Block title
Block content
İşte, insan, şu kâinata geldikten sonra iki cihetle ubûdiyeti var. Bir ciheti, gaibâne bir surette bir ubûdiyeti, bir tefekkürü var. Diğeri, hâzırâne, muhâtaba suretinde bir ubûdiyeti, bir münâcâtı vardır.

Birinci vecih şudur ki: Kâinatta görünen saltanat-ı Rububiyeti, itaatkârâne tasdik edip kemâlâtına ve mehâsinine hayretkârâne nezaretidir.

Sonra, esmâ-i kudsiye-i İlâhiyenin nukuşlarından ibaret olan bedî san’atları, birbirinin nazar-ı ibretlerine gösterip dellâllık ve ilâncılıktır.

Sonra, herbiri birer gizli hazine-i mâneviye hükmünde olan esmâ-i Rabbâniyenin cevherlerini idrak terazisiyle tartmak, kalbin kıymetşinaslığıyla takdirkârâne kıymet vermektir.

Sonra, kalem-i kudretin mektubatı hükmünde olan mevcudat sahifelerini, arz ve semâ yapraklarını mütalâa edip hayretkârâne tefekkürdür.

Sonra, şu mevcudattaki ziynetleri ve lâtif san’atları istihsankârâne temâşâ etmekle, onların Fâtır-ı Zülcemâlinin marifetine muhabbet etmek ve onların Sâni-i Zülkemâlinin huzuruna çıkmaya ve iltifatına mazhar olmaya bir iştiyaktır.

İkinci vecih huzur ve hitap makamıdır ki, eserden müessire geçer. Görür ki, bir Sâni-i Zülcelâl, kendi san’atının mu’cizeleriyle kendini tanıttırmak ve bildirmek ister. O da iman ile, marifet ile mukabele eder.

Sonra görür ki, bir Rabb-i Rahîm, rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek ister. O da Ona hasr-ı muhabbetle, tahsis-i taabbüdle kendini Ona sevdirir.

Sonra görüyor ki, bir Mün’im-i Kerîm, maddî ve mânevî nimetlerin lezizleriyle onu perverde ediyor. O da, ona mukabil fiiliyle, hâliyle, kàliyle, hattâ elinden gelse bütün hasseleriyle, cihâzâtıyla şükür ve hamd ü senâ eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

arz : yeryüzü, dünya
bedî : güzel
cevher : değerli şey, öz
cihet : yön
dellâllık : ilâncılık, rehberlik
gaibâne : yüzyüze olmadan, gizlice
hasr-ı muhabbet : sevgiyi yöneltme, sadece onu sevme
hayretkârâne : hayret ederek
hâzırâne : hazırcasına
hazine-i mâneviye : manevi hazine
idrak : anlayış, kavrayış
iltifat : iyilik ve güzellikle muamele etme
istihsankârâne : beğenerek
iştiyak : fazla arzu ve istek
itaatkârane : itaat ederek
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kemâlât : mükemmellikler
kıymetşinaslık : kadir kıymet bilmek
lâtif : güzel, hoş
leziz : lezzetli
marifet : tanıma, bilme
mazhar : erişme, nail olma
mehâsin : güzellikler
mektubat : şuur sahiplerine hitap eden birer mektup gibi anlamlı şekilde yaratılmış varlıklar
mevcudat : varlıklar
muhâtab : hitap edilen, kendisine karşı konuşulan
mukabele : karşılık verme
müessir : tesir eden
Mün’im-i Kerîm : kerem sahibi ve nimet verici Allah
münâcât : Allah’a yalvarma, yakarma
mütalâa : okuma, inceleme
nazar-ı ibret : ibretli bakış
nezaret : bakış, seyir
nukuş : nakışlar, işlemeler
rahmet : şefkat, merhamet
semâ : gökyüzü
suret : şekil
tahsis-i taabbüd : ibadeti ve kulluğu sadece Allah için yapma
takdirkârâne : takdir edercesine
tasdik : doğruluğunu kabul etme, onaylama
tefekkür : Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme
temâşâ : hoşlanarak bakma
ubûdiyet : Allah’a kulluk
vecih : yön
ziynet : süs
Yükleniyor...