Block title
Block content

"Öyle ise, açlıktan ölenler, eğer kırk günden evvel ölseler, kat'iyen rızıksızlıktan değildir. Belki 'Terkül-adat minel-mühlikat" sırrıyla, su-i ihtiyardan gelen bir adet ve terk-i adetten neşet eden bir illetten, bir marazdan ileri gelmiştir." İzah?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tabiri caiz ise, nasıl elektronik eşyaların fabrika ayarları varsa, insan fıtratının da ilahi ayarları ve programları vardır. Nasıl elektronik cihazların en ideal ayarları fabrika ayarları ise, insan fıtratının da en ideal ayarları ve programları ilahi olanıdır. İnsan kötü iradesi ile bu ilahi ayarları ve programları bozup değiştirse, fıtratın orijinalliği gider bir çok özellik çalışmaz ve işlemez bir hale gelir; ondan sonra da kötü ve yanlış neticelere gider.

Mesela insan midesinin ilahi ayar ve programı kırk gün aç kalmaya dayanaklı ve müsaittir. Ama insan çok yeme alışkanlığı ile bu ayarı bozup on veya on beş güne düşürse, sonrada yirmi gün aç kalsa ölmeye mahkumdur. Bu ölmede sorumlu Allah değil, fabrika ayarları hükmünde olan ilahi ayar ve programları ile oynayan insanın kötü iradesidir.

Allah ayetinden anlaşılan bir mana ve tefsire göre diyor ki, siz fıtratınızın ayarları ve programları ile oynamaz ve bozmaz iseniz rızıksızlıktan ölmezsiniz. Sizin midenizi öyle bir ayarladım ki, kırk gün aç kalsa da ölüme dayanır, zaten kırk gün içinde de insan mutlaka yiyecek bir şeyler bulabilir.

Öyle ise Allah’ın rızık noktasındaki garantisi fıtri ayarlar üstünedir yoksa insanın sonradan yapmış olduğu kötü ayarlar üstüne değildir. Midesini abur cubura alıştıran bir adam, bu garanti kapsamının dışında kalıyor. Öyle ise böyle obezitelerin garanti kapsamından önce ölmesi Allah’ın vaadi ile çelişmez. Bu şekilde ölenler açlıktan ve rızıksızlıktan değil, şişmanlık ve çok yeme adetinin terkinden ölüyor. Öyle ise insanlar içinde hakiki anlamda açlıktan ve rızıksızlıktan ölen yoktur, hükmü doğru ve sadık bir hükümdür ki ayetin hükmü de bu meyandadır.

İlave bilgi için tıklayınız:

- "Demek o ölmek rızıksızlıktan değildir. Belki sû-i ihtiyardan tevellüt eden bir âdet ve o sû-i ihtiyardan ve âdetin terkinden neş'et eden bir marazla ölüyorlar." ifadesini açıklar mısınız?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Nokta | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 5003 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

uguralkan
afrikadaki ölenler 40 gün aç kalmıyolarmı? neden ölüyolar o zaman
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)

Cevap için On Yedinci Lem'a'nın Yedinci Notasına bakınız.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mustafa kayapalı
"Allah ayetinde diyor ki, siz fıtratınızın ayarları ve programları ile oynamaz ve bozmaz iseniz rızıksızlıktan ölmezsiniz. Sizin midenizi öyle bir ayarladım ki, kırk gün aç kalsa da ölüme dayanır, zaten kırk gün içinde de insan mutlaka yiyecek bir şeyler bulabilir." Bu parağrafla ilgili bir yorum göndermiştim. Henüz cevap alamadım. Kanaatimce ya bu yoruma cevap verilmeli ya da o parağraf kaldırılmalı. Çünkü Kuranda öyle bir ayet yok ve rızıkla ilgili ayetler o manaya gelmiyor. Yoksa mesuliyeti mucip olur. Cevabınızı bekliyorum.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Biz bu ifadelere ayet demiyoruz ayet-i bilmana diyoruz. Ki tefsir ilminde ayet-i bilmana caizdir.

Belagat da manalara işaret eden üç çeşit delâlet vardır. Bunlar delâlet-i mutabıkıye, delâlet-i tazammuniye, delâlet-i iltizamiyedir.

Delalet-i mutabıkıye: Bir kelâmın vazolunduğu, yani kastedilen mananın tamamına delâletidir. Meselâ: İnsan lâfzı, insanın tam mahiyeti olan, hayvan-ı natık, (yani, konuşan hayat sahibi varlık) manasına delâleti gibi. İnsan denildiğinde insanın mahiyetinde ne varsa hepsini ifade etmiş olur.

Delalet-i tazammuniye: Bir lâfzın vazolunduğu mananın bir cüzüne delâletidir. Yani sözün ifade ettiği şeyin bir bölümünü ifade etmesine deniyor. Evden oda gibi kitaptan sayfa gibi. 

Delalet-i iltizamiye: Bir lâfzın vazolunduğu mânanın lazımına yani o mana ile beraber bulunması zaruri olan diğer bir manaya delâletidir.

