Block title
Block content

On Yedinci Lem'ada, "Cenab-ı Hakk'ın vazifesi" ifadesi geçiyor. "Allah'ın vazifesidir." demek ne kadar doğrudur, nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Vazife; burada mecazi bir ifadedir. Yoksa, Allah’ın zatına ve sıfatlarına uygun olmayan, görev ve zorunluluk anlamında değildir.

Vazifenin buradaki manası; isim ve sıfatlarının gereği ve şe’ni anlamındadır. Yani; tabirin direkt muadil ifadesi; “Rububiyet’inin şe’nidir.” şeklindedir.

Nitekim Kur’an ve hadislerde bu mecazi ifadeler çokça kullanılmıştır. Yani; Kur’an ve sünnet noktasından, Üstad'ın bu mecazi tabiri caiz ve makbuldür. Burada dikkat edilmesi gereken husus; mecazi ifadelerin zahiri üzerine tatbik edilmemesidir. Mecazi ifadelerde ilk mana değil, ikinci mana murad edilir. İlk mana ifadenin zahiri kabuğudur, ikinci mana ise kast edilen manadır. Vazife kelimesinin ilk ve zahir manası; emir ve zorunlu olarak bir işi yapmaktır, ikinci manası ise gereklilik ve şe’niyettir. Rububiyetin gereği ile rububiyetin yapmakla yükümlü olduğu şey arasında mana olarak dağlar kadar fark vardır.

***

Kur’an ve sünnette Allah için çok mecazi ve teşbih ifadeler kullanılmıştır. Mecaz ve teşbihte ise ilk ve zahir manalar değil maksada işaret eden ikinci ve işari manalar esastır. Bu yüzden teşbih ve mecaz ifade eden ibarelerin zahiri manalarını esas alarak, bu Allah hakkında uygun değildir, demek yanlış bir yaklaşımdır. Hatta Kur’an ve sünnetin kabul edip kullandığı bir tarz olan teşbih ve mecazı zımni olarak tenkit çıkar.

Vazife kelimesi de burada maksada kuvvetle işaret eden teşbih ve mecazi bir ifadedir. Zahir manası murat olmadığı için kullanılmasında bir sakınca yoktur. Vazife tabiri "Şe’ni" ifadesinden daha parlak ve daha keskin bir işarettir. Ayette  kudretullah yerine yedullah tabirinin kullanılmasında bu mana yatıyor. Bu iki ifadeden birisi mücerret, diğeri müşahhas olduğu için elbette avam tabakaya müşahhas bir ifadenin kullanılması daha salim ve tesirli bir yoldur. Burada vazife müşahhas iken şe’ni mücerret kalıyor.

Soyut ve anlaşılması zor olan ince ve latif konuları akla yaklaştırmak için somut ve anlaşılması kolay olan kesif örnek ve temsiller getirmek ilmi ve Kur’ani bir kaidedir. Risale-i Nur, anlaşılması çok zor olan latif ve soyut hakikatleri, ekseri olarak teşbih ve temsil dürbünü ile akla yaklaştırıyor.

Getirilen temsil ve teşbihlerin her manasını ve her köşesini hakikate tatbik etmek doğru olmaz. Teşbih ve temsil anlamak için sadece bir araç bir vasıtadır. Üstad Hazretlerinin Allah ile mahlukatı arasındaki ilişkiyi ve iletişimi ifade etmek için getirdiği temsiller sadece bir akla yaklaştırma işlemidir. Yoksa getirilen bu temsilin  her tarafını ve her köşesini hakikate tatbik etmek de  doğru değildir.

"Şüphesiz Rabbiniz O Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arşa istivâ etti." (A’raf, 7/54)

Nasıl bu ayetde "arşa oturmak" tabiri bir yere oturmak anlamında değil, bir yerin hüküm ve idaresini elinde tutuyor, anlamında kullanılmış ise, Üstad Hazretlerinin getirmiş olduğu teşbih ve temsillerde bu kabilden teşbih ve temsillerdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...