Block title
Block content

RİSALE-İ NUR'A GÖRE KUR'ÂN-I KERİM'DEKİ TEKRAR ÜSLÛBUNUN HİKMETİ

 

Mukaddime

Allah'a hamd, Elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.)'e salât ve selam olsun..

Tekrar üslûbu, Kur'ân'da çokça varid olan bir üslûp olması hasebiyle, edebiyat bilgisi olmayan bazı kimseler, tekrarın fesahatı ihlâl ettiğini ve manaları ifade ederken başvurulmaması gereken bir üslûp olduğunu düşünmüşlerdir. İşte bu yanlış düşünce müfessirlerle Kur'ân ilimleri araştırmacılarının, Kur'ân'daki tekrarın hikmetini beyan etme konusuna özel bir önem vermelerine sebep olmuş ve tekrar üslûbunun, Arapça'da yaygın bir kullanıma sahip olan bir üslûp olduğunu, kelamın pekiştirilmesi ve manaların zihinde yerleşmesini sağlamak noktasında çokça başvurulduğunu, fesahatin bir yönü ve belâgatin bir nevi olduğunu ifade etmelerine bir vesile teşkil etmiştir.

Üstad Said Nursî de değişik yönlerden Kur'ân'ın i'câzını ortaya koyma noktasında büyük gayret sarfeden âlimlerdendi. Söz konusu i'caz yönlerinden biri de Bediüzzaman'a göre Kur'ân-ı Kerim'de tekrar mucizesi diye isimlendirdiği vecihtir. Bediüzzaman bu konuyu Risale'lerinin birçok yerinde ariz ve amîk bir şekilde ele almış ve onun getirdiği bakış açısı, okuyucunun, Kur'ân-ı Kerim'in beliğ tekrar üslûbuyla bedî bir i'câz vechini ortaya koyduğu fikrini kendisiyle paylaşmasını sağlamıştır.

Bu tebliğde Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar olgusunu tahlil ve tetkike tâbi tutmuş ve konuyu iki ana başlık çerçevesinde ele almış bulunuyorum.

Birinci Bahis:

Kur'ân-ı Kerim'de Tekrar Olgusu ve Müfessir ve Kur'ân araştırmacılarının konuya yaklaşımı.

İkinci Bahis:

Risale-i Nur'a göre tekrar olgusu ve bu olgunun hikmeti.

Birinci bahsi, konu etrafında bazı zihinlerde varolan şüpheleri izale edecek şekilde  Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrar olgusunun anlaşılmasında ve Said Nursî'nin düşüncesini ortaya koyulmasında bir katkısı olur ümidiyle, Risale-i Nur'a göre tekrar üslûbunun tahliline yönelik bir mukaddime mesabesinde kaldım, Tevfik Allah'tandır, dönüş sadece O'nadır.

Birinci Bahis:

Kur'ân-ı Kerim'deTekrar Olgusu ve Müfessirlerle Kur'ân Araştırmacılarının Konuya Yaklaşımları

TekrarArapça'da, bir şeyi peyderpey iade etmek ve yenilemek manasına gelmektedir, onun için Arapça'da, kerrertü'ş-Şey'e3../ bir şeyi tekrar ettim, şeklinde bir kullanıma yer verilir.

Tekrarın terim anlamını Bedreddin ez-Zerkeşî(794 h.) şöyle tarif etmiştir: Tekrar, manayı pekiştirmek maksadıyla, sözü aynısı veya müradifi ile yeniden söylemektir"4

Kur'ân-ı Kerim'de tekrar üslûbunun geçtiği âyetlerden hareketle, tekrarı şu kısımlara ayırmak mümkündür:

1. Lafzî Tekrar:

Lafzın aynısıyla tekrar edilmesine lafzi tekrar dendiği gibi, ibarenin veya âyetin aynısıyla tekrar edilmesine de lafzî tekrar denir. Lafzî tekrarı da iki kısma ayırmak mümkündür:

a) Muttasıl Lafzî Tekrar: Bu tekrar birinci ile ikinci ibare arasında bir fâsıla girmeksizin tekrar edilmesidir.

b) Munfasıl Lafzî Tekrar: Bu da, tekrar edilen ikinci ibarenin, uzun veya kısa bir fâsıla ile birinci ibareden ayrılarak tekrar edilmesidir.

2. Manevî Tekrar:

Bu da bir mana veya bir kıssayı müteradif lafızlarla veya mütebâyin ibarelerle tekrar edilmesidir.

Şimdi önce Kur'ân-ı Kerim'de tekrar kabilinden yeralan âyetlere değinecek, arkasından da bu olgunun tetkikinde müfessirlerle Kur'ân araştırmacılarının ortaya koydukları gayretleri dile getirecek ve bu âyetlerle ilgili olarak ifade ettikleri görüşün özetini vereceğim.

Birinci olarak: Kur'ân-ı Kerim'de yeralan tekrar çeşitleri

1. Muttasıl Lafzi Tekrar: 

Bu tekrar türü, kelime, cümle veya âyetin tümden tekrarını içine alır.5

Kelime tekrarı türünde Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrara şu âyet-i kerimeleri misal verebiliriz:

1- Heyhâte heyhâte limâ tûadûn (Mü'minûn, 36)

2- Kânet kavârîrâ , kavârîra min fiddatin .(İnsan, 15-16)

3- İzâ dukkati'l ardu dekkan dekkâ, ve câe rabbüke ve'l meleku saffen saffâ (Fecr, 21-22)

Cümlenin tekrarı nevinde Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrarlara ise şu âyetleri verebiliriz:

1- Fekutile keyfe kaddere, sümme kutile keyfe kaddera (Müddessir 19-20)

2- Evlâ leke fe evlâ, sümme evlâ leke fe evlâ (Kıyamet 34-35)

3- Kellâ seya'lemûn, sümme kellâ seya'lemûn (Nebe' 4-5)

4- Vemâ edrâke mâ yevmu'd din, sümmemâ edrâke mâ yevmu'd din (İnfitâr 17-18)

5- Feinna maal usri yüsrâ, inne maal usri yüsrâ (İnşirâh, 5-6)

6- Kellâ sevfa te'lemûn, sümmekellâ sevfa te'lemûn (Tekâsür 3-4)

2. Munfasıl Lafzî Tekrar:

Bu tekrar türü cümle veya bir âyet veya birden çok âyetin tekrarını içine alır. Bu türden Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrarlar için şu âyet-i kerimeleri zikredebiliriz:

1- İnne fî zâlike le âyeten ve mâ kâne ekseruhum mü'mimîn. Ve inne rabbeke lehuvel azizurrahîm (Şuara, 8,9)  Bu iki âyet-i kerime sûrede bu yerden sonra yedi defa aynen tekrar edilmiştir.6

2-Eilahun meallâh (Neml, 60).  Bu cümle Neml sûresinde 60. âyetten sonra  dört defa tekrar edilmiştir. Söz konusu âyetler 61-65. âyetlerdir.

3- Velekad yesserne'l-kur'âne liz-zikri fehel min müddekir (Kamer, 17) Bu âyet-i kerime burada geçtiği yerden sonra üç defa tekrar edilmiştir. Söz konusu âyetler 22, 32 ve 40. âyetlerdir.

4- Fe keyfe azabî ve nuzur. Bu âyet-i kerimede dört defa tekrar edilmiştir. (Kamer, 16, 18, 21, 30)

5- Fe bieyyi âlâ irabbikuma tükezzibhân (Rahmân, 13). Bu âyet-i kerimede, burada anılan ilk yerden sonra otuz defa tekrar edilmiştir.

6- Veylun yevmeizin lilmükezzibîn(Mürselât, 15).  Bu âyet-i kerimeden sonra yedi defa tekrar edilmiştir.

7- Vela entum abidune ma a'bud  (Kâfirun, 3,5)

3. Manevî tekrar: Kur'ân-ı Kerim'de Adem, Nuh, İbrahim ve Musa(a.s.) gibi peygamber kıssaları; kıyamet sahneleri, cennet ve cehennem ve bir takım kevnî hadiselerle tevhid delillerine dair konular değişik sûrelerde anlatılmıştır.

Sözkonusu konular hakkında varid olan âyet-i kerimeler, anlatılan bütün sûrelerde olduğu gibi, aynı lafızlarla tekrar edilmemekte, zira sözkonusu konular farklı ibare ve manalarla dile getirilmeye çalışılmaktadır ki, anlatımdaki bu çeşitlilik Kur'ân üslûbunu tamamen lafzi tekrar olgusunun dışına itmektedir.Burada beni, manevî tekrar başlığını koymaya sevkeden şey, selef âlimlerin Kur'ân-ı Kerim'de yer alan kıssaların tekrarına dair sözleri ve Bediüzzaman Said Nursî'nin bu konuya önem verip Risale'lerinin bir çoğunda bu konuya değinmiş olmasıdır.

Bu tekrar nevinin misalleri bu bağlamda ihâta edilmeyecek kadar çok olup ileride tekrarın hikmeti hakkında vereceğimiz misallerde, Allah izin verirse, bunların bazılarına işaret edeceğiz.

İkinci olarak:  Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrar olgusunun tetkiki bağlamında selef âlimlerinin gayretleri

Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar olgusu selef âlimlerinden çok sayıda kimsenin dikkatini çekmiştir, onun için müfessir, Kur'ân i'câzı etrafında araştırma yapan âlimlerle belâgat âlimleri bu konuyu ele almışlardır. Anlaşıldığı kadarıyla,   bazı mülhidlerin tekrar olgusu etrafında ileri sürdükleri şüpheler sözkonusu âlimleri, konuyla ilgilenmeye, gerekçelerini araştırmaya ve hikmetlerini ortaya koymaya sevketmiştir.

