Block title
Block content

Özellikle bu dehşetli asrımızın (yaşadığımız sahil bölgesi) sefahatte çok zaman öldürülmesi, hizmette olan kardeşleri bile derinden etkiliyor. Önce kendimizi, sonra etrafımızı aç nefsimizin elinden nasıl Nurlarla doyurabiliriz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Asrımızın en büyük tehlikeleri içinde yer alan sefahat ve günahlar, her mümin için manevi mikroplar ordusu gibi saldırıya hazır vaziyette beklemektedirler. Akıldan ziyade hissiyata hitap etmeleri, tehlikenin daha büyük olduğunu göstermektedir. Buna karşı kendimizi nasıl korumamız gerektiği konusunu ise, asrımızın maneviyat doktoru olan Üstadımız bir çok risalelerde ifade etmektedir.

En birinci çare olarak cemaat olmayı ve cemaaatle irtibatı tavsiye etmektedir. Bu irtibatın sıklığı nisbetinde kendimiz korumuş oluruz.  Nasılki, soğuk mevsimlerde seralar kurulur ve meyve sebze yetiştirilir. Cemaat ve dersaneler de birer sera gibidir. Soğuğun bitkileri tehdit etmesi gibi, günahlar da müminleri tehdit etmektedir.

Bir diğer kalkanımız ise, şahsı manevinin sermayesinden istifade etmektir. Karşılaştığımız yüzlerce günahlara mukabil, cemaata olarak da sevap kazanmaktır. Bu konuyu Üstadımız Kastamonu Lahikası'nda şöyle ifade etmektedir:

"Birincisi: Meyusâne bir hatıradan müjdeli bir ihtar:"

"Bugünlerde hatırıma geldi ki, hayat-ı içtimaiyeye giren hangi şeye temas etse, ekseriyetle günahlara mâruz kalıyor. Her cihette günahlar serbestçe insanı sarıyorlar. 'Bu kadar günahlara karşı insanın hususî ibadeti ve takvâsı nasıl mukabele edebilir?' diye meyusâne düşündüm."

"Hayat-ı içtimaiyedeki Risale-i Nur talebelerinin vaziyetlerini tahattur ettim. Risale-i Nur şakirtleri hakkında necatlarına ve ehl-i saadet olduklarına dair kuvvetli işaret-i Kur’âniyeyi ve beşaret-i Aleviyeyi ve Gavsiyeyi düşündüm. Kalben dedim ki: 'Herbiri bin yerden gelen günahlara karşı bir dille nasıl mukabele eder, galebe eder, necat bulur?' diye mütehayyir kaldım. Bu tahayyürüme mukabil ihtar edildi ki:"

"Risale-i Nur’un hakikî ve sadık şakirtlerinin mâbeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirak-i a’mâl-i uhreviye kanunuyla ve samimî ve hâlis tesanüd sırrıyla herbir hâlis, hakikî şakirt, bir dille değil, belki kardeşleri adedince dillerle ibadet edip istiğfar eder. Bin taraftan hücum eden günahlara, binler dille mukabele eder. Bazı melâikenin kırk bin dille zikrettikleri gibi, hâlis, hakikî, müttakî bir şakirt dahi kırk bin kardeşinin dilleriyle ibadet eder, necata müstehak ve inşaallah ehl-i saadet olur."

"Risale-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takvâ ve içtinab-ı kebâir derecesiyle o ulvî ve küllî ubudiyete sahip olur. Elbette, bu büyük kazancı kaçırmamak için, takvâda, ihlâsta, sadakatte çalışmak gerektir."(1)

Bir diğer husus ise, şudur: Sefahat akıldan ziyade hissiyata baktığı için, hissimizin bizi mağlup edeceği ortamlardan uzak durmak durumundayız. Kur'an'ın ifadesi ile "yaklaşmamak" lazımdır. Yaklaştıktan sorna, duygularımıza mağlup olabiliriz. Televizyon, internet gibi ve gazete gibi, cihazları kullanırken çok dikkat etmek durumundayız. Dikkat edemiyorsak, kullanmamak daha doğru bir davranış olur die düşünüyoruz.

(1) bk. Kastamonu Lahikası, (64. Mektup)

İlave bilgi için tıklayınız:

- YAKLAŞMAYIN!..

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...