Block title
Block content

Otuz Üçüncü Söz'ün On Altıncı Penceresini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"On Altıncı Pencere"

"Rû-yi zeminde mevsim be mevsim tazelenen mahlûkatın icad ve tedbirlerindeki intizamat ve tanzimat, bilbedâhe bir hikmet-i âmmeyi gösterir. Sıfat mevsufsuz olmadığından, elbette o hikmet-i âmme, bizzarure bir Hakîmi gösterir."

"Hem o perde-i hikmet içinde harika tezyinat, bilbedâhe bir inâyet-i tammeyi gösterir. Ve o inâyet-i tamme, bizzarure inâyetkâr bir Hâlık-ı Kerîmi gösterir."

"Ve o perde-i inâyette, umuma şamil bir taltifat ve ihsanat, bilbedâhe bir rahmet-i vâsiayı gösterir. Ve o rahmet-i vâsia, bizzarure bir Rahmân-ı Rahîmi gösterir."

Yeryüzünde sürekli tazelenen mahlukat, bir intizam ve sistem içinde tazeleniyorlar. Mesela; kışın bütün bitkilerin ve ekseri hayvanların ölmesi yerine, baharda yenilerin gelmesi büyük bir sistemi ve intizamı akla gösteriyor. Nasıl orduda askerlerin alım ve terhisleri bir daire şeklinde sistemleştirilmiş ise, aynı şekilde kainatta sürekli gelen ve giden canlıların hayat serüvenleri de bir intizam ve sistem içinde görülüyor. İntizam ise her şeyin hikmetle yapıldığını gösterir. Yani sistemin her bir kural ve köşesi, bir menfaat ve faydaya binaen tasarlanır demektir. Mesela ağacın çiçekleri meyveleri netice vermek için oraya takılmıştır. Demek kainattaki bu muhteşem intizam ve sistem, muhteşem bir hikmet ve maslahatı ortaya koyuyor. Sıfat varsa sıfatı yapan mevsuf da vardır. Sıfatın olup da sıfatı yapanın olmaması mümkün değildir. Öyle ise kainatı kuşatmış olan intizam ve hikmet sıfatları, Nazım ve Hakim bir mevsufu akla ispat eder. Kainatta intizamın ve hikmetin olup da Hakim ve Nazım bir mevsufun olmaması imkansız bir safsatadır.

Hikmet ve intizam sıfatları nasıl kainatı kuşatarak her tarafı zabtı rabt altına almış ise, aynı şekilde süsleme ve estetik sanatları ve sıfatları da kainatı kuşatarak zaptı rabt altına almıştır. Evet çiçeklerin güleç yüzündeki o muazzam çekici estetik ve büyüleyici süsleme sanatı, açık bir dille tezyin yani süsleme sanatının kainatta hükümferma olduğunu akla gösterir. Meyvelerin iştah açan betimlemeleri, yıldızların sema dairesine ayrı bir estetik değer katması, ağaç ve nehirlerin gönül açan renk cümbüşleri gibi sayısız süsleme ve estetik değerler, kainatta tezyin sıfatının ne denli parlak bir sıfat ve hakikat olduğunu gösteriyor. Bu tezyin sıfatında da yani bu süsleme ve estetik değerlerin hepsinde bir inayet manası hükmediyor, yani ihsan ve ikram manasını akla zahir bir şekilde gösteriyor. İhsan ve ikram manasının arkasında da Kerim ve Latif isimleri parlıyor. Kerim ve Latif isimleri de insan aklını Rahman ve Rahim olan Allah’a götürüyor. Yani bütün bu süslemeler ve estetik değerlerin arka planında, Allah’ın Rahman ve Rahim sıfatları işliyor ve insanı kendine aşık edip sevdirmek istiyor.

"Ve o perde-i rahmet üstünde dahi, bütün rızka muhtaç zîhayatların lâyık ve mükemmel bir tarzda iâşeleri ve erzakları, bilbedâhe, terbiyekârâne bir rezzâkıyet ve şefkatkârâne bir rububiyeti gösterir. Ve o terbiye ve idare, bizzarure bir Rezzâk-ı Kerîmi gösterir."