İbni Kuteybe( ö.276 h.),   Kur'ân'a dil uzatan bazı mülhidlerin Kur'ân'daki tekrar olgusunu açık bir kapı şeklinde görmüş ve febieyyi alai rabbiküma tükezzibânve peygamberlere dair zikredilen kıssaları, Kur'ân'ı taşlamak için vesile addetmişlerdir.7Hattabi(ö. 388 h.) onların şöyle dediğini nakleder: "Kur'ân-ı Kerim'de lafız ve manayı anlaşılmaz kılan çok sayıda hazif ve ihtisar mevcuttur... Daha sonra,  Kur'ân-ı Kerim'de bunun tam tersine de birden çok kere tekrar edilen ifadeler mevcuttur, Rahmân sûresinde febieyyi alai rabbiküma tükezzibân, Mürselât sûresinde veylun yevmeizin lilmukezzibîngibi.. Sözkonusu bu iki üslûp da dil bilginleri nezdinde övülen üslûplar değildir."8.Sekkâki de(ö.626 h.) söz konusu mülhid fırkaların Kur'ân'a yönelttikleri eleştirileri reddederken şöyle der:

"Onlardan bir kısmı şöyle demektedir: Şüphe yok ki tekrar üslûbu ayıp ve faydadan hâli bir üslûptur, ve Kur'ân-ı Kerim'de tekrar kabilinden çok ifadelere yer verilmektedir, Onlar, Firavun kıssasını, febieyyi âlâi rabbikümâ tükezzibân, veylun yevmeizin lilmukezzibîn... ve buna benzer tekrarları bu bağlamda değerlendirmektedirler."9

İşte bu şüpheler, müfessirlerin Kur'ân âyetlerindeki tekrarların hikmetini ortaya koyma noktasındaki ilgilerini arttırdı, aynı zamanda sözkonusu şüpheler daha başka kimseleri bu konu üzerinde durmaya sevketti. Böylece bu konu üzerinde araştırma yapan kimseler, Kur'ân-ı Kerim'deki bu olguyu ele alan ve Kur'ân-ı Kerim ve Arap dili çerçevesindeki esrârını ve delaletlerini ortaya koyma noktasında özel bir ilgi gösteren selef ûlemasına mensup ekoller bulmaktadırlar. Bu ekollerin en önemlileri şunlardır:

1- Müfessirler: Kur'ân-ı Kerim'i tefsir eden âlimler, tekrar âyetlerinin tefsiri ve tekrar edilmelerinin hikmetini ortaya koyma noktasında diğerlerinden daha çok önem veriyorlardı. Anlaşıldığı kadarıyla onların bu ilgileri çok erken tarihlerde ortaya çıkmıştır. Mesela el-Ferra(ö. 207 h.) Meani'l-Kur'ân adlı esirende çok sayıda tekrar edilen âyetler üzerinde durmuştur.10 Müfessirlerin bu konuya olan ihtimamları farklı farklıdır,

Beğavi(ö.516 h.) ve Kurtubi (ö.671 h.), Meâlimu't-Tenzil ve el-Câmiu li-Ahkâmi'-Kur'ân adlı eserlerinde müfessirlerden daha çok bu konu üzerinde durmuşlardır.

2- Müteşabihlere inananlar: Kur'ân araştırmalarında müteşabih kelimesinin  iki manası vardır; birincisi, mana itibariyle müşkil manasındadır; ikincisi de benzer köke sahip olan kelimeler demektir. Tekrar olgusuyla ilgilenen müellifler bu iki manayı gözönünde bulundurmuşlardır. Sözkonusu teliflerin en meşhurlarından birisi İbn Kuteybe'ye(ö. 276 h.) ait olan Tevilu Müşkil'il Kur'ân ve el-Hatip el-İskâfî'ye(ö. 420 h.) ait olan Dürretü't-Tenzil ve Ğurretu't-Te'vil,  Mahmud b Hamze el-Kirmâni'ye(ö.505 h.) ait olan el-Bürhân fi Müteşâbihi'l-Kur'ân (bu kitap Esrârü't-Tekrâr fi'l-Kur'ân diye basılmıştır) ve Ahmed b. İbrahim ez-Zübeyrî'ye (ö.708 h.) ait olan Milâkü't-Tevil'dir.

3- Belâgat alanında telif veren kimseler: Tekrar olgusu zamanla belâgat ilmi içerisinde yer alan itnâb üslûbunun bir alt bölümü haline geldi ve belâgat müellifleri konuyu ele alıp Kur'ân-ı Kerim'den bir takım âyetleri misal  olarak arzediyorlardı, bunu Ebu Hilal El-Askerî'nin(ö.305 h.) es-Sinâateyn11adlı eseriyle, Celalüddin el-Kazvîni'nin(ö.739 h.) el-İzâh fi Ulûmi'l-Belâğa12adlı eserinde görmek mümkündür.

4- Kur'ân i'câzı konusunda telif verenler: Kur'ân i'câzı konusunda telif veren bazı müellifler, belâgat içerisinde bir üslûp ve beliğ bir bedî'çeşidi olması hasebiyle tekrar olgusuna değinmişlerdir. Ancak bu çok kısa olmuştur ki, bunu el-Hattabî'nin(ö.388 h.) Beyânü İ'câzü'l-Kur'ân13, el-Bakillânî'nin(403 h.) İ'câzü'l-Kur'ân14adlı eserlerinde görmek mümkündür.

5- Dil alanında çalışma yapan müellifler: Bu alanda çalışma yapanlardan çok kimse, tekrar olgusunun Arap dilindeki yerine işaret etmiş ve Arap şiiri ile Kur'ân-ı Kerim'den misaller vermişlerdir ki bunu İbn Faris'in(395 h.) es-Sâhibî fi Fikhi'l-Luğa15adlı eseri ile, es-Seâlibî'nin(430 h.) Fikhu'l-Luğa ve Sirru'l-Arabiyye16adlı eserlerinde müşahede etmek mümkündür.

6- Kur'ân ilimleri alanında çalışma yapan müellifler: Kur'ân İlimleri terimi, Kur'ân-ı Kerim alanında yapılan çalışmaların erken bir zaman diliminde ortaya çıkmıştır, Kur'ân alanında tüm çalışmalara delâlet etmek üzere, bu olguyu hicri 377 yılanda telif edilen İbni Nedim'in el-Fihrist adlı eserinde gözlemlemek mümkündür. ez-Zerkeşî(794 h.)'nin el-Bürhân fi Ulûmi'l-Kur'ân adlı eseriyle, Suyûtî'nin(911 h.) el-İtkân fi Ulûmi'l-Kur'ân adlı telifinin kaleme alınmasından sonra Kur'ân ilimleri alanında yapılan telifler kendilerine has bir şekil almıştır. Bu iki âlim söz konusu eserleri Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar olgusu hakkında yazılanların çoğunu ihtiva etmiş ve söz konusu olgu etrafında artık zamanımıza kadar intikal etmeyen teliflerden söz ve alıntılar nakletmişlerdir.17 İşte, Said Nursî'den önce, ulaşabildiğim kaynaklar çerçevesinde, Kur'ân'daki tekrar olgusunu tetkik eden selef âlimlerinin gayretlerine dair elde ettiğim en önemli tespitleri bunlardır,  ulaşamadığım daha birtakım çalışma ve gayretlerin varlığını da itiraf etmek isterim. Ancak burada şu hususa işaret gerekir ki, sözkonusu gayretler derinleşip çeşitlenerek sonuçta müstakil telifleri sonuçlandırmıştır, tarih bu isimlerden bazılarını kaydetmiştir ki bunların içerisinden Bedreddin Muhammed b. İbrahim b. Cemâa'ya(733 h.)18 ait el-Muktenas fi Fevâidi Tekrari'l-Kasas adlı eseriyle, İbn Atik(1088 h.)19 diye bilinen Muhammed Abdullah'a ait Nuhbetu'l-Ezhân fimâ Vakaa mine't-Tekrâri fi'l-Kur'ân eserlerini verebiliriz.

Üçüncü  Olarak: Selef âlimlerinin Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar olgusunun tefsiri karşısındaki tutumları.

