On İkinci Söz'ün İkinci Esas'ında "felsefenin halis bir tilmizi" ifadesi geçiyor ve misal olarak da firavun veriliyor. "Felsefe", "halis olma" ve "firavunluk" tabirlerindeki münasebet hususunda neler söyleyebilirsiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Halis”, kelime olarak “katışıksız, saf” mânasına gelir. Istılahta ise, “ibadetlerin, hiçbir dünyevî, hatta uhrevî maksat gözetilmeksizin, sırf Allah rızası için yapılmasını” ifade eder.

Üstad Hazretleri İhlâs Risalesinde;

“Haksızlar dahi haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlas ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.”

“Samimî bir ihlâs, şerde dahi olsa, neticesiz kalmaz.” (1) buyurur.

Haksızların ihlâsı, kendi davalarında samimi gayret göstermeleri, her türlü fedakârlığı yapmaları, her çeşit zahmete severek katlanmaları mânasına gelir. Bu haller birer samimiyet işaretidir ve sahibinin muvaffak olmasının da en ehemmiyetli birer sebebidirler.

“Felsefenin halis tilmizi” denilince, “sadece felsefe ile uğraşan”, “meseleleri yalnız akıl ölçüsüne vuran”, “vahy-i semaviyi hiç dikkate almayan” bir tilmiz anlaşılır. Böyle bir tilmiz, her meselede aklı hâkim kabul etmekle, mahlûk olan aklına çok fazla bir selahiyet tanır ve onu firavunlaştırır, kendi de bir firavun olur.

Firavun’un en bariz özelliği kibir ve enaniyetidir. Onun enaniyeti, kendisini emrindeki Kıptîlerine ilahlık taslama noktasına kadar götürür. Onlara:

“Ey kavmim! Mısır mülkü ve şu ayağımın altında akan nehirler benim değil mi?” (Zuhruf, 43/51 )

gibi sualler sorma ifratkârlığına vardırır. Öyle ki, Musa aleyhisselamın âsâsının sihir aletlerini yutması karşısında imana gelen sihirbazlara şöyle seslenme cür’etini gösterir:

“Ben izin vermeden iman ettiniz ha?" (A’raf, 7/123)

Kendilerinin kul ve her hayrın da Allah’ın elinde olduğunu unutan kişilerde, kendini beğenme, kibirlenme, tahakküm, şükürsüzlük gibi birçok hastalık belirir. Firavun, bu ve benzeri bütün sapıklıkların bir timsali olmuştur.

(1) bk. Lem’alar, Yirminci Lem’a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yükleniyor...