Block title
Block content

Peygamberimiz mi'racda gayb olan şeyleri gözüyle gördü. Halbuki iman gaybadır; gözle görünce artık o görülen iman olmaz. Göz ile gördüğümüz bir şeye iman ediyorum demek doğru olur mu?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela, iman hakikatlerinin en yüksek makamı ve mertebesi, iman edilen şeyleri bizzat görmek ve müşahede etmektir. Mesela, Peygamber Efendimiz (asm) bizim gaybi bir şekilde iman ettiğimiz hakikatleri bizzat müşahede etmiştir. Miraç'ta cennet ve cehennemi gezip görmüş, kader lavhalarını incelemiş, meleklerle sohbet etmiş, imanın en mühim hakikati olan Allah’ı bizzat görmüş ve onunla konuşmuştur. Bu iman noktasında varılacak en mükemmel ve en büyük mertebedir. Peygamber Efendimiz (asm) mi'rac ile iman hususunda bir çığır açmıştır, derecesine göre herkes bu çığırı takip edip iman hususunda mertebe ve dereceler elde edebilir.

Belki hiç kimse Peygamber Efendimiz (asm)'e o hususta yetişemez, ama onun açmış olduğu mi'rac çığırından derecesine göre herkes bir mertebe bir derece elde edebilir. Risale-i Nurlarda da bu mana vardır. Üstad Hazretleri  "Risale-i Nur içinde imanın hadsiz mertebeleri vardır." diyor. Demek Risale-i Nur'da da mi'racın hakikatleri ve dereceleri mevcuttur. Herkes gücü nispetinde mi'raca ve hakikatlerine muvaffak olabilir.

İkincisi, imanın çekirdekten ağaca kadar çok mertebe ve aşamaları var. Üstad Hazretleri bu hususa şu şekilde işaret ediyor: 

"İkinci Cihet: İman, yalnız icmâlî ve taklîdî bir tasdike münhasır değil; bir çekirdekten, tâ büyük hurma ağacına kadar ve eldeki aynada görünen misalî güneşten tâ deniz yüzündeki aksine, tâ güneşe kadar mertebeleri ve inkişafları olduğu gibi; imanın o derece kesretli hakikatleri var ki, bin bir esmâ-i İlâhiye ve sair erkân-ı imaniyenin kâinat hakikatleriyle alâkadar çok hakikatleri var ki, 'Bütün ilimlerin ve mârifetlerin ve kemalât-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikîden gelen tafsilli ve burhanlı mârifet-i kudsiyedir.' diye ehl-i hakikat ittifak etmişler."

"Evet, iman-ı taklidî, çabuk şüphelere mağlûp olur. Ondan çok kuvvetli ve çok geniş olan iman-ı tahkikîde pek çok meratip var. O meratiplerden ilmelyakîn mertebesi, çok burhanlarının kuvvetleriyle binler şüphelere karşı dayanır. Halbuki taklidî iman bir şüpheye karşı bazan mağlûp olur."

"Hem iman-ı tahkikînin bir mertebesi de aynelyakîn derecesidir ki, pek çok mertebeleri var. Belki esmâ-i İlâhiye adedince tezahür dereceleri var. Bütün kâinatı bir Kur'ân gibi okuyabilecek derecesine gelir."

"Hem bir mertebesi de hakkalyakîndir. Onun da çok mertebeleri var. Böyle imanlı zatlara şübehat orduları hücum da etse bir halt edemez. Ve ulemâ-i ilm-i kelâmın binler cild kitapları, akla ve mantığa istinaden telif edilip, yalnız o mârifet-i imaniyenin burhanlı ve aklî bir yolunu göstermişler. Ve ehl-i hakikatin yüzer kitapları keşfe, zevke istinaden o mârifet-i imaniyeyi daha başka bir cihette izhar etmişler. Fakat, Kur'ân'ın mucizekâr cadde-i kübrâsı, gösterdiği hakaik-i imaniye ve mârifet-i kudsiye, o ulemâ ve evliyanın pek çok fevkinde bir kuvvet ve yüksekliktedir."(1)

Üçüncüsü, "Gözle görülen bir şeye iman edilmez." önermesi, batıl ve geçersiz bir önermedir. İnsan gördüğü ve şahit olduğu şeye daha sağlam ve daha güzel iman eder. İslam ve felsefe literatüründe böyle bir iddia ya da fikre hiç rastlamadık. "Görülen bir şeye iman edilmez." fikri, hakikaten yeni duyduğumuz garip bir vehim ya da mağalata. Şayet böyle bir şey olsa hiç iman edilen bir şey kalmaz. Mesela, sahabeler Peygamber Efendimiz (asm)'i ve onun mucizelerini görüp öyle iman ettiler, yukardaki hatalı önermeye göre -haşa- onların imanı sahih bir iman sayılmaz.

Dördüncüsü, yukarıda bir nebze bahsedildiği gibi, nur-u imanın ilmelyakin, aynelyakin ve hakkalyakin gibi çok mertebe ve dereceleri vardır. Mi'rac iman  nurunun hakkalyakin bir mertebesi olduğundan, ilk ve tek olarak Allah Resulüne (asm) nasip olmuştur.

Hakkalyakin iman nurunun da kendi arasında mertebeleri çoktur, diğer peygamberler de belki hakkalyakin bir mertebededirler, ama mi'rac gibi bir hakkalyakin sadece Allah Resulü (asm)'e hastır. Hatta Peygamber Efendimiz (asm)'in mi'racdan önceki hakkalyakin mertebesi ile Miraç'taki hakkalyakin mertebesi aynı ve müsavi değildir. Bu yüzden mi'racda mazhar olduğu hakkalyakin iman nuru, yeni ve daha derin bir iman nurudur.

Peygamber Efendimiz (asm) mi'racdan bütün iman rükünlerini hakkalyakinin ve en azami derecesinde müşahede ederek dönmüştür. Nübüvvetinin başlangıcındaki iman nurları ile mi'racda müşahede ettiği iman nurları arasında hem keyfiyeten hem de kemiyeten çok farklar vardır. Bu yüzden iman nurunun  esasatının çok tafsilatını insanlığa hediye olarak getirmiştir.

(1) bk. Emirdağ Lâhikası-I, (63. Mektup).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dördüncü Esas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3529 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...