Block title
Block content

Onuncu Nota'da geçen; "Hayalâttan tecerrüd etmek, külliyetle ona dalmak gerektir." kısmını izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cenab-ı Hak insanı sayısız cihazlar, duygular, kabileyetler, latifeler ve hislerle mücehhez bir mahiyette yaratmıştır. İnsanın mahiyetine takılan bu nevi cihaz ve hislerin vazifesi ve hükümleri de birbirinden farklılık arz eder. Birisinin görevini diğerinden istemek yanlış olacağı gibi, hükümlerini de tatbik etmek aynı şekilde  hata olur.

Mesela, insana takılan gözün vazife ve hükmünü kulaktan ya da elden istemek nasıl yanlış olursa, aynı şekilde gözün menfezi ile gelen deliller kulağın menfezinden gelen delillerinden bütün bütün başkadır. Umumiyetle insanın mahiyetinde esas olan cihazlar ve hükümler akıl, kalp, vicdan, hisler gibi ana unsurlardır. Bunlar üzerinde umumi bir ittifak var denilebilir.

Akıl ve kalp insan mahiyetinin en temel bir unsurları olduklarından, bütün fikri münakaşalar bunların üzerinde cereyan etmiştir. Gayeye işaret eden deliller ve kaziyeler, her cihazın keyfiyetine göre bir hüküm alırlar. İnsandaki aklın Vacib-i Vücud'a olan şehadetinin keyfiyeti, kalbin şehadetinin keyfiyetinden başkacadır, hislerinki daha başka ve hakeza.

Ama gayeye olan şehadette müttefiktirler, keyfiyetlerindeki ihtilaf ve farklılık neticeye olan delaletlerindeki kuvvete zarar vermez. Bu yüzden insan mahiyetindeki bütün cihazların farklı yollardan bir şey üstünde ittifak etmesi katiyet kesp eder, bu da kati ilim olur. Bazısı bazısından daha kısa ve emniyetli bazısı daha uzun ve meşakkatli olabilir, ama sonuç tektir.

Misal, akıl şu kâinat kitabını hisler vasıtası ile mütalaa eder ve görür ki her şey gayet sanatlı ve hikmetli, hiçbir yerde abes bir iş yok bunlara umumi aklın neticesi olan fenlerde şahit olunca akıl tereddüt etmeden "Nihayetsiz bir ilim, irade ve kudret sahibi bir Zat-ı Akdes bu işleri yapar." der, iman eder. Vahyin terbiyesi ile de kemalat kazanır.

Burada netice Allah’a imandır, akıl ise bir cihazdır, mütalaa tarzı ise keyfiyeti gösterir. Bu ölçü insanın sair maddi ve manevi cihazları içinde geçerlidir, farkı ise mütalaa tarzı ve keyfiyetindedir. Birinin keyfiyeti diğerinden istenilmez, istenilse hezayan olur.

Aynı şekilde kalp ve vicdan mizanları ile kâinata daldığı zaman, aşk, istinat, istimdat, aşk-ı beka, arzu, iştiyak, cezbe gibi menfezlerle aklın hikmet yolu ile bulduğu vahdet manasını aynen kendi mizan ve keyfiyeti ile bulur. Bu iki misaldeki gibi insanın mahiyetindeki her bir cihazın mana avlama kıstasları ve mizanları birbirine mugayirdir, mübayindir, birinin  avladığını öbürü avlayıp tutamaz, tutmaya kalksa beyhude yorulur.  Üstad'ın Onuncu Nota'daki marifet nurlarının tasnifi buna işaret eder. Kalbin mizanı ile aklın mizanı arasında mübayenet var, hatta bazen zıtlık bile olur; kalbe hafif gelen bir mana, akla ağır gelebilir.

Mesela, İbn-i Arabi’nin kalben çok keskin olmasına karşın akıl noktasından imana dair konularda nakıs olması ve Fahr-i Razi'nin akılda çok keskin, müsbit olmasına rağmen kalp noktasından zaafı gibi.

Üstad'ın su, hava ve nur diye yaptığı tasnif, daha çok delilerin mahiyet ve keyfiyetine bakar yukarıda izah edildiği gibi. Kainat, Hazreti Peygamber (asm), Kur'an ve vicdan ise daha çok delillerin tür ve çeşidi ile alakalıdır. Kâinat delili içinde nur, hava, su mahiyetinde deliller olduğu gibi, aynı deliller Kur'an'da da, Peygamber Efendimiz (asm)'de de vicdanda da vardır.

"Hayalden sıyrılıp külliyete dalmak"; bir cihazın keyfiyetinden ve cüziyetinden çıkıp insandaki bütün cihazın genelliğine ve derinliğine geçebilmektir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Onuncu Nota | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2321 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

drerkan
İzah müthiş olmuş hakikaten.MaşaAllah
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
inkişaf
“Ben, kalp gözü ile görerek keşfettim ki marifetullahın (velayet bilgisinin) delili üç türlüdür. Bir kısmı su gibidir. Görünür, hissedilir, lâkin parmaklarla tutulmaz. Bu kısım keşifte tüm hayallerden arınmak , tamamen o görselliğe ona dalmak gerektir. Tenkit nazarıyla o görüntülere bakılsa kaçar… İkinci kısım, hava gibidir. Hissedilir, fakat ne görünür, ne de tutulur. Ona karşı sen, yüzün, ağzın, ruhunla o rahmet rüzgarına karşı teveccüh et, Tenkit elini uzatma, tutamazsın. Ruhunla teneffüs et. Tereddüt eli ile baksan, tenkit ile el atsan, o yürür, gider. Üçüncü kısım ise, nur gibidir. Görünür, fakat ne hissedilir, ne de tutulur. Öyleyse, sen kalbinin gözüyle, ruhunun nazarıyla kendini ona mukabil tut ve gözünü ona tevcih et, bekle. Belki kendi kendine gelir. Çünkü nur, elle tutulmaz, parmaklarla avlanmaz. Belki o nur ancak basiret nuruyla avlanır. Eğer hırsla ve fiziksel elini uzatsan ve maddî mizanlarla tartsan, sönmese de gizlenir. Çünkü öyle nur, maddîde hapse razı olmadığı gibi, kayda giremez.Boşluğu (vesvese) kabul etmez teki kabul eder."
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...