Selef âlimleri(Allah rahmet eylesin), içerisinde tekrar olan her âyet-i kerimeyi yorumlamış ve tahlile tabi tutmuşlardır. Bu konuda söylediklerinin tümünü arzetmek bu makalenin hacmini aşar, diğer taraftanselef âlimlerinin tekrar olgusuna yaklaşımları konusu üzerinde durmamızın gayesi, Said Nursî'ye göre tekrarın hikmeti konusuna bir giriş yapmaktır. Onun için burada tekrar olgusunun yorumlanması konusunda ana terimleri özetle arzedecek ve muttasıl, munfasıl-lafzî tekrarile manevî tekrar etrafında söylediklerini özetle dile getirmekle yetineceğiz:

1- Lafzî Muttasıl Tekrar:

Tekrarın genel mânâya katkısı te'kiddir/pekiştirmedir. el-Ferrâ (207 h.) bu tekrar nevinin bulunduğu âyetleri yorumlarken bu hususu açıkça ifade etmiş ve: Kella sevfa te'lamûn, sümme kella sevfa te'lamûn (Tekâsür, 3-4) âyetini yorumlarken şöyle demiştir:

"Araplar bazen daha kuvvetli bir mana ifade etmek ve mananın şiddetini dile getirmek üzere kelimeyi aynen tekrar ederler, bu da bu kabilden bir tekrardır."20

Ferrâ aynı şekilde: Fe inne maal usri yüsrâ, inne maal usri yüsrâ âyetini bu bağlamda değerlendirmiş ve şöyle demiştir:

"Pekiştirme üslûbunun yer aldığı âyetlereden birisi de: Kul yâ eyyuhel kâfirûn, lâ a'budu mâ ta'budûn sûresinde yer alan tekrardır, burada tekrar vuku bulmuştur ki bu tekrar mânâ itibariyle aynıdır."21 

Ebu'l Abbas Sa'leb'in(291 h.) bu nevi tekrarın tefsiri hakkında farklı bir görüşü vardır, kendisi buradaki tekrarı, lafızları aynı olsa da, ibarelerin yüklendiği mânâların taaddüdüne hamletmiştir, Sa'leb'in,Kul yâ eyyuhel kâfirûn, lâ a'budu mâ ta'budûn âyetlerinin tefsiri sadedinde şöyle dediği nakledilir:

"Buradaki tekrar gâyet yerindedir, çünkü tekrar edilen her lafzın altında ikinci bir mana vardır."22 

İbni Kuteybe de(276 h.) muttasıl lafzi tekrarı te'kid/manayı pekiştirme anlamına hamletmiş ve şöyle demiştir:

"Aynı cinsten kelamın tekrarına gelince, ki bu tekrar normalde birbirinin yerine geçer Kul yâ eyyuhal kâfirûn sûresinde olduğu gibi...daha önce ifade ettiğimiz üzere, Kur'ân-ı Kerim Arapça olarak inmiş ve Arap dilindeki kullanımları esas almıştır. İşte Arap dilinin özelliklerinden birisi de, pekiştirme ve mânâyı zihinlerde nakşetme maksadıyla yapılan tekrar üslûbudur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: kella sevfe te'lemun sümme kella sevfe te'lemun, fe inne meal usri yusra inne meal usri yusra, evla leke feevla sümme evla leke feevla, vema edrake ma yevmuddin sümme ma edrake ma yevmüddin. Bütün bu âyet-i kerimelerde tekrar edilen lafızda mananın pekiştirilmesi murad edilmiştir."23

 Kur'ân-ı Kerim'deki müteşabih âyetlerin yorumlanması konusunda telif veren müellifler bu nevi tekrarın tefsiri konusunda Saleb'in görüşüne daha fazla yönelmişlerdir, mesela el-Hatib el-İskafi(420 h.): Feinne meal usri yusrââyetini yorumlarken şöyle demiştir: "Bu olmasaydı tekrar olmazdı."24 Kirmâni(505 h.) ise aynı âyet hakkında şöyle bir değerlendirmede bulunur:"Bu tekrar değildir"25 Kul ya eyyuhel kâfirunsûresinde yer alan tekrar ile ilgili olarak el-Hatip el İskafi şöyle der:

"Bu sûrede yer alan tekrar ile ilgili bir soru sorulacak olursa cevap şudur: Biz Câmiu't-Tefsir adlı eserde bu soruya birçok cevap verdik, burada birisini zikretmek istiyoruz... Buradaki tekrara göre, tekrar diye birşey söz konusu değildir, Câmiu't-Tefsir adlı eserde zikrettiğimiz diğer vecihlere göre de tekrar söz konusu değildir."26

 Ebu Cafer ez-Züheyri (708 h.) aynı konu hakkında şöyle der:

"Bu sûrede yer alan tekrar hakkında  bir soru sorulursa verilecek olan cevap şudur ki, sûrede yer alan her âyet-i kerime farklı bir mana ifade ettiği kabul edilirse, bu sûrede tekrar diye bir şey sözkonusu değildir, dolayısıyla buradaki tekrarlar, lafız noktasında benzerlik ve tenasüp olsa da, farklı lafızları içeren ve farklı manaları ifade eden cümleler gibidir. Dolayısıyla farklı dört mana dört âyetle ifade edilmiş olmaktadır ki, sonuç itibariyle tekrar söz konusu değildir."27

 Ancak daha sonra gelen müfessirler, ahkâm âyetlerinin tefsiri ile ilgili olarak, öncekilerin söyledikleri görüşleri bir araya getirmeye başladılar ki, böylece görüşler çoğalmış ve konu etrafında yapılan münakaşalar dallanıp budaklanmıştır. Bu durum karşısında okuyucu anılan görüş ve deliller karşısında sağlıklı görüşe ulaşmak için konu üzerinde uzun uzadıya tefekkür etmek zorunda kalmıştır. Biz şimdi müfessirlerin kâfirun ve inşirâhsûresinde yer alan tekrar üslûbunu tefsir metotları üzerinde duracak ve çok özetle söylediklerini nakletmeye çalışacağım. Bunu, görüşleri ortaya koymak açısından değil, sadece metodu ortaya koymak açısından yapmaya çalışacağım.

el-Hâzin(725 h.) şöyle der: Lâ a'büdü mâ ta'büdûnâyetiyle ilgili olarak iki görüş mevcuttur:

Birincisi: Bu âyette tekrarın olmadığıdır...İkinci görüş ise âyette tekrarın varolduğudur..."28. Ebu Hayyân ise şöyle der: "Bu cümleler ile ilgili olarak müfessirlerin değişik görüşleri vardır:

Birincisi: Bu tekrarın te'kid için olduğudur...

İkincisiise, bunun te'kid ifade etmediğidir. Müfessirler bu konuda farklı görüşler ifade etmişlerdir. el-Ahfeş: Mana, şu an sizin ibadet ettiğinize ibadet etmem, siz de bu sene benim ibadet ettiğime ibadet etmiyorsunuz, ben de gelecekte sizin ibadet ettiğinize ibadet etmeyeceğim, siz de gelecekte benim ibadet ettiğime ibadet etmeyeceksiniz, şeklindedir der, buna göre tekrar te'kid ifade etmemektedir, zira böylece her cümle farklı bir zaman ile irtibatlandırılmiıştır.

Ebu Müslim şöyle dedi: İki âyet-i kerimede geçen edatı, ellezimanasında olup ondan kasıt mâbudtur. Son iki âyette geçen aynı edat ise, masdar anlamında olup sizin ibadetinize ibadet etmemmanasındadır...

İbn Atiyye şöyle der: (Bu kısım araştırmacı tarafından boş bırakılmıştır. İKV)

Zamehşerî şöyle der: (Bu kısım araştırmacı tarafından boş bırakılmıştır. İKV)

Bu görüşler arasında benim tercihim ise şudur..."29

Bağavi(516 h.): Feinne maal usri yüsraâyetinin tefsirinde şöyle der: "...Âyet-i kerimede yer alan usr/zorluk kelimesita'rifedatıyla beraber tekrar edilmiştir, dolayısıyla aynı olması hasebiyle tek bir tane zorluk hükmündedir; yüsr/kolaylık kelimesi ise nekreolarak tekrar edilmiştir ve ayrı ayrı kolaylık hükmünde olduğu için iki kolaylık hükmündedir. Sanki âyet-i kerime: Zorlukla beraber kolaylık vardır, evet, zorlukla beraber ikinci bir kolaylık vardır, demek istemiştir.

Nazım teorisinin sahibi Ebu Ali el-Hüseyn b. Yahya b. Nasr el-Cürcâni şöyle der: "Söz konusu âyet-i kerime hakkında insanlar: Bir zorluk iki kolaylıkla asla baş edemez, şeklinde bir yorum yapmış ve bu yorumlarını, usr/zorluk kelimesinin marife, yusr/kolaylık kelimesi ise nekre kullanımına dayandırmışlardır, böylece âyet-i kerimenin zımnında bir zorluk, iki kolaylık söz konusu olduğu sonucuna varmışlardır. Doğrusu bu görüş isabetli bir görüş değildir, zira birisi: İnne maal fârisi seyfan, inne maal fârisi seyfandiyecek olsa, bu sözden, fâris'in bir, seyf'iniki olması gerekmez... Daha sonra Cürcâni şöyle der: İnne maal usri yüsra âyeti şöyle yorumlanabilir: Onların söyledikleri seni üzmesin, zira dünyada zorlukla beraber kolaylık vardır...Daha sonra ahirete müteallik bir başka ihsanını zikretmek üzere: inne maal usri yüsra/ zorlukla beraber kolaylık vardır... buyurmuştur"30  Zamehşerî(538 h.) ise şöyle der:

"...Âyet-i kerimede yer alan ikinci cümlenin tekrar olması muhtemeldir... İkinci bir ihtimal de şudur ki, birinci cümle zorlukla beraber mutlaka bir kolaylığın olduğunu ifade ederken, ikinci cümle de, zorluğun akabinde hemen bir kolaylığın olduğunu ifade eden müste'nef bir cümledir. Böylece isti'nâfın takdir edilmesi durumunda iki tane kolaylık söz konusudur."31

Ebu Hayyân(745 h.) ise aynı âyetin tefsirinde şöyle der: "Anlaşıldığı kadarıyla âyet-i kerimelerde yer alan tekrar, daha önce ifade ettiğimizgibi te'kid içindir.

Zayıf bir görüşe göre ise yüsr/kolaylık mahal itibariyle tekrar edilmiştir, buna göre biri dünyada, diğeri ahirette olmak üzere iki kolaylık söz konusudur.

