Block title
Block content

"Ona ait muhabbetimiz, o hususî dünyamız âyine olduğu ve temsil ettiği güzel nukuş-u esmâ-i İlâhiyeye döner, ondan cilve-i esmâya intikal eder." cümlesini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Eğer dünyamızı sevdikse, sonra gördük ki, dünyamız, hayatımız üstünde bina edildiği için, hayatımız gibi zâil, fâni, kararsızdır, hissedip bildik. Ona ait muhabbetimiz, o hususî dünyamız ayna olduğu ve temsil ettiği güzel nukuş-u esmâ-i İlâhiyeye döner, ondan cilve-i esmâya intikal eder."(1)

İnsanı gaflete düşüren en önemli sebeplerden birisi de, insanın hissi yanılgısıdır. Bu yanılgıların başında da insanın bu fani dünyayı ebedi olarak algılamasıdır. İnsanı bu noktada yanıltan en önemli faktörlerden birisi, dünyanın demirbaşı hükmünde olan eşyanın bir derece sabit ve devamlı olmasıdır. İnsan, etrafına bakıyor; dağlar, ovalar, nehirler, güneş gibi unsurlar milyonlarca yıldır aynı ve değişmiyorlar. Nefiste de, muhakemeden çok, hissiyat galip olduğu için, bu etrafındaki sabitlik ve devamlılığı kendi üstüne alıp, kendinin de devamlı ve sabit olduğu hükmüne varıyor. Böyle anladığı için de, daha çok, bütün eşyanın ölümü olan kıyametten korkuyor. Halbuki kendi kıyameti yanı başında onu gözlüyor. Güya kıyamet vaktine erişecekmiş gibi kıyametten korkup ürküyor. Bu, nefsin önemli bir manevi hastalığıdır. İnsanları dalalet ve gaflete iten en önemli faktör bu hissi yanılgıdır.

Öyle ise ey nefis, aklını başına al, bu hissi galat ve yanılgıdan sıyrıl ve hakikatleri gör. Her gün ölen insanlara bak, vücudunda sürekli zeval bulan azalarını seyret ve ölümün ne kadar yakın olduğunu hisset ve ona göre yaşa.

 Sonra Üstad Hazretleri bu hakikati akla yaklaştırmak için bir temsil veriyor. İnsan, elinde bulunan aynanın içindeki görüntülerde tasarruf edebilir, ama aynaya yansıyan harici alemlerde asla tasarruf edemez. Elimizdeki ayna kırıldığı zaman, içinde yansıyan bütün görüntüler kaybolup gider, ama o görüntülerin gerçek boyutlarına, yani harici alemlere hiçbir şey olmaz. Öyle ise harici alemlerin sabitliliği ve devamlılığı senin aynanın kırılmamasına bir fayda temin etmiyor ki, sen o sabit şeylere bakıp kendi aynana beka veriyorsun, diyerek yukarıda izah ettiğimiz hakikati temsil ile akla yakınlaştırıyor. 

İnsanın şahsi alemi kırılmaya mahkum bir ayna gibidir. Harici alem ise aynamızda yansıyan kainat ve dünyadır. Kainat ve dünya bir parça sabit ve daimdir, ama insanın ömür aynası çabuk kırılır bir şişe gibidir. İnsan, duygu ve düşüncelerini bir parça sabit ve daim olan kainat ve dünyaya kaptırır ise, gaflet bataklığından çıkıp kurtulamaz.  

İşte hususi dünyamıza olan sevgimiz, hususi dünyamızın kırılgan ve fani olmasını idrak etmek ile zail oluyor. O sevgi, yönünü ve yüzünü bu sefer  Hakk'a çeviriyor. Zira hususi dünyamızda sevmeye değer gördüğümüz  bütün güzellik ve kemallerin hepsi Allah’ın isimlerinin nakış ve tecellileridirler. Allah’ın isimleri asıl ve memba iken, bizim alemimizde tecelli eden cemal ve kemaller gölge ve arızi şeylerdir.

Hasılı, mevcudatı ve hususi dünyamızı Allah hesabına ve onun sanat ve eserleri olduğu için sevmeliyiz ve Allah’a olan muhabbetimize bir vesile ve araç yapmalıyız...

(1) bk. Mektubat, Birinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...