Block title
Block content

"O zât-ı kudsînin kendine mahsus bir makamı var; hem makbûlîndendir. Fakat mîzansız keşfiyâtında hudutları çiğnemiş ve cumhûr-u muhakkıkîne çok meselelerde muhâlefet etmiş." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"O zât-ı kudsînin kendine mahsus bir makamı var;.."

Bu cümlede anlatılmak istenen husus, İbn-i Arabi Hazretlerinin mesleği olan vahdet-i vücut mesleğinin kendine has bir meslek olmasıdır. Bu meslek çetin ve zorlu bir meslek olup, sadece mahdut kimselere mahsus kalmıştır. Tevhitte istiğrak olan bu mesleğin en parlak temsilcisi ve en büyük üstadı ise İbn-i Araabi Hazretleridir.

"Hem makbûlîndendir."

İbn-i Arabi Hazretleri garip, özel ve bir o kadarda riskli olan bu meslekte gitmesine rağmen, Ehl-i sünnet alimlerince makbul ve faziletli olarak kabul edilmiştir.

"Fakat mîzansız keşfiyâtında hudutları çiğnemiş ve cumhûr-u muhakkıkîne çok meselelerde muhâlefet etmiş."(1)

"Vahdet-i Vücut" kelime olarak varlığı teklemek ve birlemek anlamındadır. Allah’ın varlığı ve birliğinde bir istiğrak hâlidir. Yani Allah’ın varlığından başka varlıkları yok saymak ve inkar etme halidir. Allah’tan başka mevcut yoktur varlık sadece Allah’a ait bir durumdur demektir. Bu fikre göre masiva ve mahlukat diye bir şey yoktur, sadece Allah vardır.

"İstiğrak" vahdet-i vücut mesleğinde görülen manevi bir hâldir. İstiğrak ehlinin durumu, güneşin şiddetli ışığının içinde gözü kamaşan bir adamın sair zayıf ışıkları fark edememesi ya da o ışıkları da güneş ışığı zannetmesi gibidir.

İbn-i Arabi Hazretleri Allah’ın varlık güneşinden gözü kamaştığı için sair zayıf varlıkları görememiş ya da o varlıkları ezeli varlık zannetmiştir. Bundan dolayı da Allah’tan başka mevcut yok demiştir. Ama kendine geldiği zaman, yani gözündeki kamaşma gittiği zaman, sair varlıkları kabul etmiş ve iki varlık arasını ayırt etmiştir; tasavvufta buna "sahve" deniyor. Bu sebepten dolayı Ehl-i sünnet alimleri İbn-i Arabi’yi mazur saymışlardır.

Bu meslekte insan kendi varlık ve benliğini Allah’ın varlığı karşısında ne kadar zayıf ve yok sayabilirse o derece parlak ve güzel bir makama ulaşır. Bir insanın fikir odasına muhtelif ışık hüzmeleri giriyorsa, burada bir ışığa kuvvet vermenin tek yolu diğer ışıkları söndürmek ya da zayıf hale getirmek ile mümkündür. Öyle ise bu mesleğe göre insanın aleminde Allah’ın varlığını galip ve kuvvetli kılması, ancak diğer varlıkları yok sayması ya da zayıflatması ile mümkündür. Diğer varlıklar sahneden ne kadar çekilirse Allah’ın varlığı insanın zihin sahnesinde o derece parlar.

Zılli asılla iltibas etmemek gerekir. Vahdet-i vücuttaki istiğrak hâli, ezeli varlık ile hadis olan varlığı ezeli varlık lehine birbirinin aynı görülmesidir. Yani "ben yoğum, Allah var. Öyle ise sen kimsin, denildiğinde ben ezeli varlığım" diyor. Tabi bu bir istiğrak bir cezbe bir manevi sarhoşluk hâlidir; bunu uyanıkken ve kendinde iken dese küfür olur.

Mizan şeriattır, mizansız keşfiyat ise istiğrak hâlinde hem eşyanın varlığını inkar etmek hem de kendini ezeliyet ile ittisal etmektir ki, bu iki durum şeriata zıttır, aklı başında iken söylese insanı küfre sokar.

(1) bk. Lem'alar, Dokuzuncu Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...