Block title
Block content

"Rezzâkıyet arşının hamelesinden olan Hazret-i Mikâil Aleyhisselâm, şunların en büyük nâzırlarıdır." cümlesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın Rezzak ismi, bütün canlıların iaşe ve rızkını temin edip veren demektir. Mikail (as) ise bu bütün bu işlerin, yani iaşe ve rızık işlerinin (tabiat olaylarını tanzim etme) vekili ve nazırı oluyor.

Meleklerin bir vazifesi de vekalet ve nezaret ettiği mahlukun kali ve hali ibadetlerini Allah’a arz ve takdim etmektir. Bu yüzden her mahluka bir melek tahsis edilmiş ve melek o mahlukun suretine mütenasip yaratılmıştır. 

İster insan olsun ister melek olsun, hepsinin tasarruf ve tedbiri mecazidir, hakiki tasarruf ve tedbir eden Allah’ın rububiyetidir. İnsan nasıl kendi fiilinin yaratıcısı değilse, aynı şekilde melekler de fiillerinde yaratıcı değildir. Gerçek anlamda bütün fiillerin tek yaratıcısı Allah’tır.

Allah, sayısız melekleri -haşa ihtiyacı olduğu için değil- kâinat sergisindeki sanatlarını takdir ve tahsin etmeleri için yaratmıştır. Zira insanların nazarları kâinat sergisinin her noktasına ve her köşesine yetişmiyor, ulaşmıyor; bu eksikliği tamamlama görevi de meleklere düşüyor. Nasıl adliye sarayları ve karakollar soyut kanunların mücessem birer alametleri ise, aynı şekilde melekler de kâinattaki soyut ve vehmi kanunların birer somut müvekkilleri hükmündedir. Bazı soyut ve müphem şeyler ancak alametleri ile anlaşılır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

inkişaf
"Her mahluka bir melek tahsis edilmiş ve melek o mahlukun suretine mütenasip yaratılmıştır." Örneklendirir misiniz?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Evet, bir bahr-i müsebbih olan şu semavatın kelimat-ı tesbihiyesi güneşler, aylar, yıldızlar olduğu gibi, bir tayr-ı müsebbih ve hâmid olan şu zeminin dahi elfâz-ı tahmidiyesi hayvanlar, nebatlar ve ağaçlardır. Demek herbir ağacın, herbir yıldızın cüz'î birer tesbihatı olduğu gibi, zeminin de ve zeminin herbir kıt'asının da ve herbir dağ ve derenin de ve ber ve bahrinin de ve göklerin herbir feleğinin de ve herbir burcunun da birer tesbih-i küllîsi vardır.

Şu binler başları olan zeminin her başında yüz binler lisanlar bulunan ve her lisanda yüz bin tarzda tesbihat çiçeklerini, tahmidat meyvelerini, âlem-i misalde tercümanlık edip gösterecek ve âlem-i ervahta temsil edip ilân edecek, ona göre elbette bir melek-i müekkeli vardır.

Evet, müteaddit eşya bir cemaat şekline girse, bir şahs-ı mânevîsi olacaktır. Eğer o cemiyet imtizaç edip ittihad şeklini alsa, onu temsil edecek bir şahs-ı mânevîsi, bir nevi ruh-u mânevîsi ve vazife-i tesbihiyesini görecek bir melek-i müekkeli olacaktır.

İşte, bak: Misal olarak, bu Barla ağzının, şu dağ lisanının bir muazzam kelimesi olan, bu odamızın önündeki çınar ağacına bak, gör. Ağacın şu üç başının her başında kaç yüz dal dilleri var. Ve her dilde, bak, kaç yüz mevzun ve muntazam meyve kelimeleri var. Ve her meyvede, dikkat et, kaç yüz kanatlı mevzun tohumcuk harfleri, emr-i Kün feyekûn'e mâlik Sâni-i Zülcelâline ne kadar beliğ bir medih ve fasih bir tesbih ettiğini işittiğin, gördüğün gibi, ona müekkel melek dahi, ona göre âlem-i mânâda müteaddit dillerle tesbihatını temsil ediyor ve hikmeten öyle olmak gerektir. On Dördüncü Söz 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...