"'Onu bulan her şeyi bulur. Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına bela bulur.' ne derece âli bir hakikat olduğunu gördüm ve 'Ne mutlu gariplere!' hadisinin sırrını anladım, şükrettim." ifadesinin hadisle münasebeti nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

" 'Onu bulan her şeyi bulur. Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına bela bulur.' ne derece âli bir hakikat olduğunu gördüm ve طُوبـٰى لِلْغُرَباَۤءِ hadisinin sırrını anladım, şükrettim."

"İşte, kardeşlerim, karanlıklı bu gurbetler, çendan nur-u imanla nurlandılar; fakat yine bende bir derece hükümlerini icra ettiler ve şöyle bir düşünceyi verdiler:

'Madem ben garibim ve gurbetteyim ve gurbete gideceğim. Acaba şu misafirhanedeki vazifem bitmiş midir? Ta ki sizleri ve Sözleri tevkil etsem ve bütün bütün alakamı kessem.' fikri hatırıma geldi."(1)

Hadislerde ifade edilen "garip" kelimesi, dini müdafaa edenlerin maddi açıdan hem zayıf hem de yalnız olacaklarına işaret ediyor. İslam’ın ilk yıllarında müminler hem zayıf hem az hem yalnız hem de büyük bir baskı ve zulüm altında idiler. İşte hadisteki "garip" kelimesi bu manaya işaret ediyor.

Gariplerin az, zayıf ve güçsüz olmaları sebepler açısındandır, yoksa iman ve tevekkül açısından garipler daha kuvvetlidirler. Çünkü onlar tahkiki iman ve tevekkül ile kâinatın Rabbine öyle bağlıdırlar, öyle bir intisapları vardır ki, âdeta ilahi kudret ve gına onların arkasında zahir bir kuvvet, kahir bir güç, zengin bir servet gibidir.

"Onu bulan her şeyi bulur." ifadesi, gariplerin iman ve tevekküllerini aksettiren bir ifade iken, "Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz." ifadesi de sebepler açısından güçlü ve kuvvetli, ama iman ve tevekkül açısından kuru ve çorak bir toprak gibi olan kâfirlerin ruh dünyasını yansıtıyor.

Sebepler açısından bakıldığında, müminler, zayıf ve garip gibi görünür iken, iman açısından bakıldığında da kâfirler zayıf ve zavallıdırlar, denilmek isteniyor.

"İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir…"(2)

Allah’a iman ile intisap eden bir insan aynı zamanda kuvvetlidir de. Bu bahtiyar insan, her şeyi ve her hâdiseyi Allah’ın yarattığını ve takdir ettiğini bilmekle, onlara karşı ne aşırı bir minnet duygusu taşır, ne de onlardan gelecek zararlardan fazlasıyla korkar.

Bir kul olarak kendine düşen vazifeleri hassasiyetle yerine getirdikten sonra, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a tevekkül etmekle mahlukat âleminden gelecek zararlara ve tehlikelere lüzumundan fazla ehemmiyet vermez. Hava âlemini onun emrinde bilir, fırtınadan korkmaz. O unsurun cansız ve iradesiz olduğunu, kendi başına hiçbir icraat yapamayacağını çok iyi bilir. Ancak, bir ayet-i kerimede haber verildiği gibi, o unsurun vereceği zararların, sadece âsi insanlara mahsus kalmayıp çok masumlara da dokunabileceğini dikkate alarak, Rabbine sığınır ve rahmetine iltica eder.

Dipnotlar:

1) bk. Mektubat, Altıncı Mektup.

2) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...