Block title
Block content

"Reşahât-ı ihtiyar", "lemeât-ı kast", "nur-u kast", "ziya-yı irade", "lem´a-i ihtiyar", "şule-i hikmet". Bu terkipleri açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Her cihette reşahât-ı ihtiyar lemeât-ı kast görünür: Yani kainatın her tarafında ve her şey üstünde Allah’ın tercihini ve iradesini gösteren alamet ve işaretler vardır. İnsan bu alamet ve işaretleri takip ederek, Allah’ın varlığını ve birliğini bulduğu gibi, Onun sonsuz  irade sıfatını da bulabilir demektir.

Eşyanın sayısız ihtimal ve imkanlar içinde belli bir ihtimal ve imkanı  takip etmesi ve  her adımında daha da çoğalarak katlanan ihtimal ve imkanlarla karşılaşıp, o ihtimal ve imkanların içinde en istikametlisini takip etmesi ve onda intizama yürümesi hep ezeli iradenin tecelli ve taalluku iledir.

Bir zerre her hareketinde ezeli iradenin tecellisi ile yürüyor. Zira her hareketinde sayısız ihtimaller karşısına çıkıyor. Bu ihtimaller içinde gideceği yolu tespit etmek için seçmek ve karar vermek manası gerekiyor. Zerre o sayısız ihtimalleri değerlendirip seçme gücüne sahip olmadığına göre, onun adına seçen ve sevk eden ezeli bir irade gereklidir. Demek Allah’ın irade sıfatı zerrenin her hareket ve adımında bir rehber, bir anahtar görevini görüyor. Bu da ilim ve kudret sıfatı gibi irade sıfatının da her şeyi kuşatarak tecelli ettiğini kör gözlere gösteriyor. 

"Hattâ, her şeyde bir nur-u kast, her şe´nde bir ziya-yı irade, her harekette bir lem´a-i ihtiyar, her terkipte bir şule-i hikmet, semerâtının şehadetiyle nazar-ı dikkate çarpıyor."(1)

Üstad Hazretleri bu cümleyi şu şekilde izah edip tasvir ediyor

"Eğer denilse: 'Yalnız ilim kâfi değildir; irade dahi lâzımdır. İrade olmazsa ilim kâfi gelmez.' "

"Elcevap: Bütün mevcudat nasıl ki, bir ilm-i muhite delâlet ve şehadet eder. Öyle de, o ilm-i muhit sahibinin irade-i külliyesine dahi delâlet eder. Şöyle ki:"

"Her bir şeye, hususan her bir zîhayata, pek çok müşevveş ihtimâlât içinde, muayyen bir ihtimalle ve pek çok akîm yollar içinde, neticeli bir yolla ve pek çok imkânât içinde mütereddit iken gayet muntazam bir teşahhus verilmesi, hadsiz cihetlerle bir irade-i külliyeyi gösteriyor. Çünkü, her şeyin vücudunu ihata eden hadsiz imkânat ve ihtimâlât içinde ve semeresiz, akîm yollarda ve karışık ve yeknesak, sel gibi mizansız akan câmid unsurlardan, gayet hassas bir ölçüyle, nazik bir tartıyla ve gayet ince bir intizamla, nazenin bir nizamla verilen mevzun şekil ve muntazam teşahhus, bizzarure ve bilbedâhe, belki bilmüşahede, bir irade-i külliyenin eseri olduğunu gösterir."

"Çünkü, hadsiz vaziyetler içinde bir vaziyeti intihap etmek, bir tahsis, bir tercih, bir kast ve bir irade ile olur. Ve amd ve arzu ile tahsis edilir. Elbette tahsis, bir muhassısı iktiza eder. Tercih, bir müreccihi ister. Muhassıs ve müreccih ise iradedir. Meselâ, insan gibi yüzler muhtelif cihazat ve âlâtın makinesi hükmünde olan bir vücudun, bir katre sudan; ve yüzer muhtelif âzâsı bulunan bir kuşun, basit bir yumurtadan; ve yüzer muhtelif kısımlara ayrılan bir ağacın, basit bir çekirdekten icadları, kudret ve ilme şehadet ettikleri gibi, gayet kat'î ve zarurî bir tarzda, onların Sâniinde bir irade-i külliyeye delâlet ederler ki, o irade ile, o şeyin her şeyini tahsis eder. Ve o irade ile, her cüz'üne, her uzvuna, her kısmına ayrı, has bir şekil verir, bir vaziyet giydirir."

"Elhasıl: Nasıl ki eşyada, meselâ hayvânattaki ehemmiyetli âzânın, esasat ve netâiç itibarıyla birbirlerine benzeyişleri ve tevafukları ve birtek sikke-i vahdet izhar etmeleri, nasıl kat'î olarak delâlet ediyor ki, umum hayvânâtın Sânii birdir, Vâhiddir, Ehaddir. Öyle de, o hayvânâtın ayrı ayrı teşahhusları ve simalarındaki başka başka hikmetli taayyün ve temeyyüzleri delâlet eder ki, onların Sâni-i Vâhidi, Fâil-i Muhtardır ve iradelidir; istediğini yapar, istemediğini yapmaz, kast ve irade ile işler."

"Madem ilm-i İlâhîye ve irade-i Rabbâniyeye mevcudat adedince, belki mevcudatın şuûnâtı adedince delâlet ve şehadet vardır. Elbette, bir kısım filozofların irade-i İlâhiyeyi nefiy ve bir kısım ehl-i bid'atın kaderi inkâr ve bir kısım ehl-i dalâletin, cüz'iyâta adem-i ıttılaını iddia etmeleri ve tabiiyyunun bir kısım mevcudatı tabiat ve esbaba isnad etmeleri, mevcudat adedince muzaaf bir yalancılıktır ve mevcudatın şuûnâtı adedince muzaaf bir dalâlet divaneliğidir. Çünkü hadsiz şehadet-i sadıkayı tekzip eden, hadsiz bir yalancılık işlemiş olur."

"İşte, meşiet-i İlâhiye ile vücuda gelen işlerde, 'inşaallah, inşaallah' yerinde, bilerek 'tabiî, tabiî' demek ne kadar hata ve muhalif-i hakikat olduğunu kıyas et."(2)

Bir kalemin beyaz renkli olması, o rengi seçen zata işaret eder. Aynı şekilde elmanın rengi de bu rengi tercih eden bir iradeye işaret eder. Havada uçmak, karada yürümek veya denizde yüzmek imkanları içinde kuşun havada uçmasını seçmek ve onu uçmaya uygun cihazlarla donatmak hep bir kast ve irade ile olan şeylerdir. Uçağın kanadı nasıl tasarımcısı olan mühendisin kast ve iradesine işaret ediyor ise, kuşun kanatları da tasarımcısı olan bir kast ve iradeye  işaret edip ispat eder. Bunun örneklerini çoğaltmak mümkündür. Nasıl her eşya bir ilim ile tasarlanmış ise, aynı eşya bir kast ve irade ile tasarlanmış demektir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat

(2) bk. Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: R | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3632 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...