Otuz Üçüncü Söz, On İkinci Pencere'yi ayetlerin mânâları ile müşahhas misallerle izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"On İkinci Pencere

سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ اْلاَعْلٰى - اَلَّذِى خَلَقَ فَسَوّٰى - وَالَّذِى قَدَّرَفَهَدٰى sırrınca, umum eşyada, hususan zîhayat masnularda, hikmetli bir kalıptan çıkmış gibi, her şeye bir miktar-ı muntazam ve bir suret, hikmetle verildiği; ve o suret ve o miktarda, maslahatlar ve faideler için eğri büğrü hudutlar bulunması; hem müddet-i hayatlarında değiştirdikleri suret-i libasları ve miktarları yine hikmetlere, maslahatlara muvafık bir tarzda, mukadderât-ı hayatiyeden terkip ve tanzim edilen mânevî ve muntazam birer suret, birer miktar bulunması, bilbedâhe gösterir ki, bir Kadîr-i Zülcelâlin ve bir Hakîm-i Zülkemâlin kader dairesinde suretleri ve biçimleri tertip edilen ve kudretin destgâhında vücutları verilen o hadsiz masnuat, o Zâtın vücub-u vücuduna delâlet ve vahdetine ve kemâl-i kudretine hadsiz lisanla şehadet ederler."

"Sen kendi cismine ve âzâlarına ve onlardaki eğri büğrü yerlerin meyvelerine ve faidelerine bak, kemâl-i hikmet içinde kemâl-i kudreti gör."(1)

Âyet-i kerîmelerin manaları:

“Yüce Rabbinin adını tespih et. O, yaratıp şekillendiren ve düzene koyandır. O, (her şeyi) takdir edip (ölçüyle yapıp) yönlendirendir.” (A’lâ Sûresi, 1-3)

Bilindiği gibi bir şeyin kalıbı ne şekilde yapılırsa içine dökülen madde de o şekli alır. Varlık âleminde her şey kendi mahiyetine en uygun bir şekil alıyor. Her şey Üstadın ifadesiyle “hikmetli bir kalıptan çıkmış gibi.” Ortada maddî kalıplar bulunmadığına göre bu kalıplar manevîdirler.

Eşyanın İlâhî ilimde tayin ve takdir edilen şekline mahiyet deniliyor. Bir şey İlâhî ilimde nasıl bir mahiyetle takdir edilmişse yaratıldığında da ona göre varlık âlemine çıkıyor ve hakikat oluyor.

Üstad Hazretleri On Birinci Söz’de hayatın mahiyeti hakkında “sıfat ve şuun-u İlâhiyenin bir mikyası” ifadesini kullanır. İşte sözünü ettiğimiz bu hakikatin anlaşılmasının da mikyası insanda mevcuttur. Şöyle ki, biz bir cümleyi zihnimizde nasıl kuruyorsak kalemimizin ucundan o şekilde dökülüyor. Yani ilmimizdeki cümle manevî bir kalıptır, yazdığımız cümle ise o kalıptan çıkmış, yani ona göre kaleme alınmıştır.

İşte kader, bütün eşyanın her şeyiyle İlâhî ilimde takdir edilmesi, kaza ise o takdire göre yaratılmasıdır. “Kader dairesinde sûretleri ve biçimleri tertip edilen ve kudretin destgâhında vücutları verilen” ifadesi bu dersi vermektedir.

Üstad Hazretleri mahlûkat için “kelimat-ı kudret” tabirini kullanır. Her mahlûkun mahiyeti onun manevî planıdır, atomlar ise mürekkep vazifesi yaparlar. Harfler ve onlardan teşekkül eden kelimeler birbirinden farklı olacaktır ki ortaya bir yazı çıksın. Tamamı aynı harflerden müteşekkil bir yazıdan söz edilemez.

Kâinatta olup biten her şey, kaderde çizilmiş plan ve program üzerine hareket edip işler.

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, On İkinci Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...