“O Zât-ı Hakîm, insanı, bütün mahlûkat içinde kendine küllî muhatap ve cami bir ayine yapıp,..” diye başlayan ifadede kast edilen bütün insanlar mıdır? Yoksa bir grup veya hususî bir zât mı nazara veriliyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Otuz Birinci Pencere olan İnsan Penceresinde insanın üç cihetle esmâ-i İlâhiyeye ayna olduğu anlatılır. Bu üç cihet birden nazara alındığında insanın bütün isimlere ayna olduğu anlaşılır. Burada kastedilen bütün insanlardır.

İnsanın bu câmi’ mahiyetiyle “küllî muhatab olması” arasında yakın alâka vardır. Cansız eşya, görmediği ve işitmediği için güneşe ve havaya muhatap olamıyor. Olamayınca da onda Basîr ve Semi’ isimleri tecelli etmiyor.

Canlılar acıkıyorlar da onlarda “Rezzak” ismi tecelli ediyor, hastalanıyorlar da onlarda “Şâfi” ismi tecelli ediyor.

İnsan bütün isimlerin tecellilerine muhtaç olmakla hem şu kâinattaki her şeye hem de Allah kelamına en küllî muhatap oluyor:

“Allah Rahmândır” kelamına, rahmete muhtaç olmasıyla muhatap oluyor.

“Allah Ğaffardır” kelamına nefsine uyarak günah işlediğinde tövbe etmekle muhatap oluyor.

Cennetle ilgili teşvik ayetlerine de cehennemle ilgili tehdit ayetlerine de en ileri mânâda insan muhataptır. Çünkü hem saadetten hem de azaptan anlamaktadır.

Bu ve benzeri tecellilerde bütün insanlar ortak olmakla birlikte bir de insanın kendi iradesini doğru yolda kullanmakla mazhar olduğu isimler vardır. İnsanlar arasındaki derece farkları da bu tecellilerdedir.

Yirmi Dördüncü Söz'de geçen şu cümle bize bu dersi verir:

“Şeriat ve Sünnet-i Seniyenin ahkâmları içinde cilveleri intişar eden esmâ-i hüsnanın herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi' olmağa çalış...”

Bir misal verelim:

Her insanın bütün organları ve ruh dünyası İlâhî ilimle tanzim edilmiştir. Bu yönüyle her insan “Alîm” ismine mazhardır. Bir de ilim tahsil eden kişilerin bu isme mazhariyetleri vardır ki, bu ancak çalışmakla olur. Söz konusu cümlede geçen “çalış” ifadesi, bu gibi tecellilerin bir niyet, bir irade ve bir gayretle olabileceğini ders vermektedir. Sözler, On Birinci Söz

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

Adnan54

Vücudumuzdaki duyu organları göz, kulak, dil vs gibi cihazlardır. Duygular ise; korku, Endişe, üzüntü, sevgi, güven, heyecan, Neşe, sükunet, öfke, keder, sıkıntı, Utanç vb hislerdir. Yaşadığımız duygular çok önemli yol göstericilerdir. Bizi ya ilahi rahmet hazinelerini keşfe götürür yada totemlerin kölesi yapar. Mesela korku duygusu hayatı korumak için verilmiştir. Korku hissettiğimizde sebep tahtında gerekli tedbirleri aldıktan sonra, Tevekkül duygusuyla Allah'a ilticaya vesile olursa, rahim, Hafiz, Alim,Kadir, Kerim gibi pek çok Esma'nın hazinesini keşfetmemizi sağlayan bir yolculuğa dönüşür. Tevhid, teslim, Tevekkül rehberliği olmazsa bu duygu hayati azaba çevirir. Ve insan daima titrer, daima dilencilik eder.. Mesela, sevgi duygusunun ışığı ve sıcaklığı, Vedud, Rahman, Kerim, Delil vb. Isimlerin hazinelerine bir yolculuk olabilir. Şayet mecazi bir mahbubu totemleştirirse hayatı azaba dönüştürür. Putlaştırdıklarıyla cezalandırılı Mesela; güven duygusu, Herşeyin dizgini elinde, Herşeyin Anahtarı yanında, her yerde hazır ve nazır olana olursa mehabet ve Özgüven getirir. Sadece egoya dayalı bir güven, kendini ilâhlaştıran bir duyguya dönüşürse firavunlar, tiranlar, diktatörler ortaya çıkar. Allah'ın bize lutfettiği her bir duygumuzu tanımak ve bu duygular terazileriyle ilahi rahmet hazinelerinde depolanan nimetleri keşfetmek, tartmak yolculuğu, insanı Külli şükre götürebilir. Öyle bir şükür ki, an için değildir. Geçmiş ve geleceği kuşatır. Bulunduğumuz mekana münhasır değildir. Yeryüzünün ve Kainatın dört bir yanına uzanan bir şükür duygusudur. Bu duygu öyle bir hazinedir ki, korku, sıkıntı vs olsa bile iç huzurunu bozamaz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...