Yeryüzünde rızka muhtaç bütün canlıların istisnasız ve mükemmel bir şekilde doyurulup beslenmeleri, onları besleyip doyuran bir terbiye edicinin varlığını kati olarak gösterir. Yukarıda izah edildiği gibi; doyurma ve besleme fiili elbette bir fail ister, sıfat varsa sıfatı yapan da vardır. İaşe ve doyurma sıfatı da Rezzak ve Kerim mevsuflarını akla gösteriyor.

"Evet, zeminin yüzünde kemâl-i hikmetle terbiye edilen ve kemâl-i inâyetle tezyin edilen ve kemâl-i rahmetle taltif edilen ve kemâl-i şefkatle iâşe edilen bütün mahlûkat, birer birer bir Sâni-i Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzâkın vücubuna şehadet ve vahdetine işaret ettikleri gibi, yeryüzünün mecmuunda tezahür eden ve umumunda görülen ve kast ve iradeyi bilbedâhe gösteren hikmet-i âmme; ve hikmeti dahi tazammun eden, umum masnuata şamil inâyet-i tamme; ve inâyet ve hikmeti tazammun eden ve umum mevcudat-ı arziyeye şamil olan rahmet-i vâsia; ve rahmet ve hikmet ve inâyeti de tazammun eden, umum zîhayata şamil bir surette ve gayet kerîmâne bir tarzda olan rızık ve iâşe-i umumiyeyi birden nazara al, bak:"

"Nasıl ki, elvân-ı seb’a, ziyayı teşkil eder; ve yeryüzünü tenvir eden o ziya, nasıl şüphesiz güneşi gösterir. Öyle de o hikmet içindeki inâyet ve inâyet içindeki rahmet ve rahmet içindeki iâşe-i rızkî, nihayet derecede Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzak bir Vâcibü’l-Vücudun vahdetini ve kemâl-i rububiyetini, büyük bir mikyasta, yüksek bir derecede, parlak bir surette gösterir."

"İşte, ey sersem münkir-i gafil! Göz önündeki bu hakîmâne, kerîmâne, rahîmâne, rezzâkane terbiyeti ve bu acip ve harika ve mu’cize keyfiyeti neyle izah edebilirsin? Senin gibi serseri tesadüfle mi? Ve kalbin gibi kör kuvvetle mi? Ve kafan gibi sağır tabiatla mı? Ve senin gibi âciz, câmid, câhil esbabla mı? Yoksa, nihayetsiz derecede mukaddes, münezzeh ve müberrâ, muallâ ve nihayetsiz derecede Kadîr, Alîm, Semî’, Basîr olan Zât-ı Zülcelâle, nihayetsiz derecede âciz, câhil, sağır, kör, mümkün, miskin olan 'tabiat' namını verip nihayetsiz hata işlemek mi istersin? Hem güneş gibi parlak şu hakikati hangi kuvvetle söndürebilirsin, hangi perde-i gaflet altında saklayabilirsin? (1)

Özet olarak, yukarıda sayılıp gelen sıfatlar, nasıl iç içe tecelli etmişler ise, onların mevsufu olan isim ve sıfatlar da; iç içe birbirini gösterir ve ispat eder bir şekilde tecelli edip, kendi mana ve hükümlerini ilan ediyorlar. Işığın içindeki yedi renk ve tonları nasıl ışığın kaynağı güneşe işaret edip güneşin varlığını ispat ediyorlar ise, aynı şekilde kainatı sarmalamış ve her noktasına nüfuz etmiş isimler ve onların tecelli tonları da mehaz ve kaynakları olan Zat-ı Akdesi kati bir şekilde gösterip ispat ederler. Her bir fiil ve sıfat, faile ve mevsufa giden veya uzanan bir halat gibidir, kim bu halatı takip ederse netice olarak Allah’a ulaşır.

Üstad Hazretleri burada bize bir yol ve yordam gösteriyor, bu örnekleri biz kendi alemimizde çoğaltabiliriz. Zira kainatta sayısız sıfat ve fiiller vardır, öyle ise bu sayısız fiil ve sıfatları çoğaltıp tefekkür alanımızı genişletmek bizim elimizde.

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, On Altıncı Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
Yükleniyor...