Delâlet-i selâseye ait şöyle bir misal verilir. "Zekât, Müslümanların fakirlerine verilir, hiç bir zengine verilmez." İbaresi; zekâtın, yalnız Müslüman fakirlere verileceğine delâlet-i mutabıkıye ile; zengin olan Ahmet, Mehmet gibi belli şahıslara verilemeyeceğine delâlet-i tazammuniye ile; zekât hususunda zenginler ile fakirler arasında fark bulunduğuna da delâlet-i iltizamiye ile delâlet eder.

Yani ayeti sadece meale indirgeyip çok ince ve derin manalarını inkar etmek ayrı bir dalalettir. Müfessirler ayetlerden o kadar çok manalar çıkarmışlar ki bu manaları mealde görmek asla mümkün değildir. Bu işi ehline (müfessirlere) bırakmak icap eder.

 "Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan Allah'tır." Zâriyat Sûresi, 51:58.

  "Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkını vermek Allah'a ait olmasın." Hûd Sûresi, 11:6.

Bu ayetlerin mana tabakaları o kadar çoktur ki kısa ve kısır bir mealde bu tabakaları göremezsin. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mustafa kayapalı
Cevabınızı aldım ancak tatmin olmadım. Çünkü tefsir usulu ile ilgili bazı hususları yazmışsınız. Bunların hepsi doğru. ancak iki husus var. Birincisi,Tefsirde bu delalet yollarını kullanarak bahsettiğiniz mana tabakalarını ancak bu işe ehil olan yani şartları üzerinde taşıyan müfessirler yapabilir.Ne kadar alim de olsa bu şartları taşımayanlar ancak tefsirlerden nakiller yapabilir. Bu manaları çıkaran kardeşimiz müfessir olmanın şartlarını taşıyorsa diyeceğim bir şey olmaz. İkinci husus,ayetten bu manaları çıkarırken bahsettiğiniz delalet yollarından hangisini kullandığınızı belirtmemişsiniz.Ayrıca çıkarılan bu manalarda ayetin metninde bir delalet olması bir karine olması gerekir .Ayetin metni bu manaları taşımaya hiç müsait değil.Bu yazdıklarım da tefsir usulünün ana kaideleridir. Amacım polemik yapmak değil.Ancak bu şekilde yanlış bir yol açmış oluruz. Ehil olmayanlara keyiflerine göre ayetleri yorumlamanın kapısını açmış oluruz. Lütfen bir kere daha düşünün ve hakperest olun. Yanlıştan dönmenin faziletini okuyucularınıza gösterin. Kimseye vahiy gelmiyor. herkes yanlış yapabilir.Yorumlarınız mutlak doğrular değil. siz de beşer olarak hata yapabilirsiniz. Yapacağınız düzeltme size olan itimadı artıracaktır. Selam ve hürmetler...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mustafa kayapalı
Ayet bil mana caiz olmaması lazım. Hadis bil mana caizdir. Ayet bil mana ayeti olduğu gibi değil de metne yakın farklı kelimelerle ayetin naklidir ki bu caiz olamaz. Zaten bunun tartışılan konu ile ilgisi yoktur. Biz ayetlerin manaya yakın naklini konuşmuyoruz. Biz tefsiri konuşuyoruz.Ayetlerin metne uygun olarak ama ehli tarafından maksad-ı ilahiyi anlamak için manalandırılmasına itiraz edilmiyor ki siz hem de yanlış olarak ayet bil mana caizdir diye cevap veriyorsunuz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Biz Risale-i Nurun metnine dayanarak böyle bir yorumda bulunduk. Yoksa haşa kendimiz bir mana vermiş değiliz. Risale-i Nurda hakiki ve manevi bir tefsir olduğuna göre sıkıntı bulunmuyor. Ama madem yanlış anlaşılmaya müsait diyorsunuz bizde ibareyi değiştirelim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Mealler Kur'an ayetlerinin bire bir karşılığı olmadığı halde yapılması caizdir. Hatta bir çok meal bir birinden farklı bile olabilmekte. Demek asıl mana zedelenmeden ayetler farklı şekillerde ifade edilebilir. Bunda bir sakınca yoktur ve bir çok tefsirde bu tarz ifade ve çalışmalar mevcuttur. 

Mesela Risale-i Nurda ihlas suresi içinden tevhide işaret eden otuz altı cümle çıkarılıyor ve ifade edilirken ayetin metni gibi aktarılıyor tabi ona direk münzel ayet denmiyor. İfade şu şekilde geçmektedir: Demek şu Sûre-i İhlâsta, kendi miktar-ı kametinde müselsel, hem mürettep otuz sûre münderiç; bu bunlara sehergâh. Lâ ya'lemu'l-gaybe illâllah. Lemaat 

"Yedullah" ifadesine "İlahi kudret" demekte benzer bir yaklaşımdır. Bu tarz müteşabih ayetler hep bu şekilde tefsir edilmektedir. Tabi ayetin zahiri ifadesi yerine bu ifade konulamaz ama tefsir edilirken mana bu şekilde verilmektedir.   

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mustafa kayapalı
Biraz güç de olsa neticede bir yanlışı düzeltme hassasiyetinizden dolayı teşekkür ediyorum.Size de yakışan bu idi zaten.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...