Bir başka görüşe göre ise, üsr kelimesinin ahd ifade eden ta'rifedatıyla bitişmiş olması ve yüsr kelimesinin nekre varid olması hasebiyle, her zorluk ile beraber iki kolaylık vardır, şeklinde bir yorum yapılmıştır, böylece birinci ile ikinci kolaylık birbirinden farklıdır, nitekim hadis-i şerifte de: "Bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez" şeklinde bir ifadeye yer verilmiştir."32

Munfasıl-Lafzî Tekrar:

Bu nevi tekrarın yorumlanması konusunda âlimlerin ağır basan görüşü, söz konusu tekrarın pekiştirme ve takrir ifade etmesi yönünde olmuştur. Buna göre bağlam, söz konusu mükerrer âyetin tekrarını gerektirmiştir ve tekrar birinci âyette vârid olan tekrardan farklı bir tekrardır, böylece sadece zahiren bir tekrar vardır, hakikatte ise yeni bir mana tesis etme söz konusudur.

İbn Kuteybe(276 h.) şöyle der: "Febieyyi...âyetindekitekrarın sırrı şudur:

"Allah Teâlâ bu sûrede nimetlerini anmış ve kudretine ve yaratıklarına olan inâyetine dikkat çekmiştir. Daha sonra andığı her nimeti bu âyet-i kerimeyle noktalamış ve onu her iki nimet arasında bir fâsıla kılmıştır ki, insanlar anılan nimetlerin kadrini hakkıyla bilsin ve bu husus zihinlerinde pekişsin. Kamer sûresindeki fehel min muddekir âyetinin tekrarı da bu kabilden bir tekrardır, manası da: İbret ve öğüt alan yok mudur?!"  33

Hatib el-İskâfi(420 h.) şöyle der: "Veylün yevmeizin lilmukezzibin âyeti tasdiki gereken hususlara delalet eden kelamın devamı mahiyetinde olup manalar farklı ise, tekrar diye bir şey söz konusu değildir"  34

Nesefi, inne fi zâlike leâyeh vemâ kâne ekseruhüm mü'minîn ve inne rabbeke lehuval azizurrahim âyetinin tefsiri çerçevesinde şöyle der:

"Bu âyeti kerimeler her kıssanın başında ve sonunda tekrar edilmiş ve böylece içerdiği manaların gönüllerde pekişmesini sağlamıştır, böylece vaaz ve tekdir/azar bağlamında daha güçlü bir üslûbun oluşmasını temin etmiştir, diğer taraftan sûrede yer alan her kıssa başlı başına bir Kur'ân hükmündedir ve diğerlerinde yer alan müstakil bir öğüt ve ibret sahnesidir. Böylece her kıssanın, diğerlerinin başlangıç ifadesiyle başlaması ve bittiği nokta ile de hitama ermesi uygun düşmüştür."35

Kadı Beyzâvî(795 h.)  velakad yessernal Kur'âna lizzikri fehel min müddekir âyetini tefsir ederken şöyle der:

"Bu âyet-i kerime her elçiyi yalanlamanın, bir azabın inişini, ibret ve öğüt almaya kulak vermeyi ve gaflet ve unutkanlık baskın gelmesin diye yeniden uyarmayı ve ders almayı gerektirdiğini iş'ar etmek için her kıssada tekrar edilmiştir. Febi eyyi âlâi rabbikume tukezzibân, veylun yevmeizin lilmukezzibîn vb. tekrarlardaki sır da aynıdır."36

Çok sayıda bilgin, Febi eyyi âlâi rabbikume tukezzibân,âyetinin 31 defa tekrarında olduğu gibi37,  belli âyetlerin tekrar edildiği sayısı üzerinde bir takım açıklamalarda bulunma yoluna gitmiş, ancak Fahreddin Razi(604 h.) söz konusu tahlillerde, sağlıklı bir yoruma delalet edecek bir şey bulamaz ve şöyle der:

"Söz konusu sayıda tekrarlara gelince bunlar tevkîfî'dir/vahye dayalıdır, dolayısıyla insanların akılları bu tür şeylerin esrârına vakıf olamaz. Onun için en sağlıklı yol, insanoğlunun Allah'ın kelamında çok uzak manaları istihraçta mübalağa etmemesidir."38

3. Manevî tekrar

Manevî tekrar, bir kıssayı veya bir konuyu değişik yerlerde farklı lafızlarla zikretmektir; böylece kıssa veya konu tekrar tekrar dile getirilmiş olmaktadır.  Zahiren bir nevi tekrar söz konusu olmaktadır. Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar olgusunu ele alırken selef âlimleri bu nevî tekrarı yorumlamış ve ta'lil etmeye çalışmışlardır. İbni Kuteybe(276 h.) şöyle der: "Kıssalara ve geçmiş ümmetlere ait haberlere gelince, Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'i 23 yılda  parça parça inzâl buyurmuştur... Diğer taraftan Arap kabilelere ait heyetler Müslüman olmak için Hz. Peygamber'in huzuruna geliyor ve Müslümanlar o kimselere bir parça Kur'ân öğretiyorlardı ki, bu miktar onlara kâfi geliyordu. Aynı şekilde Hz. Peygamber(s.a.v.) değişik kabilelere farklı sûreleri öğretmek üzere elçiler gönderiyordu. Böylece eğer geçmiş ümmetlere ait haber ve kıssalar değişik sûrelere serpiştirilmiş ve tekrar edilmiş olmasaydı, Musa(a.s.)'ın dile getirildiği kıssa bir topluluğa, İsa(a.s.)'ınki bir başkasına, Nuh(a.s.)'ın kıssası bir ötekine, Lut(a.s.)'ın kıssası bir diğerine intikal edecek idi. Ancak Allah Teâlâ, lütuf ve rahmetinin bir eseri olarak, bunları serpiştirmek sûretiyle, sözkonusu kıssaları yeryüzünün dört bucağına duyurmuş, herkesin zihninde yer edinmesinisağlamış ve Kur'ân'ın çağdaşı olan herkese bu kıssalar çerçevesinde vermek istediği mesaj tecelli etmiştir"39

İbn Fâris (395) şöyle der: (Geçmiş ümmetlere ait  Kur'ân-ı Kerim'de yer alan haber ve kıssalar hakkında çok yorumlar yapılmıştır. Ancak bu bağlamda en sıhhatli yorumlardan biri de şudur: Allah Teâlâ, Kur'ân'ın bir benzerini getirmeleri konusunda Arapları âciz bırakması, Hz. Peygamber(s.a.v.)'in peygamberliğinin sıhhatine bir mucize kılmıştır. Arkasından Allah Teâlâ, hangi nazım şekliyle olursa olsun veya hangi ibareyle ifade edilmiş olursa olsun, Kur'ân'ın benzerini getiremeyecekleri konusundaki acizliklerini haber vermek üzere, tek bir kıssayı değişik yerlerde tekrar etmek sûretiyle Arapların bu konudaki aczini bildirmiştir. İşte bu yorum, bu çerçevede ifade edilen görüşlerin en sıhhatlisidir)40Aynı şekilde hem Zerkeşî(797 h.) Bürhan adlı kitabında, hem de Suyûtî (911) İtkân adlı eserinde Kur'ân-ı Kerim'de yer alan peygamber kıssalarının tekrarı konusu üzerinde durmuşlardır. Zerkeşî bu nevi tekrara dair birçok faydaları zikrederken, Suyutî bunların çoğunu aynen tekrar etmiş ve bunları Bedreddin b. Cemaa (733 h.)'ya ait El-Muktanas Fi Favaidi Tekrar-i'l-Kasas daha önce adı geçen eserinden iktibas ettiğini açık bir şekilde ifade etmiştir.

Zerkeşî ile Suyûtî'nin zikrettikleri hususları şu noktalarda özetlemek mümkündür.41

1- Kıssada yer alana her tekrarın içerisinde, daha öncesinde var olmayan ziyade bir mana vardır, zahiren kıssa tekrar ediliyor gibi görünse de, gerçekte bir tekrar söz konusu değildir, ancak her tekrar edilen yerde bağlamın gerektirdiği miktarda bir tekrara yer verilir.

2- Yerleşim birimleri birbirinden uzakta olan ve çoğu Kur'ân'ın tüm sûrelerini öğrenmeye imkân bulamayan sahabilerin içinde bulundukları durumun nazarı itibara alınmış olması, böylece eğer kıssalar tekrar edilmemiş olsaydı Musa (a.s.)'ın kıssası bir topluluğa, İsa (a.s.)'ınki bir başkasına düşecek ve aynı durum diğer kıssalar için söz konusu olacaktı. Böylece Allah Teâlâ herkesin söz konusu kıssalardan nasiplenmesini murad etmiştir, böylece bir topluluk belli bir kıssayı yeni öğrenince diğeri de onu daha da pekiştirmiş oluyordu.

3- Daha önce İbn Fâris'in ifade ettiği ve Allah Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerim'i Hz. Peygamber (s.a.v.)'in nübüvvetinin sıhhatine delil kıldığı, tek bir kıssanın değişik üslûplarla dile getirildiği ve Arapların, değişik üslûplara sahip olmasına rağmen bir benzerini ifade etmekten aciz kaldıkları ve bu hususun onların aczini daha da açık bir şekilde ortaya koyduğunu ifade ettiği husus.

Bu bahsin sonunda, Kur'ân-ı Kerim'de tekrar olgusunun selef âlimleri tarafından tespit edilen en önemli noktalarını şöyle özetleyebiliriz:

1- Selef âlimleri üç nevî tekrarı işlemiş ve daha önce de isimlendirdiğimiz gibi muttasıl lafzî tekrar, munfasıl lafzi tekrar ve manevî tekrar olmak üzere.

