Block title
Block content

"Hiç hatırına gelmesin ki, şu hilkatte câri olan namuslar, kanunlar, kâinatın hayattar olmasına kâfi gelir." ile "O Sultan-ı Ezelînin hikmetinden gelen nizâmât-ı kâinatın mânevî kanunlarını birer maddî madde tasavvur ederek" paragrafları çelişmiyor mu?

 
Soru Detayı:

"Onları temsil edecek, onları gösterecek... melaike denilen ibâdullah olmazsa, o nâmuslara, o kanunlara bir vücud taayyün edemez..." ifadesi ile "mabud-u ezelinin şeriat-ı fıtriye-i kübrasının, manevi ve yalnız vücud-u ilmisi bulunan ahkamlarını ve düsturlarını, birer mevcud-u harici ve maddi birer madde tahayyül ederek, kudret-i ilahiyenin yerine, o ilim ve kelamdan gelen ve yalnız vücud-u ilmisi bulunan o kanunları ikame etmek..." ifadeleri çelişmiyor mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hiç hatırına gelmesin ki, şu hilkatte câri olan namuslar, kanunlar, kâinatın hayattar olmasına kâfi gelir. Çünkü, o cereyan eden namuslar, şu hükmeden kanunlar itibarî emirlerdir, vehmî düsturlardır; ademî sayılır. Onları temsil edecek, onları gösterecek, onların dizginlerini ellerinde tutacak melâike denilen ibâdullah olmazsa, o namuslara, o kanunlara bir vücut taayyün edemez, bir hüviyet teşahhus edemez, bir hakikat-i hariciye olamaz. Halbuki, hayat bir hakikat-i hariciyedir. Vehmî bir emir, hakikat-i hariciyeyi yüklenemez."(1)

Allah kainatta her bir mahlukunu temsil ve tevkil edecek melaike ile donatmıştır. Her bir melek vekalet ettiği mahlukun ibadet ve tesbihini temsilen ve tevkilen Allah’a takdim etmekle kalmıyor, bir insanın iradi işlerindeki tasarrufu gibi, o melek de  o mahlukat üzerinde tasarruf ediyor. Yani melek o mahlukun adeta bir nevi ruhu hükmünde oluyor.

Mesela, bir ağaca vekalet eden melek o ağacın ruhu ise, ağaç da o ruha bir ceset mesabesindedir. Nasıl ruh insan bedeninde olağan üstü olarak tasarruf ediyor ise, melek de o ağaç üzerinde o şekil tasarruf ediyor. Melek ile ağaç, ceset ile ruh gibi münasebet peyda ediyor. Ayetin, cansız varlıkları canlı ve şuurlu bir şekilde tesbih ediyor diye tasvir etmesinde meleğin de büyük hissesi vardır.

Nasıl biz ruhu kemiyeten (nicelik olarak) göremiyor, ama varlığını eserlerinden ve tasarrufatından anlıyoruz. Aynı şekilde bir ağacın ruhu mahiyetinde ağaca tasarruf eden meleği de kemmiyeten göremiyoruz, ama tasarruf ve vekaletinden varlığını hissediyoruz. İşte maddeci felsefe bu hissettiği meleğin varlığını yanlış bir isimlendirme ile kuva-yı sariye olarak tarif ediyor. Oysa ki kuva-yı sariye denilen şeyin özü ve hakikati, melekten başkası değildir.

Fıtratın namuslarından maksat ise, kainata konulmuş olan sabit kanunlar demektir. Nasıl bir ağaca bir melek vekalet edip ona ruh oluyor ise, aynı şekilde kainata konulmuş olan fıtri kanunlara da vekalet edip ona ruh olan melekler vardır. Mesela yer çekimi kanununu bir meleğin oradaki istimrar ve istikrarı şeklinde anlayabiliriz. Yani melek orada sabit olarak o vazifeyi yapıyor anlamındadır.

 Kanunlar itibari, yani vehmi şeyler olmasından dolayı, onları itibarilikten ve vehmilikten çıkarıp, somut ve belirgin hale getirecek şey ancak meleklerin nezaret ve vekaletidir. Büyük bir arazide hazine gömülü olsa, ama hazinenin bir alameti bir işareti olmasa, o hazine müphem ve saklı kalmasından dolayı fayda temin etmez. Aynı şekilde, kainatın her tarafına sirayet eden kanunlar da alameti ve işareti olmayan müphem hazineler gibidir. Allah şayet bu kanunları müphemlikten çıkarıp belirgin hale getirecek bir alameti üzerine koymasa idi, o tefekkür hazinesi orada atıl ve faydasız kalacaktı. İşte Allah bu itibari ve belirsiz olan kanunları somut ve belirgin kılmak için melekleri onlara vekil ve nazır tayin ediyor.  

İster insan olsun ister melek olsun, hepsinin tasarruf ve tedbiri mecazidir, hakiki tasarruf ve tedbir eden Allah’ın Rububiyetidir. İnsan nasıl kendi fiilinin yaratıcısı değilse, aynı şekilde melekler de fiillerinde yaratıcı değildir.

"O Sultan-ı Ezelînin hikmetinden gelen nizâmât-ı kâinatın mânevî kanunlarını birer maddî madde tasavvur ederek ve saltanat-ı rububiyetin kavânîn-i itibariyesi ve o Mâbûd-u Ezelînin şeriat-ı fıtriye-i kübrâsının, mânevî ve yalnız vücud-u ilmîsi bulunan ahkâmlarını ve düsturlarını, birer mevcud-u haricî ve maddî birer madde tahayyül ederek, kudret-i İlâhiyenin yerine, o ilim ve kelâmdan gelen ve yalnız vücud-u ilmîsi bulunan o kanunları ikame etmek ve ellerine icad vermek, sonra da onlara "tabiat" namını takmak ve yalnız bir cilve-i kudret-i Rabbâniye olan kuvveti, bir zîkudret ve müstakil bir kadîr telâkki etmek, misaldeki vahşîden bin defa aşağı bir vahşettir."(2)

İki paragraf birbiri ile çelişmiyor, tam aksine birbirini teyit ediyor. Birinci paragrafta kanunlar vehmi ve müphem olduğu için, melekler tarafından tebeyyün ettirilmesi gerektiği izah ediliyor. Yoksa kanunların harici bir vücut sahibi olduğu söylenmiyor. İkincisinde ise vehmi ve müphem kanunların zihni bir heyula şeklinde tabiatlaştırıldığı tenkit ediliyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Söz, Yirmi Dokuzuncu Söz, Birinci Maksat.

(2) bk. Lem'alar, Yirmi Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

nurcu56
Maşaallah..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...