Block title
Block content

"Peygamberimiz (asm) Hz. Ali'yi düşünüyordu, fakat murad-ı ilahi Hz. Ebubekir yönündeydi." denilir. Peki sahabeler Hz. Ebu Bekir'i daha evla görmüşler, Peygamberimiz niye görmemiş; açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Soruya konu olan ifadeler Üstad'ın yalnızca kendi şahsi ifadeleri değildir. İlk ifade ile Ehl-i sünnetin görüşünü özetler:

“Ehl-i Sünnet ve Cemaat der ki: 'Hazret-i Ali (r.a.) Hulefâ-i Erbaanın dördüncüsüdür. Hazret-i Sıddık (r.a.) daha efdaldir ve hilâfete daha müstehak idi ki, en evvel o geçti.'"

İkinci ifade de bir nakildir:

“Âl-i Beytten bir kutb-u âzam demiş ki: 'Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ali'nin (r.a.) hilâfetini arzu etmiş. Fakat gaipten ona bildirilmiş ki, murad-ı İlâhî başkadır. O da arzusunu bırakıp murad-ı İlâhîye tâbi olmuş.'”

Niye daha önceki halifelerin Hz. Ali’den üstün olduğuna gelince:

Hz. Ali’ye iki cihetten bakmak lazım: Bir ciheti kendi şahsî kemalatı. Diğer ciheti ise Âl-i Beytin denilen nurlu kervanın kemalatının temsilcisi olmasıdır. Bu yönden Peygamber (asm)’in mahiyetini de temsil ediyor. Şahsî kemalat açısından “Bütün ehl-i hakikat, Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer'i (r.a.) takdim ediyorlar (daha önde buluyorlar). Hizmet-i İslâmiyet'te ve kurbiyet-i İlâhiyede makamlarını daha yüksek görmüşler.”

“İkinci nokta cihetinde, Hazret-i Ali (r.a.) şahs-ı mânevî-i Âl-i Beytin mümessili ve şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt bir hakikat-i Muhammediyeyi (a.s.m.) temsil ettiği cihetle, muvazeneye gelmez.”

Peygamber Efendimizin (asm) Hz . Ali’ye olan ilgisi yalnız Hz. Ali’nin şahsî kemalatı açısından değil, aynı zamanda temsil ettiği Âl-i Beyt adınadır.

Peygamberimizin (asm) arzusu ve murad-ı ilahinin farklılığını düşünürken; Kehf suresindeki Allah’ın katından bir ilme sahip bir zat (genel de Hızır olarak kabul edilir) ile Musa (as)’ın macerasına bakılması faydalı olabilir. Orada Hz. Musa’nın, Hz. Hızır’ın sırrını çözemediği, zahiren çok yanlış olan hallerine tahammül edememesi anlatılır. Hz. Hızır emr-i ilahi ile o zahiren çirkin görünen icraatı yapmıştı. Emr-i ilahinin sırlarını (yani murad-ı ilahinin nelere baktığını) Hz. Hızır izah edince Hz. Musa da itminan bulmuştu. Hz. Peygamber de Hz. Ali lehindeki arzusunu murad-i ilahinin farklı yönde oluşunu görünce, murad-ı ilahiye tabi olmuştur. Bu murad-ı ilahinin ne olduğuna dair On Dokuzuncu Mektub'un Beşinci Nükteli işaretine bakılabilir.

Fakat Peygamberimizin Hz. Ali’yi arzu etmesi ise basit bir kan bağı olayı değildir. Çünkü bu başta,

“Allah katında en şerefliniz, en ziyade takvâ sahibi olanınızdır." (Hucurat, 49/13.)

hakikatına zıttır. Üstad bunu sebebini de şöyle izah ediyor:

“Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, gayb-âşinâ nazarıyla görmüş ki, Âl-i Beyti, âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nuraniye hükmüne geçecek. Âlem-i İslâmın bütün tabakatında, kemâlât-ı insaniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini görecek zatlar, ekseriyet-i mutlaka ile, Âl-i Beytten çıkacak.”(1)

Bu yüzden Al-i Beytin başı olan Hz. Ali’ye ilgi göstermiş. Bu hakikati teyid eden mükerrer rivayetlerde ferman etmiş:

"Size iki şey bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri Kitabullah, biri Âl-i Beytim."

Çünkü, Sünnet-i Seniyyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan, Âl-i Beyttir.

