Block title
Block content

Peygamber Efendimiz olsaydı, doğruyu ana kaynağından öğrenirdik, günah işlemezdik; diye bir şey olabilir mi? Risale-i Nur'da bunu anlatan bir yer var mıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu çok hatalı bir bakış açısıdır. Zira Allah Kur’an’da şöyle buyuruyor:

“Bugün sizin için dininizi kemâle, üzerinizdeki nimetimi tamama erdirdim. Sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum.” (Mâide, 5/3) 

Yani, Kur’an ve sünnet belli bir dönemi değil, bütün dönemleri aydınlatıp istikamet veren ışıklardır. Peygamber Efendimiz (asv)'in mübarek zatı zaten İslam’dır. İslam ise meydandadır. Ayrıca maddesinin ve mübarek cesedinin bulunması iktiza etmiyor.

Hem bu ifadelerde mevcut İslam kaynaklarında bir şaibe, bir yanlışlık veya eksiklik varmış izlenimi ortaya çıkıyor. Halbuki Üstad Hazretleri, "...meselâ Buharî’de görmek, aynı sahabeden işitmek gibidir."(1) diyor. Yani mevcut kaynaklarda Allah Resulünün manevi şahsiyeti ve hüviyeti mevcuttur. Biz bu kaynaklarla muhatap olduğumuzda, hayalen bu hüviyet ve şahsiyet-i mübarekeyi kendimize hitap ediyor gibi algılayabiliriz.

Zaten sünnete ittiba ederken, bu manayı hayal etmek gerekiyor ki, manevi haz alınsın ve tesiri büyük olsun. Üstad bu manayı şu şekilde nazara veriyor:

“Evet, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ, mutlaka gayet kıymettardır. Hususan bid’aların istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmek daha ziyade kıymettardır. Hususan fesâd-ı ümmet zamanında Sünnet-i Seniyyenin küçük bir âdâbına mürâât etmek, ehemmiyetli bir takvâyı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor. Doğrudan doğruya Sünnete ittibâ etmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı hatıra getiriyor. O ihtardan, o hâtıra, bir huzur-u İlâhi hâtırasına inkılâp eder. Hattâ en küçük bir muamelede, hattâ yemek,  içmek  ve yatmak  âdâbında Sünnet-i Seniyyeyi mürâât ettiği dakikada, o âdi muamele ve o fıtrî amel, sevaplı bir ibadet ve şer’î bir hareket oluyor. Çünkü o âdi hareketiyle Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ittibâını düşünüyor ve şeriatın bir edebi olduğunu tasavvur eder. Ve şeriat sahibi o olduğu hatırına gelir. Ve ondan, Şâri-i Hakikî olan Cenâb-ı Hakk'a kalbi müteveccih olur. Bir nevi huzur ve ibadet kazanır.”(2)

İşte, bu sırra binaen, Sünnet-i Seniyyeye ittibâı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir.

Diğer yandan "Alimler peygamberlerin varisleridir." Asrın alimleri, Peygamber Efendimiz (asm)'in vereceği mesajı getirmekle adeta vazifelendirilmiş seçkin zatlardır. Onları dinlemek, Peygamber (asm)'in mesajını dinlemek demektir.  

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, Dokuzuncu İşaret

(2) bk. Lem'alar, On Birinci Lem'a

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...