Block title
Block content

Onuncu Söz'de: "Nefs-i emmârenin en müthiş dalâleti, Cenâb-ı Hakkı tanımamaktadır." deniyor. Benim merak ettiğim; bu durum nefs-i emmârenin orjinal hali mi? Yoksa bozulduğundan dolayı mı bu hale geliyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu konuda ifrat, tefrit ve vasatı temsil eden farklı yaklaşımlar vardır.

İnsan doğduğunda temiz bir kağıt gibidir. Zamanla ve tecrübe ile bu temiz kağıt dolar ve tekemmül eder. Dolayısı ile insan doğarken hakka ve doğruya yöneltecek bir şeyi beraberinde getirmez, tamamen dış etkiler ve tecrübeler sayesinde doğruyu ve hakkı bulur. Bu görüşü savunan felsefi ve psikolojik ekoller ifrata gitmişlerdir.

Bu fikrin aksini savunanlar ise, "insan hak ve doğrunun kıstaslarını fıtratı ile beraberinde getirir. Vicdan, mizaç ve insan doğası denilen şeyler dış etkenlere ve tecrübeye ihtiyaç bırakmadan doğruyu ve hakkı bulur" tezini savunanlar da tefrite gitmişlerdir.

Bu hususta vasat ve doğru olan "insanın doğuştan getirdiği şeyler olduğu gibi, vicdan ve fıtrat gibi sonradan tecrübe ve dış terbiye ile kazandığı şeyler de vardır." Yani insan bütün bütün doğuşta boş ve potansiyelsiz olarak dünyaya gelmiyor. Ama tam tekemmül etmiş de öyle gelmiş de değildir.

İnsan, yaşamı boyunca edindiği tecrübe ve dış etkileşim sayesinde "itiyad-ı sani" denilen ikinci bir fıtrat oluşturur. Yaradılıştan gelen fıtrat ile, insan eli ile oluşturulan ikinci fıtrat birbirine zıt olursa, insan çatışma içine düşer. Bu yüzden fıtri olan İslam dini ile beşeri diğer sistemlerin oluşturduğu ikinci fıtratlar arasında çok farklar var.

Mesela Marksist felsefe, yaradılıştan gelen fıtrata zıt olduğu için, insanlık içinde tutunamayıp kaybolmuştur. Diğer gayri fıtri sistem ve felsefi ekoller de çökmeye muntazırdır. Ayakta ve daimi kalan sadece fıtri olan şeylerdir. Bu da "Hakkın miyarı sadece ve sadece tecrübe ve dış etkileşimdir." diyenlerin  tezini çürütüyor.

Bu ölçüler ışığında meseleye baktığımız zaman, nefsin dalaletini sadece fıtri ahvaline vermek uygun olmadığı gibi, tamamen dış etkilere vermek de mümkün değildir. Nefis hem fıtrat olarak dalalete yatkın hem de dış terbiye ile dalalete sevk olunuyor, demek daha ölçülü olur. Nefis dalalet terbiyesi ile terbiye olunursa zaten dalalete yatkın olan fıtratı insanı çabuk yutar.

Özet olarak, nefsin azgınlığı ve sapkınlığı hem fıtratı açısından, hem de sonraki eğitim ve terbiye açısındandır. Bu durum istikamet ve hayır için de geçerlidir. İnsan fıtratı hem hayra hem de şerre meyilli olarak yaratılmıştır. Dış çevre ve kişinin iradesi ve tercihleri ile nihai şeklini alır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...