"O yüksek saraya nâzır ve münâdi ve teşrifatçı olur." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan önce okur, sonra okutur. Önce öğrenir sonra öğretir, önce seyreder sonra başkalarını da seyre çağırır.

Allah, Âdem aleyhisselama bütün isimlerini öğretti, bu isimlerin tecelli ettiği kâinatı nasıl okuması gerektiğini de böylece öğretmiş oldu. O (as.) da âlemi ve içindeki hadiseleri İlâhî isimlerin birer aynası, birer tecellisi olarak değerlendirdi. İşte bu okumanın, bu talimin en ileri derecesine Peygamber Efendimiz (asm.) mazhar olmuştu. Üstat hazretlerinin ifadesiyle, O zat (asm.) “Adem aleyhisselâma icmalen talim olunan esmânın tafsilen mazharı” idi.

Nâzır, münadi ve teşrifatçı kelimelerinin her biri Allah Resulünün (asm.) bir cihetine dikkat çekiyor. Nâzır, arz ettiğimiz gibi, kâinat kitabını en güzel şekilde okumasına, en mükemmel şekilde tefekkür etmesine, cemâl tecellileri karşısında şükrünü, celâl tecellileri karşısında hayretini ve hamdini en ileri derecede yapmasına işaret etmektedir.

“Münâdî” kelimesi, risalet görevine bakıyor. İnsanlara nidâ ediyor, onları imana, tevhide, sahil amele, güzel ahlaka çağırıyor. Her türlü çirkinlikten uzak kalmaya çağırıyor. “Necisiniz? Nerden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz?” suallerinin cevaplarını öğrenmeye çağırıyor. “Halkı o saray sâhibine, sâniine îmân etmek üzere câzibedâr, hayret efzâ davet ediyor.”

Bu çağrıya uyanlar, Allah’ın razı olduğu kullar olurlar. Bu gölgeler âlemindeki görevlerini en iyi şekilde yapmalarına mükâfat olarak asıllar âlemine, cennete kavuşurlar. O âlemdeki nimetler yanında buradaki her nimet gölge kadar zayıf kalır, oradaki güzellikler karşısında dünyanın bütün güzellikleri de gölge gibi kalırlar.

“Teşrifatçı” kelimesi ise, Onun nidasına müsbet cevap verenlere bu kâinat sarayını ve onda cereyan eden hadiseleri nasıl değerlendireceklerini, Allah’ın sonsuz nimet ve ihsanlara nasıl şükredeceklerini tarif etme görevine bakıyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...