Block title
Block content

"Rehberimiz Kur'an ise, neden Risaleler daha çok okunuyor; Risalelerden takip ediliyor?" şeklindeki itirazlara nasıl cevap verilebilir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Gözünde hastalık olan birisi, göz üzerine yazılmış temel tıp kitaplarını okuyarak kendine bir tedavi yolu mu oluşturur, yoksa o işin eğitimin almış, o kitapları özümsemiş ve hazmetmiş bir doktora mı gider? Elbette göz üzerine uzmanlaşmış bir hekime gitmek en doğru olanıdır.

Müslüman için Kur’an elbette temel bir rehber kitaptır. Lakin bu kitabı derinlemesine ve etraflıca anlamak için ilimde rasih ve derin olan alimlerin tefsirlerine ve izahlarına muhtacız. Tıpkı hastanın göz hekimine olan ihtiyacı gibi.

Sadece Risale-i Nur değil, tarihte yazılmış binlerce tefsir ve yorumların hepsi Kur’an’ın açıklamaları ve izahları konumundadırlar. Biz bu tefsir ve yorumları Kur’an’ımızı anlamakta bir araç ve bir basamak olarak kullanmakla mükellefiz.

"Ben bu işin alimlerine, uzmanlarına muhtaç değilim." demek, cahilce ve ahmakça bir kibirden başka bir şey değildir.

Rehberimiz sadece fizik, kimya, biyoloji kitapları ise, o zaman bu devlet neden trilyonlarca masraf edip okullar, derslikler açıp, oralara maaşlı öğretmenler tayin ediyor. Her eve kitapları posta ile göndererek işi bitirebilirdi. Yani kitapları herkes kendi okusun anlasın diyebilirdi; bu devlet için de daha kolay ve masrafsız bir yol olurdu.  

Ehl-i sünnet inanıcında şeri deliller kitap, sünnet, icma ve kıyas olarak tespit edilmiş ve alimler, muhaddisler, müfessirler bu kaynakları anlamada bir araç ve vesile olarak görülmüştür. Kimya kitabını kimya öğretmenin anlatması gibi. Risale-i Nur bizim için en büyük rehberimiz olan Kur’an’ı anlamımızda ve öğrenmemizde bir vesile bir derslik bir hoca bir öğretmen gibidir.  

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Nurun fedaisi
Verdiğiniz cevab tatmin edici.. Allah razı olsun.. Peki bir sorum olacak. "O apaçık bir kitaptır" ve "O Kur'ân'ı okuyup anlayasınız diye gönderdik" vb. Âyet-i kerîmeler ile göstererek bazı insanlar ve mâlum kesimlerin itirazlarına nasıl cevap verilebilir.. Cahil bir şekilde "O apaçık bir kitap" ise niye doğrudan okuyup anlayamıyoruz? diye itirazlara ne cevap verilebilir.. Selam ve dua ile..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Kuran-ı Kerimin anlaşılması hususunda üç ana görüş oluşmuştur.
Birinci Görüş: Kuran ve hadisin zahir ve sarih manasından başka batini, işari, remzi manası yoktur anlamak konusunda herkes müsavidir. Kuran gayet basit ve sadedir herkes tarafından anlaşılır müçtehitlere, alimlere, müfessirlere, belagatçılara lüzum yoktur. Teşbih ve temsil ifade eden ayet ve hadislerde zahiri üzere anlaşılır aynı ile tatbik edilir derler. Bu görüş hem Kuran’a hem sünnete hem de akıl ve mantığa aykırı bir görüştür. Bu fikrin batıl oluşuna işaret eden onlarca ayet ve hadis vardır.
İkinci Görüş: Kuran ve hadisin tamamen anlaşılmaz görüp, hurufi ve batini manalar ile zahir ve sarih manasını inciten ve anlaşılmasını belli zümrelere havale edip avam insanın nasibini tamamen ortadan kaldıran batiniyyun mezhebidir. Bu mezhebe göre Kuran tamamen bir muammadır kimse onun hakikatini idrak edemez. Ayet ve hadislerin sarih ve zahir ifadeleri tamamen semboldür onun gerçek manaları işaridir deyip emir ve yasakları bütünüyle inkar etmişlerdir.
Üçüncü Görüş: Kuran ve hadisin zahir ve sarih manası asıl ve esas olmakla beraber bunun yanında asıl ve esasa uygun olan işari, remzi ve batini manaları da vardır diyenlerdir. Asıl ve esas manalar herkesin anlayacağı sarih ve zahir manalardır. Ama işari ve batini manalar ilim ve kabiliyet ile idrak edilecek şeylerdir. Onun için Kuran idrak bakımından çok tabakalara ayrılan insanların hepsine hitap edip nasiplendiriyor. Bu yüzden herkesin haddini bilip neyi anlayıp neyi anlayamayacağını iyi tespit etmesi gerekir.
Ulema-i zahir: Kur'an-ı Kerimin zahir manasına göre hakikatları değerlendiren âlimler demektir. Yani şeriatın mana ve esrarından daha çok, zahirini ve hükümlerini bilen âlimlere bu isim verilmektedir. Ayet ve hadislerin herkes tarafından görülebilen sarih ve zahir manaları ders veriyor bu alimler ki tarihte binlerce tefsir bu şekilde yazılmıştır.
Ulema-i batın: Şeriatın, zahir ve hükümlerinden daha çok, mana ve esrarını bilen âlimler demektir. Yani şeriatın zahirinden ve hükümlerinden daha çok  mana ve esrarını  bilen âlimlere bu isim verilmektedir. Ayet ve hadislerin herkes tarafından görülmesi mümkün olmayan  işari ve batıni manaları ders alıp veriyorlar bu alimler. Ki tarihte müceddidler eli ile telif edilen manevi tefsirler bu şekilde yazılmışlardır. Risale-i Nurlar bu sahanın en güzide ve en parlak bir örneğidir. İlm-i ledün de bu kapsamda değerlendirilebilir.  
İlm-i Ledün: Olayların içyüzüne vukufiyet. Sırlı bilgiler. Çirkin görünen hadiselerdeki İlahi hikmetleri ve güzellikleri bilmek ve görmektir. Hz. Hızır’ın ilmiyle ilgili olarak, âyette “Ona kendi katımızdan bir ilim öğretmiştik” (Kehf, 65.)  denilmektedir.
Ayetteki ledün ifadesinden hareketle, zamanla bu tür sırlı bilgilere ilm-i ledün denilmiştir. Bu, özel bir bilgi türüdür. Vehbidir kesp ile elde edilemez. Tarih, coğrafya, fizik gibi ilimleri kitaplardan veya öğretmenlerden öğreniriz. İim-i ledün ise, İlâhî menşeli ilhama mazhariyetin neticesinde kendini gösterir. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
oğuzhangözüpek