2- Özellikle müteahhir selef âlimlerinin, tek bir olguya getirdikleri yorumların çeşitliliği okuyucuyu, sözkonusu yorumlardan birini tercih etme noktasında zor bir pozisyonda bırakmaktadır.

3- Muttasıl tekrarın yorumunda, te'kide delaleti ile yeni bir manaya delaleti arasında ikiye ayrılmışlardır. Munfasılın yorumunda çoğunluğun görüşü, yeni bir manaya delalet ettiğidir, dolayısıyla tekrar sadece zahiren söz konusudur. Manevi tekrara gelince, bazıları Ashâb-ı kiramın içindebulundukları hale/duruma bağlı olarak yorumlamış ve gerçek anlamda bir tekrar olduğunu  ifade etmiştir. Bazıları ise tekrarı birinde olmayan bir hususu diğerinin ihtiva etmesi şeklinde yorumlamış ve böylece bu yorumla tekrar olmaktan çıkmıştır.

4- Selef âlimlerinin tekrar olgusunun yorumuyla ilgili görüşlerini ayrıntılı bir şekilde ifade etmemiş bulunuyoruz. Çünkü bu makalenin hacmi buna müsait değildir, onun için Said Nursî'nin konu etrafındaki görüşlerine temhid olsun diye, bu olgu etrafında genel eğilimleri ortaya koymakla yetinmiş olduk.

İkinci Mebhas

Risale-i Nur'a Göre Kur'ân-ı Kerim'deki Tekrar Olgusu

Birinci Olarak: Said Nursî'nin Risalelerinin Kur'ân-ı Kerim'e İstinat Etmesi

Şu gerçeğe işaret etmek gerekir ki, Said Nursî, Kur'ân'ı bir ilham kaynağı ve aynı zamanda bir araştırma ve tetkik alanı olarak edinmiştir. Said Nursî, fikri hayatının ilk aşamasında takip edebileceği yolların çokluğu karşısında kendisini bir şaşkınlık içerisinde bulmuş ve sonunda Kur'ân yolunu keşfetmiştir, Mektubât adlı eserinde Bediüzzaman şöyle der: "hem kalben, hem aklen hakikate giden bazi büyük ehl-i hakikatin arkasinda gitmek istedi. Bakti, onlarin herbirinin ayri, câzibedar bir hassasi var. Hangisinin arkasindan gidecegine tahayyürde kaldi. Imam-i Rabbânî de ona gaybî bir tarzda "Tevhid-i kible et" demis. Yani, "Yalniz bir üstadin arkasindan git. O çok yarali Eski Said'in kalbine geldi ki:

"Üstad-i hakikî Kur'ân'dir. Tevhid-i kible bu üstadla olur" diye, yalniz o üstad-i kudsînin irsadiyla hem kalbi, hem ruhu gayet garip bir tarzda sülûke basladilar."42

Böylece Bediüzzaman Said Nursî "hakiki mürşidinin sadece Kur'ân olduğunu"43 açık bir şekilde ifade etmeye başlamış ve bu bağlamda şöyle demiştir:

"Bil ki, ben hayatta sağ kaldıkça Mevlâna Celâleddin-i Rûmi (K.S.) Hazretlerinin dediği gibi derim: 'Hayatta olduğum sürece ben Kur'ân'ın hadimiyim ve ben Muhammedü'l-Muhtar'ın (a.s.m.) yolunun toprağıyım. Evet, çünkü ben Kur'ân-ı Hakîmi bütün feyz ve nurların menbaı görüyorum. Ve benim eserlerimde hakâikın güzelliklerinden her ne ki varsa, ancak Kur'ânın feyzinden muktebesdirler. İşte bunun içindir ki, bütün eserlerimin î'caz-ı Kur'ânın mezâyasından bir nebze zikretmesinden hâlî kalmasına kalbim razı olmuyor."44

 Kur'ân mürşidliği Nursî'yi Nur Risale'lerinin, Kur'ânın çok mükemmel bir tefsiri olduğunu ilan etmeye götürmüş45 ve Risalelerde yer alan bütün güzelliklerin Kur'ân'ın feyzinden başka bir şey olmadığını ifade etmeye sevketmiştir.46

Said Nursî'nin Kur'ân'a olan hizmetinin dışa yansıyan bir görüntüsü de Kur'ân'ın i'câzını ortaya koyma ve kendisine göre kırka varan vecihlerini ispat etme konusundaki aşırı gayretidir,47 kendisi bu konu için, söz konusu kırk vecihten beşini ayrıntılı bir şekilde anlattığı el-Mu'cizâtü'l-Kur'âniyye diye bir kitap telif etmiştir48, işte Said Nursî'nin Kur'ân'ı Kerim'deki tekrar üslûbunu ele alışı bu vecihler çerçevesinde gerçekleşmiştir, kendisi tekrar üslûbunu, bütün mucizelerin kaynağı olan Kur'ân mucizelerinden bir mucizesi olarak telakki etmiştir49. Said Nursî'ye göre, Kur'ân'ın şumuliyyetinin miktarını ve hem ğayb hem şehadet, hem dünya hem ahiret, hem ins hem cinni içine alan câmiiyyetini tasvir eden hususlardan birisi de, Kur'ân' dan ve onun i'câz vecihlerinden söz ettiği her bölümde yerleştirmeye özen gösterdiği Kur'ân tarifidir, Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar mucizesini dile getirirken de bu tarife yer vermiştir, yer münasip olsaydı aynen metniyle vermek isterdim50.

İkinci Olarak: Said Nursî'ye göre tekrar üslûbunun ana başlıkları:

Anlaşıldığı kadarıyla Bediüzzaman Said Nursî İslâm dinine ve kültürüne tavır alan kimseler içerisinde Kur'ân'ın belâgatı üzerinde şüphe yaratmaya  ve Kur'ân'daki tekrar âyetleri etrafnda şüphe uyandırmaya çalışan kimselerle yüzyüze gelmiştir. Bu durum Bediüzzaman'ın Kur'ân'daki tekrarların hikmetini ortaya koymasına önem vermesine sebep olmuştur. Daha önceki mülhidlerin bu konuda ileri sürdükleri şüpheler selef âlimlerinin konuya ilgi duymalarına sebep olduğu gibi, Said Nursî'nin kaleme aldığı Risalelerinde takip ettiği metotlardan birisi de,  söz konusuşüpheleri bertaraf etmeye verdiği önem kadar, ileri sürülen şüphelerin ortaya konmasında uzun uzadıya açıklamalara yer vermemesidir. İşârâtü'l-İ'câz adlı eserinde Bediüzzaman şöyle der:

"Risale-i Nur'un meslegi odur ki, zihinlerde bir iz birakmamak için, sair ulemaya muhalif olarak, muarizlarin süphelerini zikretmeden öyle bir cevap verir ki, daha vehim ve vesveseye yer kalmaz. Eski Said, bu tefsirde, Risale-i Nur gibi, zihinleri bulandirmamak için yalniz belâgat noktasinda lâfzin delâletine ve isârâtina ehemmiyet vermis."51

 el-Mu'cizâtü'l-Kur'âniyye de ise şöyle der: "Bulanti vermemek için, onlarin süpheleri zikredilmeden cevab-i kat'î verilmis."52  Onun için Bediüzzaman Said Nursî'nin, Kur'ân'daki tekrarlardan bahsederken, konu etrafında ortaya atılan şüpheler üzerinde uzun uzadıya durmadığını görüyoruz, el-Mu'cizâtül Ahmediye de şöyle der: "Sebeb-i kusur tevehhüm edilen tekraratindaki lem'a-i i'câza bak"53 Meyve adlı risalesinde ise konuyla ilgili şöyle der:

"Tekrarat-i Kur'âniyenin bir hikmetini beyanla ehl-i dalâletin ufûnetli ve zehirli evhamlarini izale eder."54

 Yeri gelmişken şu hususa işaret etmek gerekir ki, bizim konu etrafındaki sözlerimiz, Bediüzzaman'ın Arapça veya Arapça'ya tercüme edilen eserlerinden muttali olduklarımıza dayanmaktadır. Muttali olduğum kısım Bediüzzaman'ın binlerce sayfalarla ifade edilen eserlerinin küçük bir kısmı olmasına rağmen, tekrar olgusu etrafında yaptığım mütaalâlar ve müttali olduğum bilgiler, Bediüzzaman'ın konuya bakış açısının genel çizgilerini açıklar mahiyettedir.

Bediüzzaman'ın Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar olgusu etrafındaki mütaalâları, ulaşabildiğim kadarıyla birçok kitabında mevzû bahis olmuştur. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Üstad Bediüzzaman'ın Mesnevi Nuriye'de yazdığı bölümdür ki, bu bölüm tekrar olgusunun yorumu çerçevesinde çok özet olarak geçmiş ve altı nokta etrafında mütaalâ edilmiştir.55. Üstad bu altı noktayı El-Mu'cizâtu'l-Ahmediyye adlı kitabında da zikretmiştir.

2- Üstad'ın Meyve Risalesinin onuncu meselesinde, Emirdağ Çiçeği başlığı altında yazdığı bölüm ile: "Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar mucizesi: Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar üslûbu etrafında varid olan itirazlara muknî ve şafî bir cevap" başlığı altında yazdığı bölümlerdir56.

