Block title
Block content

Otuz Üçüncü Söz´ün Yirminci Pencere'sini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Yirminci Pencere"
(...)

"Nasıl cüz’iyat ve neticelerde ve teferruatta kemâl-i hikmet ve cemâl-i san’at görünüyor. Öyle de tesadüfî ve karışık tevehhüm edilen küllî unsurların, büyük mahlûkatın zâhiren karışık vaziyetleri dahi bir hikmet ve san’atla vaziyetler alıyorlar. İşte ziyanın parlaması, sair hikmetli hidemâtının delâletiyle, yeryüzünde masnuat-ı İlâhiyeyi izn-i Rabbânî ile teşhir ve ilân etmektir. Demek bir Sâni-i Hakîm tarafından ziya istihdam ediliyor; çarşı-yı âlem sergilerindeki antika san’atlarını onunla irâe ediyor."

"Şimdi rüzgârlara bak ki: Sair hakîmâne, kerîmâne faidelerinin ve vazifelerinin şehadetiyle, gayet mühim ve kesretli vazifelere koşuyorlar. Demek o dalgalanmak, bir Sâni-i Hakîm tarafından bir tavziftir, bir tasriftir, bir kullanmaktır. Dalgalanmaları ise, emr-i Rabbânînin çabuk yerine getirilmesine sür’atle çalışmaktır."

"Şimdi bak çeşmelere, çaylara, ırmaklara: Yerden, dağlardan kaynamaları tesadüfî değildir. Çünkü onlara terettüp eden, âsâr-ı rahmet olan faidelerin ve semerelerin şehadetiyle ve dağlarda bir mizan-ı hâcetle iddiharlarının ifadesiyle ve bir mizan-ı hikmetle gönderilmelerinin delâletiyle gösteriliyor ki, bir Rabb-i Hakîmin teshiriyle ve iddiharıyladır. Ve kaynamaları ise, Onun emrine heyecanla imtisal etmeleridir."

"Şimdi yerdeki bütün taşların ve cevahirlerin ve madenlerin envâına bak: Bunların tezyinatları ve menfaatli hâsiyetleri bir Sâni-i Hakîmin tezyiniyle, tertibiyle, tedbiriyle, tasviriyle olduğunu, onlara müteallik hakîmâne faideleri ve mesâlih-i hayatiye ve levâzımât-ı insaniye ve hâcât-ı hayvaniyeye muvafık bir tarzda ihzarları gösteriyor."

"Şimdi çiçeklere, meyvelere bak: Bunların gülümsemeleri ve tadları ve güzellikleri ve nakışları ve koku vermeleri bir Sâni-i Kerîmin, bir Mün’im-i Rahîmin sofrasında birer tarife, birer davetname hükmünde olarak, muhtelif renk ve koku ve tadlarla her nev’e ayrı ayrı tarife ve davetname olarak verilmiştir."

"Şimdi kuşlara bak: Onların söyleşmeleri ve cıvıldaşmaları bir Sâni-i Hakîmin intak ve söyletmesi olduğuna delil-i kat’î ise, hayret verir bir tarzda birbirine o seslerle müdavele-i hissiyat ve ifade-i maksat etmeleridir."

"Şimdi bulutlara bak: Yağmurun şıpıltıları mânâsız bir ses olmadığına ve şimşek ile gök gürlemesi boş bir gürültü olmadığına kat’î delil ise, hâli bir boşlukta o acaibi icad etmek ve onlardan âb-ı hayat hükmündeki damlaları sağmak ve zemin yüzündeki muhtaç ve müştak zîhayatlara emzirmek gösteriyor ki, o şırıltı, o gürültü, gayet mânidar ve hikmettardır ki, bir Rabb-i Kerîmin emriyle müştaklara o yağmur bağırıyor ki, 'Sizlere müjde, geliyoruz!..' mânâsını ifade ederler."

"Şimdi göğe bak: Gök içinde hadsiz ecramdan yalnız kamere dikkat et. Onun hareketi bir Kadîr-i Hakîmin emriyle olduğu, ona müteallik ve yeryüzüne ait mühim hikmetlerdir ki, başka yerde beyan ettiğimizden kısa kesiyoruz."

