Block title
Block content

Otuz Üçüncü Söz´ün Yirmi İkinci Pencere'sini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

 اَلَمْ نَجْعَلِ اْلاَرْضَ مِهَادًا - والْجِبَالَ اَوْتَادًا - وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًا [“ Yeryüzünü bir döşek, dağları birer kazık yapmadık mı? Sizi de çift çift yarattık.” (Nebe’, 78/6-8)].  فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا [“ Bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor.” (Rum, 30/50)].

"Küre-i arz bir kafadır ki, yüz bin ağzı vardır. Her bir ağzında yüz bin lisanı vardır. Her lisanında yüz bin burhanı var ki, herbiri çok cihetle Vâcibü’l-Vücud, Vâhid-i Ehad, her şeye Kadîr, her şeye Alîm bir Zât-ı Zülcelâlin vücub-u vücuduna ve vahdetine ve evsâf-ı kudsiyesine ve Esmâ-i Hüsnâsına şehadet ederler."

 "Evet, arzın evvel-i hilkatine bakıyoruz ki, mâyi haline gelen bir madde-i seyyâleden taş, ve taştan toprak halk edilmiş. Mâyi kalsaydı, kabil-i süknâ olmazdı. O mâyi taş olduktan sonra demir gibi sert olsaydı, kabil-i istifade olmazdı. Elbette buna bu vaziyeti veren, yerin sekenelerinin hâcetlerini gören bir Sâni-i Hakîmin hikmetidir."

"Sonra, tabaka-i türâbiye, dağlar direği üzerine atılmış, tâ içindeki dahilî inkılâplardan gelen zelzeleler, dağlarla teneffüs edip, zemini hareketinden ve vazifesinden şaşırtmasın. Hem denizin istilâsından toprağı kurtarsın. Hem zîhayatların levâzımât-ı hayatiyesine birer hazine olsun. Hem havayı tarasın, gazât-ı muzırradan tasfiye etsin, tâ teneffüse kabil olsun. Hem suları biriktirip iddihar etsin. Hem zîhayata lâzım olan sair madenlere menşe ve medar olsun."

"İşte, bu vaziyet bir Kadîr-i Mutlak ve bir Hakîm-i Rahîmin vücub-u vücuduna ve vahdetine gayet kat’î ve kuvvetli şehadet eder."

"Ey coğrafyacı efendi! Bunu neyle izah edersin? Hangi tesadüf şu acaib-i masnuatla dolu sefine-i Rabbâniyeyi bir meşher-i acaip yaparak, yirmi dört bin sene bir mesafede bir senede sür’atle çevirip, onun yüzünde dizilmiş eşyadan hiçbir şey düşürmesin?"

"Hem zeminin yüzündeki acip san’atlara bak: Anâsırlar ne derece hikmetle tavzif edilmişler. Bir Kadîr-i Hakîmin emriyle zemin yüzündeki Rahmân misafirlerine nasıl güzel bakıyorlar, hizmetlerine koşuyorlar."

"Hem acip ve garip san’atlar içinde rengârenk, acip, hikmetli, zemin yüzünün simasındaki bu nakışlı çizgilere bak: Nasıl sekenelerine enhar ve çayları, denizve ırmakları, dağ ve tepeleri, ayrı ayrı mahlûklarına ve ibâdına lâyık birer mesken ve vesâit-i nakliye yapmış. Sonra yüz binler ecnâs-ı nebâtat ve envâ-ı hayvânâtıyla kemâl-i hikmet ve intizamla doldurup hayat vererek şenlendirmek, vakit be vakit muntazaman mevt ile terhis ederek boşaltıp yine muntazaman ba’sü ba’de’l-mevt suretinde doldurmak, bir Kadîr-i Zülcelâlin ve bir Hakîm-i Zülkemâlin vücub-u vücuduna ve vahdetine yüz binler lisanlarla şehadet ederler."

"Elhasıl: Yüzü acaib-i san’ata bir meşher ve garaib-i mahlûkata bir mahşer ve kafile-i mevcudata bir memer ve sufûf-u ibâdına bir mescid ve makarr olan zemin, bütün kâinatın kalbi hükmünde olduğundan, kâinat kadar nur-u vahdâniyeti gösterir."