Bediüzzaman bu meseleyi El-Mu'cizâtu'l-Kur'âniyye adlı eserin ikinci zeyli yapmıştır57. Aynı şekilde Mesnevi de, El-Mu'cizâtu'l-Ahmediyye'de, İşârâtü'l-İcâz ve El-Mu'cizâtu'l-Kur'âniyye'de58 serpiştirilmiş bir vaziyette özet bilgilere yer verilmiştir59.

Söz konusu altı noktanın ele alınışından anlaşıldığı ve bizzat Emirdağ Çiçeği'nde Bediüzzaman'ın açıkça ifade ettiği üzere,  konuyu genel çerçevede ele aldığı görülmüştür. Kendisi şöyle der:

"Gerçi bu Mesele, perisan vaziyetimden müsevves ve letafetsiz olmus. Fakat o müsevves ibare altinda çok kiymetli bir nevi i'câzi kat'î bildim. Maatteessüf ifadeye muktedir olamadim. Her ne kadar ibaresi sönük olsa da, Kur'ân'a ait olmak cihetiyle, hem ibadet-i tefekküriye, hem kudsî, yüksek, parlak bir cevherin sedefidir. Yirtik libasina degil, elindeki elmasa bakilsin. Eger münasipse 'Onuncu Mesele' yapiniz. Degilse, sizin tebrik mektuplariniza mukabil bir mektup kabul ediniz. Hem bunu gayet hasta ve perisan ve gidasiz, bir iki gün Ramazan'da mecburiyetle, gayet mücmel ve kisa ve bir cümlede pek çok hakikatleri ve müteaddit hüccetleri derc ederek yazdim. Kusura bakilmasin."60

Görüldüğü kadarıyla konunun birinci bahiste ifade edildiği gibi, lafzî manevî tekrar, muttasıl-munfasıl lafzî tekrar şeklinde sınıflandırılmasına uyulmamıştır Çünkü Üstad Nursî cüz'i misaller yerine, tekrarın genel çerçevede yorumlanmasıyla meşgul olmuştur.  Tekrar üslûbunun geçtiği Kur'ân âyetlerine seri değinmeler bir tarafa bırakılırsa, selef âlimlerin bütün Kur'ân âyetleri üzerinde duran kapsamlı tefsirlerle mükerrer âyetlerini bütün ayrıntılarıyla yorumlamave üzerinde durma imkanını bulmuşlarsa da, aynı imkân, İşârâtü'l-İ'câz adlı eseriyle Fatiha ve Bakara sûresinin sadece 30. âyetini tefsir edebilen Bediüzzaman için mümkün olmamıştır. Onun için biz Said Nursî'nin konuyu ele alış metodunu söz konusu altı noktada varid olan ve Emirdağ ile diğer eserlerindeki bilgileri birbiriyle irtibatlandıran tahlillerden hareketle ele alacağız.

Üçünçü olarak: Said Nursî'ye göre  tekrar olgusunun tefsirinde temel düşünce.

Araştırıcı Kur'ân-ı Kerim'deki tekrarın hikmetini ortaya koyma konusunda Nursî'nin istinad ettiği temel düşünceyi, O'nun çok sayıdaki risalelerinden istinbat etmesi mümkündür. Bu düşünce, genel anlamda tekrarın kelamdaki işlevini tahdit noktasına dayanmaktadır. Bediüzzaman bu düşünceyi iki işlevle sınırlamaktadır: Te'kid ve te'sis, yani tekrar edilen ikinci lafız ya birinci lafzı te'kid etmekte veya yeni bir mana te'sis etmektedir. Namazdan sonra otuz üç defa tekrar edilensübhanallah, elhamdülillah ve Allahuekber ibarelerinden söz ederken Nursî'nin bu görüşünü açık bir şekilde gözlemleyebiliyoruz, Bediüzzaman şöyle der:

"Namazlardan sonra tekrar edilen şu 'Allahuekber, elhamdülillah, sübhânallah, velâilâhe illallah' olan kelimat-ı mübarekeler, Bablarda isbat edildiği gibi gördüm ki; yalnız bir tekrar mes'elesi değildir. Belki bir te'sisdirler. Veyahut mânalarını te'sis etmek için müttehidâne değil; belki aldıkları mütesanidane vaziyet ile onları te'kid etmek içindir."61

 Zâkir Allahuekber Allahuekber Allahuekber diye zikrederken aynı sözleri tekrar etmektedir, ancak Nursî'ye göre tekrarla bunların manaları yenilenmektedir, dolayısıyla zikreden kimsenin ruh aleminde bu sözler aynı değildir, Bediüzzaman bu fikri bir başka ibareyle şöyle ifade eder: "Bu tekrarlar mana noktasında pekiştirme, maksat ve meyve noktasında da te'sis ifade etmektedir."62

Zeyd, Zeyd, Zeyd! diye birine seslenen kişinin sözü üzerinde düşünürsek Said Nursî'nin bu fikrini daha kolay anlayabiliriz. Şöyleki buradaki ikinci ve üçüncü lafız yeni bir mana ifade etmemektedir, tam aksine birinci lafzın ifade ettiği manayı ifade etmektedirler Ancak bu iki lafzın tekrarından maksat, yeni bir mana te'sis etmek değil, birinci lafzın delaletini pekiştirmektir. Kapıyı üç defa çalanın hali de bundan farklı değildir. Zira ikinci ve üçüncü vuruş, şekil vemaksat itibariyle birincinin aynısıdır, ancak tekrar yine pekiştirme ifade etmektedir.

Yeni mânâ te'sis eden tekrara gelince, bu tekrar toprağı kazma ile vuran kimsenin vuruşuna benzer, ikinci, üçüncü ve daha sonraki vuruşlar şekil itibariyle birinci vuruşa benzer, ancak bunlar, birincinin gerçekleştirmediği  yeni bir şeyi gerçekleştirirler; yemeği kaşıkla yiyen kimsenin hali de bundan farksızdır, zira kişi kaşığı ağzına doğru kaldırırken benzer şekilde ağzına götürür, ancak ikinci, üçüncü ve daha sonrakikaldırışlar birincikinden farklı bir şey gerçekleştirirler.

İşte bu düşünceye istinaden Said Nursî "sadece sûrette tekrarın varlığını"63 açık bir şekilde ifade etmiştir.

Bediüzzaman şöyle der: "Güzel, tatli tekraratiyla birtek cümlede ve birtek kissada ayri ayri çok mânâlari, ayri ayri muhatap tabakalarina tefhim etmekte"64. Risale-i Nur'daki tekrar üslûbunun yorumu genel anlamda bu çerçevededir, ancak dikkatli düşünen kimse tekrara yönelik ikinci bir mana sezebilir ki, bu da pekiştirme eksenli bir tekrardır. Bediüzzaman şöyle der: "Kur'an-ı hakîmdeki terdad tesbit için; tekrar da takrir için..."65. Anlaşıldığı kadarıyla Said Nursî'nin bu işaretleri, kendisiyle pekiştirme kastedilen Kur'ân-ı Kerim'de geçen bazı tekrar misallerine dayanmaktadır, veyahut  birçok delaletinin yanısıra tekrarın, dinleyicinin ruhunda imâ ettiği pekiştirme manasına istinad etmektedir.

Dördüncü olarak: Risale-i Nur'a göre tekrar üslûbunun hikmeti.

Kanaatimiz şudur ki, tekrar olgusunun yorumlanması ve tahlili çerçevesinde Said Nursî'nin -Emirdağ Çiçeğinde arzedildiği şekliyle- zirketmiş olduğu söz konusu altı noktanın takdimi, konu ile ilgili  zikredilen ana fikri teyid etmekte ve tekrar üslûbuna ait bir takım cüz'i misallerin, üslûbun bir takım incelik ve hikmetlerinin külli tasavvurla irtibatlandırması noktasında Said Nursî'nin düşüncesinin boyutunu ortaya koymaktadır. Hem de zihinlerde var olan şüpheleri izale edecek ve Kur'ânî tekrarın hikmet, belâgat ve i'câzını ortaya koyacak şekilde..

Birinci nokta:

Üstad Said Nursî şöyle der:

"Kur'ân hem bir kitab-i zikir, hem bir kitab-i dua, hem bir kitab-i davet oldugundan, içinde tekrar müstahsendir, belki elzemdir ve eblâgdir. Ehl-i kusurun zanni gibi degil. Zira, zikrin se'ni, tekrar ile tenvirdir. Duanin se'ni, terdad ile takrirdir. Emir ve davetin se'ni, tekrar ile tekittir."66

Bu nokta, Kur'ân konularının tabiatının, Kur'ân'ın içeriğini tekrar etmeyi  gerektirdiğine işaret etmektedir, dolayısıyla bazı âyetlerle bir takım cümlelerin mükerrer varid olmasında hiçbir garabet yoktur.

İşte bu birinci noktanın içeriğinde yer alan söz konusu düşünce Said Nursî'nin zihnini her zaman meşgul etmiş ve her fırsatta zikredilmiştir, Mesnevi Nuriye'de Bediüzzaman şöyle der: "Ey birader, bilmiş ol ki; Kur'anın bazı eczasının tekrarını iktiza eden şey, zikir ve duaların mukteza-yı tekrarlarıdır. Çünkü Kur'an bir kitab-ı hakikat ve şeriat.. hem bir kitab-ı marifet ve hikmet olduğu gibi, aynı zamanda bir kitab-ı zikir ve dua ve davettir. Zikir ise terdad edilir, dua tekrar edilir, davet dahi tekrar ile te'kid edilir."67. Emirdağ Çiçeğinde ise şöyle der:

"Tekrari iktiza eden dua ve dâvet, zikir ve tevhid kitabi dahi oldugunu bildirmek sirriyla, güzel, tatli tekraratiyla birtek cümlede ve birtek kissada ayri ayri çok mânâlari, ayri ayri muhatap tabakalarina tefhim etmekte."68

Ikinci nokta: "Hem herkes her vakit bütün Kur'ân'i okumaya muktedir olamaz, fakat bir sûreye galiben muktedir olur. Onun için, en mühim makasid-i Kur'âniye ekser uzun sûrelerde derc edilerek, herbir sûre bir küçük Kur'ân hükmüne geçmis. Demek, hiç kimseyi mahrum etmemek için, tevhid ve hasir ve kissa-i Mûsa gibi bazi maksatlar tekrar edilmis."69.

