Block title
Block content

"Ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan, elem verici günahlar, zillet verici elemler, dalâlet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalb ve hacâletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum..." Üstad'ın hayatında, "elem verici günahlar, zillet verici elemler, dalâlet verici vesveseler" mi var ki?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri burada kendi nefis ve hevasını zem makamında konuşuyor ve bunun gereklerini izah ediyor. Hazreti Yusuf (as) gibi masum bir peygamber bile nefsi için "emmare" diyor ise, Üstad Hazretlerinin böyle bir tavsifte bulunması, ubudiyet noktasından gayet makul ve normal bir tavsiftir.

İnsanın, kusurunu ve acizliğini Allah’a karşı ilan ederken böyle laflar etmesi gayet latif ve güzeldir. "İlahi ben zelil, sen ise izzet sahibisin" demek gibi bir şeydir. Bu da ubudiyetin latif bir serzenişi kabilindendir. Bütün büyük şahsiyetlerin benzer sözleri ve yakarışları bulunmaktadır.

Ayrıca her alim her evliya o manevi makamlara mücadele ve mücahede ile çıkmıştır. Malum mücadele esansında nefis ve heva ile çarpışılır, vesveseye maruz kalınır, birtakım hata ve günahlara düşülür, ama sonunda o manevi makama çıkılır. Kimse durup dururken, mücadele etmeden o manevi makamlara çıkmıyor çıkamıyor. Tabi büyük evliyaların kendilerine istinaden günah dediği şeyler, bizim anladığımız anlamda zina, kuma, cinayet, faiz gibi günahlar cinsinden değildir. Bazen bir evliya nefsinin istemesi ile bir bardak soğuk bir su içiyor, sonra bu arzusunu günah telakki edip nefsine kırk gün çile çektiriyor.

"Ezcümle, bu yazın arkadaşlarım güzel bir ata beni bindirdiler. Bir seyrangâha gittim. Şuursuz olarak, nefsimde hodfuruşâne bir keyif arzusu uyanmakla, ehl-i dünya öyle şiddetli o arzumun karşısına çıktılar ki, yalnız o gizli arzuyu değil, belki çok iştahlarımı kestiler."

"Hattâ, ezcümle, bu defa Ramazan'dan sonra, eski zamanda gayet büyük, kudsî bir imamın bize karşı gaybî kerametiyle iltifatından sonra kardeşlerimin takvâ ve ihlâsları ve ziyaretçilerin hürmet ve hüsn-ü zanları içinde, ben bilmeyerek, nefsim müftehirâne, güya müteşekkirâne perdesi altında riyâkârâne bir enâniyet vaziyetini almak istedi. Birden bu ehl-i dünyanın hadsiz hassasiyetle ve hattâ riyâkârlığın zerrelerini de hissedebilir bir tarzda, birden bana iliştiler. Ben Cenâb-ı Hakka şükrediyorum ki, bunların zulmü bana bir vasıta-i ihlâs oldu."(1) 

Halbuki ata binip dağda bayırda dolaşmak meşru ve helal olan bir durum ama Üstad Hazretleri bunu hodfuruşluk ve enaniyete bir sebep görüyor ve başına gelen sıkıntıyı ona yoruyor.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi İkinci Lem'a, Hâtime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: On İkinci Nota | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1139 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...