise kainattaki bütün kanunların toplamından hasıl olan zihni bir kabul, zihni bir vehim, zihni bir tasarımdır. Yani insan zihninin tasvir ettiği ve hakikatte bir varlığı ve vücudu olmayan hayali bir avuntudur. Ya da kainatın genelinde harika bir şekilde tasarruf eden Allah’ın Rububiyet sıfatının materyalistçe bir ifadesidir, denilebilir.

Manevi kanun, itibari kanun, ilmi vücut gibi terimlerin hepsi kainatta tabiat ve sebepler dedikleri şeylerin harici bir varlık ve vücut sahibi olmadıklarına işaret eden birer terimdirler.

Mesela, suyun kaldırma prensibinde cisimleri kaldıran Allah’ın kudret sıfatıdır, ama tabiatçılar bu kudreti inkar ederek cisimleri kaldıran şeyin kanun olduğunu söylüyor. Halbuki kanun denilen şey o kaldırma işinin sürekliliğine atıfta bulunan bir nişane ve bir semboldür; yani kanun bir adam, bir varlık değil ki cisimleri tutup kaldırsın. Kanun tabiri, insan zihninin o hadiseye giydirdiği bir elbise bir semboldür. Sonra dönüp ona ilah demenin bir mantığı ve anlamı yoktur.  İşte böyle soyut ve zihni kanunlara harici ve maddi bir suret verip, sonrada onu ilah tutmak ne kadar ahmakçasına bir hükümdür.

Mesela, çizgi kahramanı olan Süpermen insan hayalinin ilmi bir karakteridir, bu karakterin harici ve gerçek bir kişiliği yoktur. Hayale kendini fazla kaptırıp bu karaktere gerçek diyen adama gülerler. Aynı şekilde tabiat ve kanunlarda insan zihninin ilmi ve hayali bir karakteridir, aslı ve gerçekliği yoktur. Belki sembol ve nişane olarak olabilirler. Yani Allah’ın kudretinin farklı tecellilerine bir isim ve unvan olabilirler, ama hepsi o kadar bundan ötesi olamaz.      

Tabiatçılara göre kainatta her şey sebeplerin tasarrufunda ve idaresindedir. Allah’ın kainat üzerindeki tedbir ve tasarrufunu inkar ediyorlar. Bir nevi sebepleri ilahlaştırıyorlar, neticeyi sebepten biliyorlar.

Risale-i Nur'un ekser parçaları bu fikri kati deliller ile çürütüyor. Lakin önemli bir nokta var, oda şudur:

Üstad Hazretleri sebepleri inkar etmiyor, sadece sebeplerin ilahlaştırılmasını reddediyor. Sebepler neticeleri yaratmıyor, sadece onların teşekkül ve yaratılmasında vasıtalık ve araçlık yapıyor.

Allah kainatta sebepler vasıtası ile iş yapıyor. Bu yüzden kainatta sebepler bir sünnetullah ve adetuulah nevinden sabit ve daimidirler. Allah bu nizamını bozmuyor, sürekli ve devamlı yapıyor. Zaten determinist olan tabiat felsefesini yanıltan da bu kanun ve sebeplerin istikrar ve devamlılığıdır. Yani aynı neticenin aynı sebeple sürekli beraber olmaları insanların ekserisini yanıltmıştır. Halbuki ağaç elmanın, arı balın, inek sütün, üzerinden bir katrilyon yıl geçse de mucidi ve yaratıcısı olamaz.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Nokta.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...