ÜÇÜNCÜ görüş makul olandır diye düşünüyorum.Şu ayeti de unutmayalım: ALİ İMRAN 7-8:“Sana bu kitabı indiren O’dur. Kitabın bir kısım âyetleri muhkem olup bunlar onun esasını teşkil ederler. Diğer kısımlar ise müteşabihtirler.Kalplerinde eğrilik olan kimseler onun sadece müteşabihleri ile meşgul olurlar. Bundan maksatları, sırf fitne çıkarmak ve kendi anlayışlarına göre yorumlamaktır. Halbuki onların gerçek mânâlarını yalnız Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar ise, onların mânâlarını anlamaya çalışmakla beraber, asıl maksat ve mânâlarını Allah Tealâ’ya havale edip; ‘Allah’ın maksadı ne ise biz ona inandık. Gerek muhkemi, gerek müteşabihi hepsi Rabbimiz tarafından gönderilmiştir...’ derler. Bunu ancak kamil ve öz akıl sahipleri düşünebilirler... Ve onlar sözlerini şu duayla bitirirler: ‘Ey bizim yüce Rabbimiz! Doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi yanlışa saptırma, yüce katından bize rahmet bağışla. Şüphesiz sonsuz lütuf sahibi olan ancak Sensin.’”....... Esas olan samimiyettir. Hayatımız nasılsa KUR'ANIMIZDA öyledir.Günlük konuşmalarda bizlerde,Benzetme yapar,kinayeli veya açık konuşur,misaller verir,kıyaslamalarda bulunuruz.Ancak çoğunlukla; İstekleri,kıssaları,olayları vs. vs. doğrudan apaçık belirtiriz. KUR'ANIMIZDA öyle.Müteşabih ayetler çok azdır.Tefsirler ,sanki KUR'AN ayetleri anlaşılmıyor da , onları anlaşılır kılmak için yazılmıyor.Aksine ,bilinen KUR'ANIMIZIN FARKLI DÖNEM VE ZAMANLARA hitap eden cephesini genişletiyor. O da her ayette değil. RİSALELERDE bu şekilde mütalaa edilmeli. Zaten RİSALELERDE geçen ayetler de KUR'ANDAKİ ayet sayısına oranla oldukça az. 120 civarında .Bazı ayetlerin farklı surelerde mükerrer zikredildiğini de düşünürsek bu sayı tahminen 400-500 civarında olur. 
...Risaleyi NURLARIN kur'anımızın ÖNÜNE KOYULARAK daha fazla ittiba ediliyor, zannı biraz da bizlerin tavırlarından kaynaklanan bir ZAN.Böyle bir görüntü vermekten sakınmalıyız. 
...Risaleleri diğer tefsirlerden farklı kılan özellikler var.Mesela, çok değerli FELSEFİK yapısı var.Müthiş bir KIYAS metodu kullanılmış ki , Münazaralarda hep galip geliyor. Lahuti bir havası var. Aynı zamanda bir tefekkür OKYANUSU. İnsanı çok etkiliyor.İnsan değerlendirilirken; PSİKOLOJİSİ,SOSYAL YAPISI ve İhtiyaçları, Yaratılıştaki tabi halleri de vs. vs. dikkate alınıyor. Bu yüzden çok RAĞBET buluyor. İnsan okuduğu veya dinlediği zaman SANKİ KENDİSİNDEN BİR PARÇA buluyor o ortamda....Mesela ŞEYTANIN VESVESELERİ,İhlas ve Uhuvvet Risaleleri gibi. BUNUN GİBİ DAHA ÇOK MİSALLER VERİLEBİLİR. ---- ESSELAMU ALEYKÜM VE RAHMETULLAHİ VE BERAKATÜHÜ.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...