Bu noktada yer alan tekrarın hikmeti, muhatabların hallerini nazar-ı itibare almakla bağlantılı olup, daha önce manevî tekrar diye isimlendirdiğimiz tekrar çeşidine işaret etmektedir. Bu nokta Risale-i Nur'un değişik yerlerinde daha da açıklanmış bir vaziyette zikredilmiştir, Said Nursî Mesnevi'de şöyle der:

"Ey kardeş bil ki, Kur'anın her bir sûresi; Kur'anın umumuna dağılmış olan hakâikın mücmelini ve sâir sûrelerdeki ehemmiyetli makasıd ve kıssaları tazammun etmesi çok büyük bir hikmet içindir. Bir hikmeti şudur: Ta ki Kur'andan yalnız bir sûreyi okuyabilen veyahut yalnız kısa bir sûrenin kıraeti kendisine müyesser olmuş olanlar, tenzilin hitabından ona dahi olan hisseden mahrum kalmasın. Çünkü cemaât-i mükellefîn içinde ümmî ve gabîler daha çoktur. İşte bu lem'a-i i'cazdandır ki, bir tek sûre-i Kur'aniye, tam okuyabilen için tamam bir Kur'an oluyor."70

Bediüzzaman Emirdağ Çiçeğinde bu noktayı açıklamak üzere tekrar ele alır ve şöyle der:

"Herkes her vakit bütün Kur'ân'i okumaya muktedir ve muvaffak olamadığından, herbir uzun ve mutavassit sûreyi birer küçük Kur'ân hükmüne getirmek için, ehemmiyetli erkân-i imaniye gibi o kissalari tekrar etmesi, degil israf, belki mukteza-yi belâgattir ve hâdise-i Muhammediye (a.s.m.), bütün benî Âdemin en büyük hadisesi ve kâinatin en azametli meselesi oldugunu ders vermektir."71

Üçüncü nokta: " Hem cismânî ihtiyaç gibi, mânevî hâcat dahi muhteliftir. Bazisina insan her nefes muhtaç olur: cisme hava, ruha gibi. Bazisina her saat: Bismillâh gibi ve hâkezâ... Demek, tekrar-i âyet, tekerrür-ü ihtiyaçtan ileri gelmis ve o ihtiyaca isaret ederek, uyandirip tesvik etmek, hem istiyaki ve istahi tahrik etmek için tekrar eder."72.

Bu noktanın işaret ettiği tekrarın hikmeti, makamın tekrara olan ihtiyacıdır. Dolayısıyla tekrar, belâgatın ve muhatabların içinde bulunduğu halin gereği olmaktadır. Bediüzzaman Risale-i Nur'un daha başka yerlerinde bu noktayı daha da açıklamıştır. Bediüzzaman Mesnevi'de bu noktadaki lafızlara yakın ifadelerle şöyle der: (Bazı ibarelere daha da vuzuha kavuşturması sebebiyle sözünü aynen nakletmek istiyorum.)

"Hem nasıl ki insan maddî hayatında her an havaya, her vakit suya, hergün gıdaya ve her hafta -ekseriyetle ziyaya- muhtaçdır. Şu hâlde bunların tekrarı tekrar değil, belki ihtiyacın tekerrüründen tekrarlanırlar. Öyle de insan, ruhanî hayatı cihetiyle dahi, Kur'andaki mânevi gıdaların çok çeşitlerine muhtaç oluyor. Bazısınaân-ı seyyâledeki her bir dakika ona muhtaç olup ruh onunla teneffüs eyler. 'hüve, bismillâh' gibi.. ve bazısına her saat muhtaçtır, 'bismillâh' gibi, ve bazısına her vakit ve bazısına her zaman muhtaçdır. İhtiyacın derecâtına göre, bunlar Kur'anda dercedilmiştir. Kur'an ise insanın hayat-ı kalbiyesinin iktiza ettiği derecede tekrar eder. Meselâ, 'bismillah' hava-yı nesîmi gibi dâhile girip bâtını tathîr ettiği misillû senin cisminde nefesin gibi hârice çıktığı vakit nefsin içinde semere verir."73

Bediüzzaman Said Nursî mükerrer Kur'ânî âyetlerden bir çoğunu irad etmek sûretiyle bu hikmeti açıklarken Emirdağ Çiçeğinde şöyle der:(Metin, uzun da olsu burada nakletmek durumundayız, ta ki tekrar üslûbunun yorumu noktasında, araştırıcının etkisinde kalmaksızın, Bediüzzaman'ın bakış açısı bizzat kendi sözlerinden ortaya konsun ve O'nun sözlerindeki dikkat ve ifadelerindeki icmâl zahir olsun):

"Evet, ihtiyacin tekerrürüyle tekrarin lüzumu haysiyetiyle, yirmi sene zarfinda pek çok mükerrer suallere cevap olarak ayri ayri çok tabakalara ders veren ve koca kâinati parça parça edip kiyamette seklini degistirerek, dünyayi kaldirip onun yerine azametli âhireti kuracak ve zerrattan yildizlara kadar bütün cüz'iyat ve külliyatin tek bir Zâtin elinde ve tasarrufunda bulundugunu ispat edecek ve kâinati ve arzi ve semavati ve anâsiri kizdiran ve hiddete getiren nev-i beserin zulümlerine, kâinatin netice-i hilkati hesabina gazab-i Ilâhîyi ve hiddet-i Rabbâniyeyi gösterecek hadsiz ve nihayetsiz ve dehsetli ve genis bir inkilâbin tesisinde, binler netice kuvvetinde bazi cümleleri ve hadsiz delillerin neticesi olan bir kisim âyetleri tekrar etmek, degil bir kusur, belki gayet kuvvetli bir i'caz ve gayet yüksek bir belâgat ve mukteza-yi hâle gayet mutabik bir cezâlettir, bir fesâhattir."

"Meselâ, birtek âyet olup yüz on dört defa tekrar edilen Bismillâhirrahmânirrahîm cümlesi, Risale-i Nur'un On Dördüncü Lem'asinda beyan edildigi gibi, Arsi ferse baglayan ve kâinati isiklandiran ve her dakika herkes ona muhtaç olan öyle bir hakikattir ki, milyonlar defa tekrar edilse yine ihtiyaç vardir. Degil yalniz ekmek gibi hergün, belki hava ve ziya gibi her dakika ona ihtiyaç ve istiyak vardir."

"Hem meselâ, Sûre-i 'Tâ, Sîn, Mîm' de sekiz defa tekrar edilen su 'Rabbin ise, süphesiz ki, kudreti herseye galip olan ve rahmeti herseyi kusatan Allah'tir.' (Suarâ Sûresi, 26:9.) âyeti, o sûrede hikâye edilen peygamberlerin necatlarini ve kavimlerinin azaplarini, kâinatin netice-i hilkati hesabina ve rububiyet-i âmmenin nâmina o binler hakikat kuvvetinde olan âyeti tekrar ederek izzet-i Rabbâniye, o zâlim kavimlerin azabini ve rahîmiyet-i Ilâhiye dahi enbiyanin necatlarini iktiza ettigini ders vermek için binler defa tekrar olsa yine ihtiyaç ve istiyak var ve îcazli ve i'cazli bir ulvî belâgattir."

"Hem meselâ, Sûre-i Rahmân'da tekrar edilen 'Ey insanlar ve cinler, Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?' (Rahmân Sûresi, 55:13.) âyeti ile Sûre-i Mürselât'ta 'Yaziklar olsun o gün yalanlayanlara!' (Mürselât Sûresi, 77:15.) âyeti, cin ve nev-i besere, kâinati kizdiran ve arz ve semâvâti hiddete getiren ve hilkat-i âlemin neticelerini bozan ve hasmet-i saltanat-i Ilâhiyeye karsi inkâr ve istihfafla mukabele eden küfür ve küfranlarini ve zulümlerini ve bütün mahlûkatin hukuklarina tecavüzlerini asirlara ve arza ve semâvâta tehditkârâne haykiran bu iki âyet, böyle binler hakikatlerle alâkadar ve binler mesele kuvvetinde olan bir ders-i umumîde binler defa tekrar edilse yine lüzum var ve celâlli bir îcaz ve cemalli bir i'câz-i belâgattir."

