Block title
Block content

"Onları temsil edecek, onları gösterecek, onların dizginlerini ellerinde tutacak melâike denilen ibâdullah olmazsa, o namuslara, o kanunlara bir vücut taayyün edemez, bir hüviyet teşahhus edemez, bir hakikat-i hariciye olamaz." Burada ne denmek isteniyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah kainatta herbir mahlukunu temsil ve tevkil edecek melaike ile donatmıştır. Herbir melek vekalet ettiği mahlukun, ibadet ve tesbihini temsilen ve tevkilen Allah’a takdim etmekle kalmıyor, bir insanın iradi işlerindeki tasarrufu gibi, o Melek de o mahlukat üzerinde tasarruf ediyor. Yani melek o mahlukun adeta bir nevi ruhu hükmünde oluyor.

Mesela; bir ağaca vekalet eden melek o ağacın ruhu ise, ağaç da o ruha bir ceset mesabesindedir. Nasıl ruh insan bedeninde olağanüstü olarak tasarruf ediyor ise, melek de o ağaç üzerinde o şekilde tasarruf ediyor. Melek ile ağaç, ceset ile ruh gibi münasebet peyda ediyor. Ayetin, cansız varlıkları, canlı ve şuurlu bir şekilde tesbih ediyor, diye tasvir etmesinde, meleğin de büyük hissesi vardır.

Nasıl biz ruhu kemiyeten (nicelik olarak) göremiyor isek; ama varlığını eserlerinden ve tasarrufatından anlıyoruz, aynı şekilde bir ağacın ruhu şeklinde ağaca tasarruf eden meleği de kemiyeten göremiyoruz; ama tasarruf ve vekaletinden varlığını hissediyoruz. İşte maddeci felsefe, bu hissettiği meleğin varlığını yanlış bir isimlendirme ile kuvay-ı sariye olarak tarif ediyor. Oysaki kuvay-ı sariye denilen şeyin özü ve hakikati; melekten başkası değildir.

Fıtratın namuslarından maksat ise; kainata konulmuş olan sabit kanunlar demektir. Nasıl bir ağaca bir melek vekalet edip ona ruh oluyor ise, aynı şekilde kainata konulmuş olan fıtri kanunlara da vekalet edip ona ruh olan melekler de vardır. Mesela yer çekimi kanununu  bir meleğin oradaki istimrar ve istikrarı şeklinde anlayabiliriz. Yani melek orada sabit o vazifeyi yapıyor anlamındadır.

Kanunlar itibari yani; vehmi şeyler olmasından dolayı, onları itibarilikten ve vehmilikten çıkarıp, somut ve belirgin hale getirecek şey; ancak Meleklerin nezaret ve vekaletidir.

Büyük bir arazide hazine gömülü olsa; ama hazinenin bir alameti, bir işareti olmasa, o hazine müphem ve saklı kalmasından dolayı fayda temin etmez. Aynı şekilde kainatın her tarafına sirayet eden kanunlar da alameti ve işareti olmayan müphem hazineler gibidir. Allah, şayet bu kanunları müphemlikten çıkarıp belirgin hale getirecek bir alameti üzerine koymaz ise, o tefekkür hazinesi orada atıl ve faydasız kalacak. İşte, Allah, bu itibari ve belirsiz olan kanunları, somut ve belirgin kılmak için, melekleri onlara vekil ve nazır tayin ediyor.

Kainatta atomdan galaksilere kadar her mevcut ve mahluku bir melek temsil  ve tevkil ediyor. Peygamber Efendimiz (asm)'in,

 "Her bir yağmur damlasına bir melek nezaret eder."(bk. Taberi, İbn Kesir, Suyuti/ed-durru’l-Mensur, Hakka:6-12. ayetlerin tefsiri; Kenzu’l-Ummal, h. no:4679)

hadisi de bu manaya işaret ediyor. Demek sadece atomlara değil, atom altı parçacıklara da vekalet eden ince ve latif melekleri Allah vazifelendirmiştir.

Arşa vekalet eden melek, nasıl azamet ve haşmet noktasında aklı hayrette bırakıyor ise, atom altı parçacıklara vekalet eden melekler de, nuraniyet ve letafet noktasından aklı hayrette bırakır.

İster insan olsun, ister melek olsun, hepsinin tasarruf ve tedbiri mecazidir, hakiki tasarruf ve tedbir eden; yalnızca Allah’ın Rububiyetidir. İnsanlar nasıl kendi fiillerinin yaratıcısı değilse, aynı şekilde melekler de fiillerinde ve tasarruflarında yaratıcı değildirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Maksat, İkinci Esas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2183 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...