Block title
Block content

"O zât-ı kudsîde öyle keskin bir nazar ve geniş bir dehâ var ki, mâzi ve müstakbeli ve umum dünyayı görür, bilir ve bütün zamanları keşfeder bir dehâsı vardır. Bu hal ise beşerde olamaz,.." Bu cümleleri nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Şimdi, ey mülhid-i bîhuş! 'Muhammed-i Arabî (a.s.m.) akıllı bir adamdı.' deyip geçme. Çünkü şu umur-u gaybiyeye dair ihbârât-ı sadıka-i Ahmediye (a.s.m.) iki şıktan hâli değil: Ya diyeceksin ki, o zât-ı kudsîde öyle keskin bir nazar ve geniş bir dehâ var ki, mâzi ve müstakbeli ve umum dünyayı görür, bilir ve etraf-ı âlemi ve şark ve garbı temâşâ eder bir gözü ve geçmiş ve gelecek bütün zamanları keşfeder bir dehâsı vardır. Bu hal ise beşerde olamaz; eğer olsa, Hâlık-ı âlem tarafından verilmiş bir harika, bir mevhibe olur. Bu ise, tek başıyla bir mucize-i âzamdır."

"Veyahut inanacaksın ki, o zât-ı mübarek, öyle bir Zâtın memuru ve şakirdidir ki, her şey Onun nazarında ve tasarrufundadır. Ve bütün envâ-ı kâinat ve bütün zamanlar Onun taht-ı emrindedir. Defter-i kebirinde her şey yazılıdır; istediği zaman talebesine bildirir ve gösterir. Demek, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, Üstad-ı Ezelîsinden ders alır, öyle ders verir."(1)

Burada Üstad Hazretleri, gaybın ancak Allah’ın bildirmesi ile bilinebileceğini ifade ediyor. Yoksa insan ne kadar zeki ve dahi de olsa gaybı bilemez.

Öyle ise Peygamber Efendimiz (asm)'in göstermiş olduğu yüzlerce gaybi haberleri, kendi işi ve icraatı değil ancak Allah’ın vahiy ve ilhamı ile oluyor demektir. Peygamber Efendimiz (asm) Allah’ın aziz bir nebisi ve talebesi olduğu için, Allah, ihtiyaç halinde ona ezeli ilmi ile bildiriyor ve vahyediyor, o da vahye istinaden bize haber veriyor. Yoksa kendi başına Allah’tan bağımsız olarak en küçük bir haberi bile bilemez ve bildiremez.

(1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...