Block title
Block content

On Altıncı Lem'a'nın Birinci Sual'inde geçen "fütuhat" ifadesi ile ne kastedilmiştir? Sualin cevabını da özet olarak ifade eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kardeşlerimizden Çaprazzâde Abdullah Efendi gibi bazı adamlar, ehl-i keşiften rivayeten, bu geçen Ramazan'da Ehl-i Sünnet ve Cemaat için bir ferec, bir fütuhat olacağını haber verdikleri halde, zuhur etmedi. Böyle ehl-i velâyet ve keşif neden hilâf-ı vâki haber veriyorlar?"(1)

Buradaki fütuhat alem-i İslam’ın merkezi olan Türkiye’deki bir takım bid’at ve sapkın fikir ve sembollerin istilasına mukabil, Ehl-i sünnetin galip olması ile yeniden İslami şiar ve sembollerin hakim olmasıdır. Ezanın Türkçe’ye çevrilmesi, şapkanın kanun zoru ile sarık ve takkenin yerine konulması, camilerin içinde musiki ile namaz kıldırmak gibi bir çok bid’at teşebbüsleri olmuş; bunların bir kısmı uzun bir zaman uygulanmış, bir kısmı ise kısa bir zamanda kaybolmuştur.

İşte böyle bid’at ve dalaletlerin hüküm sürdüğü bir dönemde bazı evliya zatlar, Ehl-i sünnetin galip gelmesi için duada bulunuyorlar, hatta bazıları bir fütuhatın olacağını haber veriyorlar. Lakin onların haber verdiği gibi bir fütuhat ve galibiyet gelmiyor. Üstad Hazretleri de bu haberin gerçekleşmemesinin nedenlerini ve gerekçelerini izah ediyor.

Üstad Hazretleri bu veli zatın neden isabet edemediğini Levh-i Mahv-ı İspat ile izah ediyor. Onun velayeti üstündeki şaibeleri kaldırmak için kaderin ince bir meselesini izah ve şerh ediyor, şöyle ki:

Bediüzzaman’ın ifadesiyle,

“Levh-i Mahv-İsbat ise, sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u A’zam’ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücud ve fenaya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-ı zaman odur.” (bk. Sözler, Otuzuncu Söz, s. 548)

Cenab-ı Hak, ilmindeki manalardan bir kısmını zamanın sayfasında yazmakta, daha sonra ölüm kanunuyla bunları silip yenilerini göstermektedir.

Eşyanın Allah’ın ilmindeki halinde zaman söz konusu değildir; ezel- ebed beraberdir. Bunların vücuda gelmeleri belli bir tertip ve sıra iledir, böylece zaman ortaya çıkmaktadır.

Ezbere bildiğimiz bir şiirin başı ve sonu ilmimizde beraberce bulunur. Ama bunu söylemeye veya yazmaya başladığımızda belli bir sıra ortaya çıkar.

Bir insanın ömrü boyunca geçireceği devreler, nutfede mevcuttur; ama Kitab-ı Mübin dediğimiz bu alemde daha geniş ve ayrıntılı görüntüler var ayrıca Levh-i Mahv ve İspat dediğimiz levhada, şartların yerine gelip gelmediği de kontrol edilmektedir; yani bir adamın başına gelecek şeylerin tayin ve tespiti Levh-i Mahv ve İspat'ta gerçekleşir.

İlm-i İlâhî'nin değişmesi muhaldir. Ezelden ebede kadar olmuş ve olacak bütün hâdiseler gibi, ata kanununun tatbikatı da o ilmin şümûlündedir. Bu kader değişmez. Değişiklikler sabit ve derin olan Levh-i Mahfûz'un daire-i mümkinatta bir defteri ve yazar bozar tahtası hükmündeki Levh-i Mahv ve isbat'ta olmaktadır. Önce takdir edilen nice cezalar, daha sonra tövbe vesilesiyle ve ata kanunu ile afvedilmekte, Levh-i Mahv ve İsbat'tan silinmekte ve kaza edilmemektedir. Nitekim bir âyet-i kerîmede şöyle buyurulmaktadir:

"Allah dilediği şeyi mahveder ve dilediğini isbat eder. Nezdinde kitabın aslı olan Levh-i Mahfuz vardır."(Ra'd, 13/39)

Zaman şeridi; yazar bozar bir tahta hükmünde olduğu için, yazılar ve mukadderat son hali ile yazılı değildir, şart ve meşrut kuralı vardır. Yani Allah kulu için; şu şartı yaparsa ben de ona şöyle muamele ederim, der.

Mesela Allah, bir kulunun ömrünü, sağlığına dikkat etmek kaydı ile seksen yıl tahsis eder, ama o kul sağlığına dikkat etmez ve Allah’ da Levh-i Mahv  İspata yazmış olduğu seksen yılı siler, onu elli yıla çevirir. Ama insanın ömrüne dair bu son hali şartları ile beraber Levh-i Mahfuz'da vardır. Burada bir değişme olmaz. Yani Allah, zaten onun sağlığına dikkat etmeyip ömrünü elli yıla düşüreceğini ezeli ilmi ile biliyordu.

Üstad Hazretleri bu hakikate bahsi geçen yerin devamında şöylece işaret ediyor:

"İşte bu sırra binaen, geçen Ramazan-ı Şerifte ve Kurban Bayramında ve daha başka vakitlerde, istihraca binaen veya keşfiyat nev'inden verilen haberler, muallâk oldukları şerâiti bulamadıkları için vukua gelmemişler ve haber verenleri tekzip etmiyorlar. Çünkü mukadder imiş, fakat şartı gelmeden o da vukua gelmemiş."

"Evet, Ramazan-ı Şerifte bid'aların ref'ine Ehl-i Sünnet ve Cemaatin ekseriyetle hâlis duası bir şart ve bir sebeb-i mühim idi. Maalesef camilere Ramazan-ı Şerifte bid'alar girdiğinden, duaların kabulüne sed çekip ferec gelmedi. Nasıl ki, sabık hadisin sırrıyla, sadaka belâyı ref' eder; ekseriyetin hâlis duası dahi ferec-i umumîyi cezb eder. Kuvve-i cazibe vücuda gelmediğinden, fütuhat da verilmedi."(2)

(1) bk. Lem'alar, On Altıncı Lem'a.

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...