Kısacası, sahabeler şahsî kemalat ve liyakat noktasından bakıyorlardı. Bu yüzden Hz. Ebu Bekir’i tercih etmişlerdi. Peygamberimiz (asm) ise Ehl-i beytin temsilcisi nazarıyla baktığı için başlangıçta Hz. Ali’yi arzulamıştır. Ayrıca, mesela ordu kumandanı gibi özel beceri isteyen işlerde takvayı değil bu konudaki kabiliyeti tercih konusu yapmış ona göre atama yapmıştır. Aynı şekilde halifelik konusunda da sahabelerin en faziletlisini değil başka faktörleri düşünerek Hz. Ali’yi düşünmüş olabilir. Bu yüzden “Sahabeler Peygamberimizden daha basiretli mi idi ki, sahabenin gördüğünü Peygamber (asm) göremiyor?" diye bir soru sorulması abestir. Üstelik İslam’ın en temel sosyal idare modeli “meşveret”tir. Kendisine halife göstermeyerek kendilerine idareci seçimini de meşverete bırakarak “dindar bir cumhuriyet”in temellerini atmıştır.

(1) bk. Lem'alar, Dördüncü Lem'a.

Daha geniş bilgi için tıklayınız:

- Risale-i Nur'da Alevilik.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dördüncü Nükte | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 9930 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Bu yüzden Hz. Ebu Bekir’i tercih etmişlerdi. Peygamberimiz (asv) ise Ehl-i beytin temsilcisi nazarıyla baktığı için başlangıçta Hz. Ali’yi arzulamıştır. Ayrıca, mesela ordu kumandanı gibi özel beceri isteyen işlerde takvayı değil bu konudaki kabiliyeti tercih konusu yapmış ona göre atama yapmıştır. Aynı şekilde halifelik konusunda da sahabelerin en faziletlisini değil başka faktörleri düşünerek Hz. Ali’yi düşünmüş olabilir. Bu yüzden “Sahabeler Peygamberimizden daha basiretli mi idi ki, sahabenin gördüğünü Peygamber (asv) göremiyor?" diye bir soru sorulması abestir. Üstelik İslam’ın en temel sosyal idare modeli “meşveret”tir. Kendisine halife göstermeyerek kendilerine idareci seçimini de meşverete bırakarak “dindar bir cumhuriyet”in temellerini atmıştır. Burdaki açıklamanızı okurken bir türlü tatmin olamadım.Çünkü yazmışsınızda ki Hz. peygamberin isteği niçin olmamış.Yav bunu söyleyen Hz.Peygamber...Ne kadar sahabeler de istese burda bir karışıklık var gibi? Acaba şiiler Hz.Peygamber istedi fakat yapmadılar diye mi ayrıldılar?Bana bu mantıklı geliyor....Birde niçin Sahabeler Peygamberimizden daha basiretli mi idi ki, sahabenin gördüğünü Peygamber (asv) göremiyor? bunu söylemek abes oluyor?iNSAN ARAŞTIRIR DÜŞÜNÜR doğru Hz.Peygamber söylemiş yapmamışlar?...Peygamber muradı ilahiyi göremedi mi?Sanki biz sünniler burda kendimize göre mi yorumluyoruz?vs. şüpheler doğdu içime ?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Allah bildirmediği müddetçe Peygamberlerde, sahabe de kendi başlarına gaybı bilemezler. Peygamber Efendimiz murad-ı İlahi'yi bilse öyle bir arzu içine girmezdi nitekim öğrendiğinde hemen o arzusunu terk edip murad-ı İlahi'ye tabi olmuştur. Ehlisünnet de olaylar olduktan sonra bir kanaat hasıl oluyor. Haşa Peygamber Efendimizin göremediğini onlar görmüş değiller.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karolin
Kısacası, sahabeler şahsî kemalat ve liyakat noktasından bakıyorlardı. Bu yüzden Hz. Ebu Bekir’i tercih etmişlerdi. Peygamberimiz (asv) ise Ehl-i beytin temsilcisi nazarıyla baktığı için başlangıçta Hz. Ali’yi arzulamıştır. Benim anlamadığım:Sahabeler,Hz.Ebubekir'in halifeliğe liyakatını görüyorlar.Ama Peygamberimiz,Hz.Ebubekir'in daha layık olduğunu göremiyor mu?Burada kafa karıştıran birşey var?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Peygamber Efendimiz Ehlibeyti temsil noktasından istiyor ki bu daha makul olandır. Oysa burada bilinmeyen makul olan değil gaybi olandır yani murad-ı İlahidir. Allah bildirmez ise peygamberde olsa gayba kimse muttali olamaz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karolin
