"Öyle de hayat dahi pek çok sıfattan yapılmış bir hakikattir. O hakikattaki sıfatlardan bir kısmı, duygular vasıtasıyla inbisat ederek inkişaf edip ayrılırlar." Devamıyla açıklar mısınız; "inkişaf edip ayrılma" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hayatın üstündeki sayısız nakışlar ve ince işlemeler, duygular, latifeler, hissiyatlar ve cihazlardır. Hayat sahibi birisi, bu cihaz ve duygular sayesinde bütün kâinatla alâka kurabiliyor.

Mesela, bir dağ hayatsız olduğu için alâkası sadece oturduğu bölge ve bulunduğu mekândır. Ama dağdan küçük olan bir arı, hayat sayesinde bütün kâinatla alakadardır.

"Bak, hayatsız bir cisim, büyük bir dağ dahi olsa, yetimdir, gariptir, yalnızdır. Münâsebeti yalnız oturduğu mekân ile ve ona karışan şeyler ile vardır; başka, kâinatta ne varsa, o dağa nisbetenmâdumdur. Çünkü, ne hayatı var ki, hayat ile alâkadar olsun; ne şuuru var ki, taallûk etsin." (1)

İşte arıyı dağdan daha üstün ve azametli kılan hayattır; nakışları hükmünde olan duygu ve cihazlardır. Bu mânâ insanda daha parlak ve daha mükemmel bir şekilde tecellî ediyor.

İşte hayatın üstünde nihayetsiz mühürler ve sınırsız imzaları gösteriyor ki, hayata sahip olmak, bütün kâinata sahip olmakla mümkündür. Arıya hayatı veren kim ise, bütün kâinata hükmeden de odur. Hayat öyle bir san’attır ki, onu Allah’tan başka kimse yapamaz ve taklit edemez.

İnsanın, hayatının yanında şuur ve akla sahip olması, hayatının nakış ve inceliklerini daha da genişletiyor.

“O hakikatteki sıfatlardan bir kısmı, duygular vasıtasıyla inbisat ederek inkişaf edip ayrılırlar.” cümlesi bu mânâya işaret ediyor.

"Hayat, vücudun nurudur; şuur, hayatın ziyâsıdır. Hayat, ruhun ziyâsıdır; şuur, hayatın nurudur." (2)

Hayat; canlı olmak mânâsındadır. Vücut; varlık demektir. Nur ve ziya ise; varlığın görünmesine ve aydınlanmasına sebep olan ışık demektir.

Hayat vücudun nurudur; yani bir şeyin hakiki varlığı hayat sayesinde anlaşılır, hissedilir. Şuur hayatın ziyasıdır; burada ise hayatın mertebeleri olduğunu anlıyoruz. Şuur sahibi olan bir hayat mertebesinin, şuurdan mahrum olan bir hayat mertebesine nisbeten varlığı daha net ve daha iyi hisseder. Bu ise en yüksek seviyede insan da görülmektedir. Yine Üstad'ın ifadesiyle;

"Elbette hayat, tabaka-i insaniye olan en yüksek mertebeye çıktıkça öyle bir inbisat ve inkişaf ve tenevvür eder ki, hayatın ziyâsı olan şuur ile akıl ile bir insan kendi hânesindeki odalarda gezdiği gibi, o zîhayat kendi aklı ile avâlim-i ulviyede ve ruhiyede ve cismâniyede gezer. Yani, o zîşuur ve zîhayat, mânen o âlemlere misafir gittiği gibi, o âlemler dahi o zîşuurunmir'at-ı ruhuna misafir olup, irtisâm ve temessül ile geliyorlar." (3)

Hayat ruhun ziyasıdır. Hayat; hareket, çoğalma, hissetme, görme gibi hasselerin menbaıdır. Şuur ruhun hülasasıdır. Ruh ve hayat münasebeti için geçerli olan bir durum, şuur ve hayat için de geçerlidir. Zira şuur zihayatlarda bulunur. Hayatın olmadığı yerde ruh, ruhun olmadığı yerde de şuur olmaz. Denebilir ki; hayat, hem ruhun ve hem de şuurun ziyası ve nurudur.

Netice olarak; Allah’ın varlığına ve birliğine, isim ve sıfatlarının hüküm ve mânâlarına en parlak ve mükemmel delil ve en geniş ayine hayattır. Ve hayattan kaynayan hissiyat ve cihazlar sayesinde bu isimlere bakabiliyoruz.

Dipnotlar:
(1) Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz.
(2) a.g.e.
(3) a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
Allah razı olsun. Çok güzel izah olmuş.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Hayat öyle bir sanattır ki, onu Allah’tan başka kimse yapamaz ve taklit edemez." demişsiniz. Bu cümleyi açıklar mısınız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Hayat vermek sadece Allah’a mahsus olduğu için, insanların hiçten ve yoktan bir şeye hayat bahşetmesi imkansızdır. İnsanlar ancak Allah’ın tahsis etmiş olduğu kanunlar çerçevesinde hareket edebilirler. Fen ilimleri de bu kanunların çerçevesini araştırır. Bunun dışında insanoğlunun icat ve yaratma boyutuna giren "hayatı vermesi ve yaratması" mümkün değildir. Bu mana ayette açıkça ifade edilmektedir:

"Dirilten de öldüren de O'dur. O'nun huzuruna döndürüleceksiniz."(Yunus, 10/56)

Bir takım fenni inkişaflar ve gelişimler örnek gösterilerek, "Bu da olabilir." diye bir zehaba kapılmak çok yanlış olur. İnsanların bugünkü fenni inkişafları, Allah’ın insanlara bir takım ihsan ve ikramlarından ibarettir. İnsanların yaptığı, bu ikram ve ihsanların üstündeki perdeyi aralamaktan başka bir şey değildir.

Uçak, tren gibi nimetler zaten dünyanın hazinesinde potansiyel olarak mevcuttu, insan sadece bu hazinenin üstündeki zaman peresini aralamıştır. İnsanoğlu bu basit işlere bakarak haddini aşmamalıdır. Hayat Allah’ın en büyük sanatı ve eseridir, taklidi kabil değildir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...