Block title
Block content

"Ölmüş gitmiş ve dünyadan ve hükûmetten alâkası kesilmiş bir adam hakkında,.." Aynı durum Fatih, Yavuz, Kanuni , Alparslan için de geçerli değil mi? Yani bunlar da ölmüş gitmiş, hükûmet ile alakası kesilmiş. İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Reisicumhura gönderilen istidanın zeylidir ki, mecbur oldum yazmaya."

"Bana hücum eden garazkârların en esaslı sebebi, Mustafa Kemal'in dostluğu ve tarafgirliği vesilesiyle beni eziyorlar. Ben de o garazkârlara derim ki:"

"Ölmüş gitmiş ve dünyadan ve hükûmetten alâkası kesilmiş bir adam hakkında, otuz sene evvel bir hadis-i şerifin ihbarıyla 'Kur'ân'a zararlı öyle bir adam çıkacak.' dediğimi ve sonra Mustafa Kemal o adam olduğunu zaman gösterdi. Ben de beş yüz seneden beri kahramanlığıyla ve hakperestliğiyle dünyaya meydan okuyan kahraman bir ordunun şerefini ve zaferini hilâf-ı hakikat olarak M. Kemal'e vermediğim için, garazkâr dostları, beni yirmi senedir bahanelerle tâzip ediyorlar."(1) 

Cemaatin ortak emeği ve ortak ameliyle elde edilmiş bir zaferi, cemaatin başındaki adama vermek hakikat nazarında zulümdür. Bu kaide sadece Mustafa Kemal için değil herkes için geçerlidir.

Osmanlının fazilet ve adaletini sadece padişahtan bilmek, Osmanlı medeniyetini oluşturan diğer ögelere bir haksızlık olur. Hem de padişahları haddinden fazla bir makama çıkarıp efsaneleştirir. Bu da sağlıklı bir bakış açısı değildir.

Bunun tehlikeli bir yönü de milletlerin ve cemaatlerin bütün fazilet ve kemalini bir kişiye mal etmek, o kişinin harikulade ve beşer üstü bir varlık olduğunun algılamasına sebebiyet verir. Bu da o kimselerin kült ve tiranlaşmasına vesile olur.

Bu yüzden "zaferi cemaate, kusuru cemaatin başındaki adama vermek" en salim ve en sağlam yoldur. Hem bu daha adil hem de baştaki adamın ruh yapısı için daha sağlıklıdır.

"Şöhret, insanın malı olmayanı da insana mal eder. Şöyle ki:"

"Beşerin seciyelerindendir: Garip veya kıymettar bir şeyi asîlzâde göstermek için, o kıymettar şeylerin cinsiyle müştehir olan zata nispet ve isnad etmektir. Yani, sözleri revaç bulmak ve tekzip olunmamak veyahut başka ağraz için, zalimâne ve istibdadkârâne, bir milletin netaic-i efkârını veya mehasin-i etvarını bir şahısta görüp ondan bilirler."

"Halbuki, o adamın şanındandır, o hediye-i müstebidaneyi reddede. Zira güzel bir sıfat veya ulvî bir san'atla meşhur olan bir adam, hüsn-ü sûrînin mâverâsını görmek şanından olan nazar-ı san'atperverânesine haksız olarak ona isnad olunan emir arz edilip gösterilirse, 'Senin dest-i hattındır.' denilirse, o emir san'atın tenasüp ve muvazenesinden nâşi olan güzelliğini ihlâl ettiği için, reddedip iraz ve teberri edecektir. 'Hâşâ ve kellâ!..' diyecektir."

"Bu seciyeye bina ile meşhur kaideye 'Bir şey sâbit olsa, levazımıyla sâbit olur.' istinaden, insanlar o şahs-ı meşhurda tahayyülâtlarına bir nizam verdirmek için muztardırlar ki: Çok kuvvet ve azamet ve zekâ gibi levazım-ı hârikulâdeyi isnad etsinler, tâ o şahsın cümle mensubatına merciiyeti mümkün olabilsin. O halde, o adam bir ucûbe olarak zihinlerinde tecessüm eder."

"Eğer istersen hayalât-ı acemâne içinde perverde olan Rüstem-i Zâl'in timsal-i mânevîsine bak, gör, ne ucubedir! Zira, şecaatle müştehir olduğundan ve hiç İranîler tazyikatından kurtulamayan istibdad sırrıyla ve şöhret kuvvetiyle İranîlerin mefahirini gasp ve gàrât ederek büyülttü. Hayallerde büyüyüp şişti. Yalan, yalana mukaddeme olduğu için, şu harikulâde şecaat, harikulâde bir ömür ve dehşetli bir kamet ve onların levazım ve tevâbileri olan çok emirleri toplayıp, içinde o hayal-i hâil nara vurarak 'Ben nev'ün münhasırün fi'ş-şahs'ım.' der. Gulyabânî gibi hurafatı arkasına takarak dillerin destanlarında dönüyor. Emsaline dahi meydan açar."

"Ey hakikati çıplak görmek isteyen zat! Bu mukaddemeye dikkat et; zira hurâfatın kapısı bir yerden açılır. Ve bab-ı tahkik dahi bununla sed olur. Hem de kıssadan hisse ve meylü't-terakki ile Mütekaddimînin esasları üzerine bina ve Seleflerin mevrusatında tasarruf ve ziyadeye cesaret bu şûristanda mahvolur."

"Eğer istersen, meşhur Molla Nasreddin Efendiye de: 'Bu garip sözler umumen senin midir?' Elbette sana diyecektir: 'Şu sözler ciltleri dolduruyor. Epeyce ömür ister. Zira bütün sözlerim nevadirden değildir. Ben hocayım. Onların zekâtını da bana verseler razıyım ve kâfidir. Fazlasını istemem. Zira zarafetimi tabiîlikten çıkarıp tasannua kalb eder.'"

"Yahu, bu kökten, hurafat ve mevzuat biter ve tenebbüt eder ve doğru şeyin kuvvetini bitirir."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Emirdağ Lâhikası-I, (217. Mektup)

(2) bk. Muhakemat, Birinci Makale, Dördüncü Mukaddeme.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: 217 | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 623 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...