Peygamber Efendimiz Ehlibeyti temsil noktasından istiyor ki bu daha makul olandır,diyorsunuz.Peki bu neden daha makbul onu anlayamadım?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
oğuzhangözüpek
Bu mesele hakkında Ehli Sünnet Kitaplarında şöyle bir vakıa nakledilir.Resulullah 'ın asm amcası Hz. Abbas ra -Hastalığın seyri esnasında-Hz.Ali kv ile karşılaşır.Derki'' Resulullah'ın asm yüzüne Ölüm Meleğinin gölgesi düşmüş.'' Ali kv çok zekidir.Amcasının ne demek istediğini anlar ve cevap verir.'' O zaman gidip soralım''. Abbas ra.''Kardeşim oğlu eğer biz sorarsak ve O da bize vermez ise Kıyamete kadar kimse vermez.'' -- Ne yapalım?--Takdire bırakalım.Olacak sa zaten olur. Gençliğimde okuduğum bu konuşmaların kaynağını hatırlamıyorum.Ama bu bilgiyi hiç unutmadım.Hz .Ali Efendimiz Ebu Bekir ra 'e Altı Ay kırgın kalmasının sebebi :1- Resulullah'ın ASM MÜBAREK BEDENLERİ toprağa verilmemişken Halife seçiminin yapılması,2- Kalan Ehli Beytin babası olarak kendisine sorulmaması,kendisinin olmadığı bir ortamda seçimin yapılması idi. O sıralarda 32 yaşlarında olan Ali'nin kv duygusal düşünmesi,ikinci BABA olarak bildiği Allah Resulü'nü asm cismen kaybetmenin acısının üzerinde bıraktığı etki düşünüldüğün de HAK VERMEMEK mümkün değil.Ancak ; Ebu Bekir'in ra ertesi gün '' Ya Ali Vallahi bu konuda bir isteğin olduğunu bilseydik bu işe yeltenmezdik.Ama Vakıa bizi buna mecbur etti. İş bizim de irademiz haricinde oldu diyerek özür beyan etmesi , daha sonra ortaya çıkan yalancı peygamberler ve isyanların zuhuru,Sahabe Efendilerimizin ra Fitne ve fesadı önlemek için canla başla mücadele etmeleri,Ashabı Kiramın Ebu Bekir'e ra yardım etmek amacıyla onun çevresinde HALE olmaları ra Hz.Ömer'in Halife olarak tayin edilmesinde itiraz etmeden en evvel biat etmesi de gösteriyor ki Ali'nin kv Kırgınlığı hissidir.Vaziyetin vehametini kısa sürede anlamış yeni oluşumun ciddiyetini kavramış O da bu yeni duruma intibak ederek canla başla çalışmıştır.Hz. Ömer'e Bir nevi Şeyhülİslamlık yapmış,Kur'anın Tasnif ve Tanzimini en evvel O desteklemiş bir çok Konuda Hz. Ömer'in hata yapmasına mani olmuştur.Ömer'in ra '' Ali olmasa Ömer helak olurdu'' sözü meşhurdur.Hz. Osman'ın Hilafetinde bile Osman'ı ra defalarca uyaran fitne çıktığında en evvel Oğulları Hasan ve Hüseyin RA ile Osman'ın ra evini korumaya çalışan O dur.Görüldüğü gibi Ashabı Kiram ra - İster Feraset diyiniz,ister Muradı İLAHİ DİYİNİZ,iSTER Resulullah'ın ARZUSU diyiniz ,- TAKDİRİ İLAHİ'nin tecellisine boyun eğmişler KUR'ANIN hükümlerine uygun hareket etmişler Meseleye HIRS,RİYASET gözüyle değilde EMANET'in İllaki Muhafazası cihetinden bakmışlardır. ALLAH'U TEALA ONLARDAN RAZI OLSUN.Zaten Olduğunu da KUR'ANIMIZDA ilan etmiş. Selam ve Dua ile kalınız.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Makbul değil makul olan demiştik. Ehlibeyt kolektif bir şey iken diğer hilafetler şahsi fazilete dayanıyor. Dolayısı ile kolektif olan fazilet şahsi faziletten daha üstün daha etkilidir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...