Block title
Block content

Otuz Üçüncü, Söz İkinci Pencere'yi izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İkinci Pencere"

"Eşya, vücut ve teşahhusatlarında, nihayetsiz imkânat yolları içinde mütereddit, mütehayyir, şekilsiz bir surette iken, birden bire gayet muntazam, hakîmâne öyle bir teşahhus veçhi veriliyor ki, meselâ her bir insanın yüzünde, bütün ebnâ-yı cinsinden her birisine karşı birer alâmet-i farika o küçük yüzde bulunduğu ve zâhir ve bâtın duygularıyla, kemâl-i hikmetle teçhiz edildiği cihetle, o yüz, gayet parlak bir sikke-i ehadiyet olduğunu ispat eder. Her bir yüz, yüzer cihetle bir Sâni-i Hakîmin vücuduna şehadet ve vahdetine işaret ettikleri gibi, bütün yüzlerin heyet-i mecmuasıyla izhar ettikleri o sikke, bütün eşyanın Hâlıkına mahsus bir hâtem olduğunu akıl gözüne gösterir."

"Ey münkir! Hiçbir cihetle kabil-i taklit olmayan şu sikkeleri ve mecmuundaki parlak sikke-i samediyeti hangi tezgâha havale edebilirsin?" (1)

İmkan; mevcudatın varlığının ve yokluğunun müsavi, yani eşit olma haline denir. Mevcudat; varlık ve yokluk ortasında mütereddit bir durumda iken, vacibü'l-vücut olan Allah, yani varlığı kendinden olan Allah, ezeli iradesi ile bu tereddüdü bozup, mevcudata varlık rengini vermiştir. Yani; Allah imkan dahilinde olan mevcudatın, yokluk cephesini değil, varlık cephesini seçmiştir. Bütün mevcudat varlık sahasına çıkma hususunda ve noktasında, vacibü'l-vücut olan Allah’a muhtaçtır. Şayet Allah bu mevcudatın varlık sahasına çıkmasını irade etmese idi, mevcudat asla varlık sahasına çıkamazdı. Bu yüzden imkan; yani varlığı ve yokluğu eşit olan her şey, vücub mertebesinde olan Allah’a bakar ve O'na muhtaçtır.

Nasıl eşya varlığın ilk aşamasında vacip bir Varlığa muhtaç ise, varlık sahasına intikal ettikten sonraki imkan aşamaları içinde de vacip olan Allah’ın iradesine ve seçimine muhtaçtır. Bir insanın siması milyonlarca imkan ve seçim içinden seçilip tahsis ediliyor. Ve öyle ki; o seçim yapılırken yani bir insana yüz kimliği verilirken, diğer verilmiş olanlara benzememek için onların da nazardan ve kontrolden geçirilmesi gerekiyor ki öyle verilebilsin. Yoksa herkesin yüz kimliği birbirinden farklı olamazdı, her şey birbirine benzerdi.

Demek her insanın yüz kimliğinde, Allah’ın tercih ve seçimi güneş gibi parlıyor ve O'nun sonsuz ilim ve irade sahibi olduğunu kör gözlere gösteriyor.

Mesela; bir atom sayısız cisimlere veya vücutlara girme kabiliyetinde iken, en uygun ve mükemmele girmesi ve girdikten sonra her aşamada başka imkanlar ile karşılaşması ve oralarda da bir tercih edici ve tahsis edicinin varlığına muhtaç olması, gayet mükemmel derecede tevhide işaret eder. Atomun her adımı tevhide bir levha hükmündedir. Şuursuz atomun o binlerce imkan ve tercihler içinde en mükemmelini ve kendine en uygun olanı bilmesi ve tercih etmesi imkansız olduğu için, o adımların ve hareketlerin her safhasında ve aşamasında; Allah’ın tercih ve tahsisini görmek katiyetle zaruridir. Üstad Hazretleri böyle bir tarz ve yol ile her şeyin üstünde imkan ciheti ile tevhide delil getiriyor.

Özet olarak insanların yüzündeki, sesindeki, tenindeki, parmak izlerindeki farklılıkların hepsi, Allah’ın sonsuz ilim ve iradesini ispat ettiği gibi, bütün insanların ortak ve benzer noktaları da tevhidin birer mührü, birliğin sikkesi hükmündedir. Bu pencereye teşabüh ve tehalüf penceresi diyebiliriz.

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, İkinci Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

isahalim

"...o küçük yüzde bulunan zâhir ve bâtın duygular..." deniliyor. Bu ikili ayrıma örnek verebilir misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Her insanın sesinin farklı olması zahiri her insanın farklı huy ve kabiliyette olması da batini duygular sınıfından sayılabilir. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...