"İşte, ey coğrafyacı efendi! Bu zemin kafası yüz bin ağız, herbirinde yüz bin lisanla Allah’ı tanıttırsa ve sen Onu tanımazsan, başını tabiat bataklığına soksan, derece-i kabahatini düşün. Ne derece dehşetli bir cezaya seni müstehak eder, bil, ayıl ve başını bataklıktan çıkar, 
اٰمَنْتُ بِاللهِ الَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شىْءٍ de."(1)

Dünyayı bir kafa olarak tasavvur edersek, bu kafada her bir bitki ve hayvan ve maden türü, bir ağız hükmünde olup, kendilerine özgü bir dil ile Allah’ın varlığına ve birliğine şahitlik ediyorlar.

Mesela, çiçekler dünya kafasında bir ağızdır, o güzel ve mütebessim yüzlerinde Allah’ın isim ve sıfatlarını hal dilleri ile bize bildiriyorlar. Ağaçlar bir ağızdır, binlerce delil ve ispatı o güzel meyve ve neticeleri ile bize gösteriyorlar. Ağacın lisanı ile çiçeğin lisanı birİbirinden farklıdır, lakin aynı netice ve aynı maksada yönelmişler, ona işaret ediyorlar. Her bir çiçek ve böcek Allah’ın isim ve sıfatlarını bize tanıtıp ispat ediyorlar. Demek bu diller dünya kafasının içinde avazı çıktığı kadar tevhidi haykırıyorlar.

Bu kafa ve ağız tabiri nispi bir tabirdir. Dünya, içindekilere göre bir kafa iken, dünyanın içinde olan bitki de kendi alt birimlerine göre kafa olup, alt birimleri de ağızları oluyor. Bitki koca bir kafa iken, ağaçlar bir ağız oluyor, ağaçlar kafa iken de ağaçların yaprakları bir ağız oluyor ve hakeza, bu şekilde belki atom ve esir maddesine kadar her şey nispi olarak kafa ve ağız hükmünde oluyor.    

Üstad Hazretlerinin "kafa ve yüz bin ağız ve lisan"dan kastettiği şey dünya içindeki yüz binlerce bitki, hayvan ve madenlerin hal dilleri ile sanatkarından haber verip ispat etmelerine  kinayedir. Bir çeşit cansızların canlı gibi konuşturulmasına işaret ediyor.

Dünyanın ilk yaratılış hali sıvıdır. Allah daha sonra bu sıvıyı katı olan taş ve toprağa çevirdi. Şayet sıvı kalsa idi, canlıların meskeni olamazdı. O sıvı, taş ve toprak olduktan sonra demir ve çelik gibi sert olsa idi, insanların yaşamı için gene elverişli olamazdı. Öyle bir ayar verilmiş ki, ne yumuşak ne sert ikisi arasında yaşama elverişli bir düzen yapılmış. Bu da ancak insanların ihtiyacını ve yaşam koşullarını bilen birisi tarafından verilebilir. Kör ve sağır tabiatın bu ihtiyacı ve bu ayarı bilmesi elbette düşünülemez, denilerek Allah’ın varlığı ve birliği ispat ediliyor.  

Toprak tabakası sanki dağlar direği üstüne atılmış bir çadır gibidir. Toprağın içinden gelen deprem ve sarsıntılar, dağların kraterlerinden nefes alması ile sükunet buluyor. Bir cihetle insanın karnındaki gazları çıkarması ile rahatlaması gibi, toprakta karnındaki zararlı gazlar/sarsıntıları dağların nefesi ile dışarı atıyor. Böylece zeminin hayata hizmeti dengelenmiş ve sağlama alınmış oluyor.

Ayrıca toprağın altı ve dağlar hazine yatağı gibidir. İnsana lazım bütün madenler bu ikisi içinde istif edilmiş. Dağlar, aynı zamanda havanın içindeki zararlı gazları tarayan ve temizleyen bir filtre gibidir. Bütün bu hikmetler düşünüldüğünde Allah’ın varlığı ve birliği ve hususi şefkati güneş gibi parlar ve aklı olana tevhidi ispat eder. Bu mantıkla diğer unsurlara da bakabiliriz.

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi İkinci Pencere.
 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Yirmi İkinci Pencere | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3569 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...