"Risale-i Nur eczaları, bütün mühim hakaik-i imaniye ve Kur’âniyeyi, hattâ en muannide karşı dahi parlak bir surette ispatı, çok kuvvetli bir işaret-i gaybiye ve bir inâyet-i İlâhiyedir..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Risale-i Nur eczaları, bütün mühim hakaik-i imaniye ve Kur’âniyeyi, hattâ en muannide karşı dahi parlak bir surette ispatı, çok kuvvetli bir işaret-i gaybiye ve bir inâyet-i İlâhiyedir. Çünkü hakaik-i imaniye ve Kur’âniye içinde öyleleri var ki, en büyük bir dâhi telâkki edilen İbni Sina, fehminde aczini itiraf etmiş, 'Akıl buna yol bulamaz.' demiş..."

Risale-i Nur'un imana dair konuları temsil ve teşbihler vasıtası ile en avam insana ders vermesi ve bu konularda avam insanları tam tatmin etmesi; Allah’ın bu zaman insanlarına harika ve olağanüstü bir inayeti ve bir ikramıdır. Risale-i Nur'un bu üstün vasfı, vahyin manevi bir yansımasıdır. Yani Risale-i Nur felsefeyi değil, vahyi kendine mikyas yapmıştır ve gücünü Kur’an'dan ve onun eşsiz metodundan alıyor.

Mesela Kur’an ihtira ve inayet delillerini esas alırken, felsefe devir ve teselsül gibi uzun ve meşakkatli delilleri esas alır. Risale-i Nur bu asırda Kur’anî olan ihtira ve inayet delillerini çok güzel işlemiş ve teşbih ve temsil metotları ile avam insanların seviyesine indirmiştir.

İbn-i Sina gibi dahi bir filozof; öldükten sonra dirilme inancının aklen ispat edilmesi konusunda aciz ve zayıflığını itiraf ediyor ise, vasat olan diğer insanların kendi başlarına bu hakikatleri bulmasının imkansız olduğu zahir bir şekil alır. Bu da insanlığın vahyin ışığına ne kadar muhtaç olduğunu açık bir şekilde gösterir.

Burada mukayese edilen; akıl ile vahyin mertebesidir. Akıl vahye muhtaçtır, bu akıl İbn-i Sina’nın aklı da olsa fark etmez. Üstad Hazretlerinin vurguladığı husus bu noktadır. Yani insan deha derecesinde akıl sahibi de olsa vahye tabi olmaz ise, hakikatleri anlamak noktasında ami ve avam bir insan gibi kalır. Nasıl çok güzel bir adam Hazreti Yusuf (a.s)’in güzelliği yanında sönük kalıyor ise, İbn-i Sina gibi bir akıl da vahyin yanında sönük ve ami kalır. Risale-i Nur burada Kur’an’ın manevi bir tefsiri olması hasebi ile vahyi temsil ediyor.

İbn-i Sina haşir konusunda aklına itimat ettiği için, işin içinden çıkamayıp aczini itiraf ediyor. Ama vahiy haşir inancını en ami ve avam adamın da aklına tespit ettiriyor. Burada vahyin üstün ve keskin zekaveti ile insanın cüzi ve sönük zekaveti kıyas edilmiş oluyor. Üstad Hazretleri bu farka işaret ederek vahyin akla olan üstünlüğünü ve keskinliğini ilan etmiş oluyor.

Yoksa İbn-i Sina’nın dehalığı diğer insanlara karşıdır, Kur'an ayetlerine karşı değildir. İbn-i Sina insanlara kıyaslandığı zaman dahi ve harikadır, vahye kıyaslandığı zaman ami ve avamdır yani...

"Risale-i Nur'daki ispat kuvveti" Konulu Videomuzu İzlemek İçin Tıklayınız.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

AlperenYılmaz

MÜHİM HAKAİKİ İMANİYE VE KURANİYEDEN NE ANLAMALIYIZ? HANGİLERİ MÜHİM KISMINDADIR?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Tevhit, haşir, nübüvvet, melaike, kitaplara iman, kaderin ispatı ve bu altı iman esasına taalluk eden imana dair diğer konular mühim hakaik-i imaniye ve Kuraniye olarak ifade edilebilirler.

Özellikle bu zamanda dinsiz felsefe tarafından tenkide maruz kalmış imana dair konular mühim hakaik-i imaniye ve Kuraniye sınıfındandır. Çünkü ebedi saadetin vesikası olan iman hakikatlerinde zerre kadar şüphe olsa insanı ebedi helakete sürükler ve insanın mahvına sebep olur. Bu yüzden imanı tahkim eden bütün risaleler mühim hakaik-i imaniye ve Kuraniye sınıfındandır diyebiliriz.

Risale-i Nur bu zamanda ekmek su gibi lazım ve zaruri ihtiyaçlar sırasına girmiştir bu sebeple Risale-i Nurun her bir meselesi büyük ve önemli konular sınıfındandır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...