"İşte, ziyadan tut, tâ kamere kadar, saydığımız küllî unsurlar gayet geniş bir tarzda ve büyük bir mikyasta bir pencere açar, bir Vâcibü’l-Vücudun vahdetini ve kemâl-i kudretini ve azamet-i saltanatını gösterir, ilân ederler."

"İşte, ey gafil! Eğer bu gök gürlemesi gibi bu sadâyı susturabilirsen ve güneşin ışığı gibi parlak o ziyayı söndürebilirsen, Allah’ı unut. Yoksa aklını başına al,  سُبْحَانَ مَنْ تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ  de."(1)

Kainat, genel manada iki kısma ayrılır. Birisi kainatın platformu niteliğinde olan külli unsurlardır. Toprak, su, hava ve ateş gibi. Diğeri ise bu unsurlar üstünde icat edilen küçük ve cüzi mahluklardır.

Mesela, deniz külli bir unsur iken, içinde yaşayan bir balık cüzi bir sanattır. Cüzi sanatlar üstünde Allah’ın isimlerini okumak ve idrak etmek kolay iken, külli unsurlar üstünde okumak ihata istediği için zordur. Bu sebeple insanların ekserisi külli unsurları karmaşık, anlaşılmaz ve başıbozuk zannetmişler.

Mesela, güneşin ışıkları görünüşte alelade ve dağınık gibi duruyorlar ama dikkatle, yani fennin gözlüğü ile bakıldığında ne kadar ölçülü ve denge içinde istihdam edildiği anlaşılır. Toprak kaba saba şekilde yeryüzünü istila etmiş gibi karmaşık ve hikmetsiz gibi duruyor. Lakin fennin nazarı ile bakıldığında, muazzam bir ölçü ve hikmet ile canlılara beşik olarak tahsis edilmişler.

Rüzgârlar, sanki gelişigüzel esip dalgalanıyorlar gibi duruyor, ama dikkatle ve fennin nazarı ile bakıldığında her bir rüzgarın bir faydası ve hikmeti vardır. Lodos karları eritip baharın alt yapısına hizmet ederken, sair rüzgarlar da başka vazifeler için istihdam olunuyorlar. Yani rüzgarların hiçbirisi hikmetsiz ve maslahatsız esmiyorlar.

Çeşmeler çaylar, nehir ve ırmaklar da aynı şekilde bir intizam ve program dahilinde akıyorlar ve sayısız canlılara hayat suyu oluyorlar. Yüzeysel bir nazarla bakıldığında sular gelişi güzel ve yıkıcı gibi duruyorlar, ama iman ve ilmin nazarı ile bakıldığında hepsi müthiş gaye ve hikmetler ışığında hareket ettikleri anlaşılır.

 Keza taşlar da toprak tabakasının altında bulunan sulara kanallık ve yataklık yapıyor. Şayet toprağın altında taş tabakası olmasa idi, sular toprağı göçürüp hayata imkan vermeyeceği gibi, suların akarak dolaşmasına da imkanolmayacaktı. Bu sebeple taşların ister toprak altında ve ister toprak üstünde sayısız hikmet ve faydaları vardır. Taşların cinsinden olan cevher ve madenlerin hikmet ve faydaları zaten aşikardır.

Özet olarak; kainatta kabaca ve külliyetli bir şekilde duran unsurlar da aynı cüzi ve okunaklı varlıklar gibi Allah’ın varlığından ve isimlerinden haber veriyor ve onları ispat ediyorlar. Bir elma nasıl Allah’ın rahmet ve lütfunu izhar ve ilan ediyor ise, külli unsurlardan olan sema ve toprak da aynı şekilde Allah’ın azamet ve büyüklüğünü izhar ve ilan ediyor. Büyük unsurların dağınık ve geniş olması onların tesadüfi ve başıbozuk olduğunu anlamına gelmez.   

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirminci Pencere. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Yirminci Pencere | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4180 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...