"Iste tekrarat-i Kur'aniye bu gibi esaslara bakiyor. Hattâ bazen bir sayfada iktiza-yi makam ve ihtiyac-i ifham ve belâgat-i beyan cihetiyle yirmi defa sarîhan ve zimnen tevhid hakikatini ifade eder; degil usanç, belki kuvvet ve sevk verir. Risale-i Nur'da, tekrarat-i Kur'âniye ne kadar yerinde ve münasip ve belâgatça makbul oldugu, hüccetleriyle beyan edilmis."74

Dördüncü Nokta: "Hem Kur'ân müessistir, bir din-i mübînin esasidir ve su âlem-i Islâmiyetin temelleridir ve hayat-i içtimaiye-i beseriyeyi degistirip muhtelif tabakata, mükerrer suallerine cevaptir. Müessise, tesbit etmek için tekrar lâzimdir. Tekit için terdad lâzimdir. Teyit için takrir, tahkik, tekrir lâzimdir."75

Besinci Nokta: "Hem öyle mesâil-i azîme ve hakaik-i dakikadan bahsediyor ki, umumun kalblerinde yerlestirmek için, çok defa muhtelif suretlerde tekrar lâzimdir."76

Dördüncü ve beşinci nokta arasında maksat ve mana noktasında tekemmül hususlarında bir nevi irtibat söz konusudur. Zirâ: tekrar olgusunu, hem Kur'ân-ı Kerim'in dini hakikatlerin pekişmesindeki rolünden, hem de insanlarnın kalplerinde yerleşmesini arzuladığı ve akıllarında pekişmesini istediği büyük meselenin tabiatından hareketle yorumlamaktadır. Kanaatimce Said Nursî'nin Emirdağ Çiçeğinde varid olan suale cevaben yaptığı açıklama bu noktadanne kastettiğini açık bir şeklide ortaya koymaktadır, Bediüzzaman orada şöyle der:

"Ikinci bir sual: 'Kur'ân'da sarîhan ve zimnen ve isareten, âhiret ve tevhidi ve beserin mükâfat ve mücâzâtini binler defa ispat edip nazara vermenin ve her sûrede, her sayfada, her makamda ders vermenin hikmeti nedir?'

Elcevap: Daire-i imkânda ve kâinatin sergüzestine ait inkilâplarda ve emanet-i kübrayi ve hilâfet-i arziyeyi omuzuna alan nev-i beserin sekavet ve saadet-i ebediyeye medar olan vazifesine dair en ehemmiyetli, en büyük, en dehsetli meselelerinde, en azametlilerini ders vermek ve hadsiz süpheleri izale etmek ve gayet siddetli inkârlari ve inatlari kirmak cihetinde, elbette o dehsetli inkilâplari tasdik ettirmek ve o inkilâplarin azametinde büyük ve besere en elzem ve en zaruri meseleleri teslim ettirmek için, Kur'ân, binler defa degil, belki milyonlar defa onlara baktirsa yine israf degil ki, milyonlar kere tekrarla o bahisler Kur'ân'da okunur, usanç vermez, ihtiyaç kesilmez. Meselâ, 'imân eden ve güzel isler yapanlar için ise, altindan irmaklar akan Cennetler vardir. Bu ise pek büyük bir kurtulustur.' (Bürûc Sûresi, 85:11.) âyetinin gösterdigi müjde-i saadet-i ebediye hakikati, bîçare besere her dakika kendini gösteren hakikat-i mevtin, 'Hem insani, hem dünyasini, hem bütün ahbabini idam-i ebedîsinden kurtarip ebedî bir saltanati kazandirir' dediginden milyarlar defa tekrar edilse ve kâinat kadar ehemmiyet verilse, yine israf olmaz, kiymetten düsmez.

Iste bu çesit hadsiz kiymettar meseleleri ders veren ve kâinati bir hane gibi degistiren ve seklini bozan dehsetli inkilâplari tesis etmekte iknaa ve inandirmaya ve ispata çalisan Kur'ân-i Mucizü'l-Beyan, elbette sarîhan ve zimnen ve isareten binler defa o meselelere nazar-i dikkati celbetmek, degil israf, belki ekmek, ilâç, hava ve ziya gibi birer hâcet-i zaruriye hükmünde ihsanini tazelendirir.

Hem meselâ, 'Inkâr edenler için ise Cehennem atesi vardir.' (Fâtir Sûresi, 35:36.) 'Zâlimlerin hakki süphesiz ki pek aci bir azaptir.' (Ibrahim Sûresi, 14:22.) gibi tehdit âyetlerini Kur'ân gayet siddetle ve hiddetle ve gayet kuvvet ve tekrarla zikretmesinin hikmeti ise, Risale-i Nur'da kat'î ispat edildigi gibi, beserin küfrü, kâinatin ve ekser mahlûkatin hukuklarina öyle bir tecavüzdür ki, semavati ve arzi kizdiriyor ve anâsiri hiddete getirip tufanlarla o zâlimleri tokatliyor.

'Oraya atildiklarinda Cehennemin gürleyisini isitirler ki, kaynayip duruyor. Neredeyse öfkeden parçalanacak!' (Mülk Sûresi, 67:7-8.) âyetinin sarahatiyle, o zâlim münkirlere Cehennem öyle öfkeleniyor ki, hiddetinden parçalanmak derecesine geliyor. Iste böyle bir cinayet-i âmmeye ve hadsiz bir tecavüze karsi beserin küçüklük ve ehemmiyetsizligi noktasinda degil, belki zâlimâne cinayetinin azametine ve kâfirâne tecavüzünün dehsetine karsi, Sultan-i Kâinat kendi raiyetinin hukukunun ehemmiyetini ve o münkirlerin küfür ve zulmündeki nihayetsiz çirkinligini göstermek hikmetiyle, fermaninda gayet hiddet ve siddetle o cinayeti ve cezasini degil bin defa, belki milyonlar ve milyarlarla tekrar etse, yine israf ve kusur degil ki, bin seneden beri yüzer milyon insanlar hergün usanmadan kemâl-i istiyakla ve ihtiyaçla okurlar."77

Altinci Nokta: "Bununla beraber, sureten tekrardir. Fakat, mânen herbir âyetin çok mânâlari, çok faydalari, çok vücuh ve tabakati vardir. Herbir makamda ayri bir mânâ ve fayda ve maksatlar için zikrediliyor."78

"Bu noktanın işaret ettiği tekrarın hikmeti, daha önce manevî tekrar diye isimlendirdiğimiz tekrar çeşidiyle irtibatlı olup özellikle peygamber kıssalarını içermektedir, Said Nursî Risale'lerinin değişik yerlerinde peygamber kıssalarının tekrar edilişinin hikmetine işaret etmiştir. Bediüzzaman tefsirinde şöyle der: "Kissa-i Mûsâ, çok meziyetleri ve hikmetleri müstemildir. Her makamda o makama münasip bir vecihle zikredilmesi, ayn-i belâgattir. Evet, Kur'ân-i Azîmüssan, o kissa-i meshureyi, gümüs iken, yed-i beyzâsina alarak altin sekline ifragiyla öyle bir naks-i belâgate mazhar etmistir ki, bütün ehl-i belâgat, onun belâgatine hayran olmuslar, secdeye varmislardir."79

 Emirdağ Çiçeğinde ise şöyle der:

"Hem meselâ, Asâ-yi Mûsâ gibi çok hikmetleri ve faydalari bulunan kissa-i Mûsâ'nin (a.s.) ve sair enbiyanin (a.s.) kissalarini çok tekrarinda, risalet-i Ahmediyenin (a.s.m.) hakkaniyetine bütün enbiyanin nübüvvetlerini bir hüccet gösterip, 'Onlarin umumunu inkâr edemeyen, bu zâtin risaletini hakikat noktasinda inkâr edemez'"80.

Altı noktada yer alan ve Kuran-ı Kerim'deki tekrar ile ilgili olan bilgilerin yanısıra, araştırıcı, Bediüzzaman Said Nursî'nin Kur'ân tilavetinin tekrarına özel bir önem verdiğini, Kur'ân'daki i'câz vecihlerinden birinin onu tilavet etme arzusu ve tekrarından bıkmama şeklinde bir görüşe  sahip olduğunu farkeder, Bediüzzaman şöyle der: "Hattâ, mânâyi da fehmetmeyen cahil âmi tabakaya karsi da, Kur'ân-i Hakîm, usandirmamak suretiyle i'câzini gösterir. Evet, o âmi, cahil adam der ki: 'En güzel, en meshur bir beyti iki üç defa isitsem, bana usanç veriyor. Su Kur'ân ise hiç usandirmiyor; gittikçe daha ziyade dinlemesi hosuma gidiyor. Öyleyse bu insan sözü degildir.'"81 Bediüzzaman Kur'ân'ın hususiyetlerinden birinin şu olduğunu ifade eder: "Her zaman milyonlar hâfizlarin kalblerinde zevkle yazilmasi; ve çok tekrarla ve kesretli tekraratiyla usandirmamasi; ve çok iltibas yerleri ve cümleleriyle beraber çocuklarin nazik ve basit kafalarinda mükemmel yerlesmesi;"82.

Böylece Kur'ân-ı Kerim "zaman yenilendikçe yenilendiğini, tekrar edildikçe daha da tatlılaştığını"83, "tekrar tekrar okundukça inci gibi parlamaya başladığını ve her tarafından hak ve hakikat şuâlarının parıldamaya başladığını"84ifade etmiştir.

Tebliğin Hatimesi ve Sonuçları:

1. Selef âlimleri tekrarın hikmetini beyan etmek, onun Arap dilinde yaygın bir kullanıma sahip fasih bir üslûp olduğunu ortaya koymak ve buradan hareketle bu olgu etrafında mülhidlerin kopardığı şüpheleri bertaraf etmek için Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar üslûbunu tetkik etmiş ve araştırmışlardır.

2. Onlar lafzî tekrarı, muttasıl ve munfasıl çeşitleriyle lafzî tekrarı ve manevî tekrarı yorum ve tahlile tabi tutmuşlardır; muttasıl lafzî tekrarı tekid veya siyakın belirlediği yeni bir manaya delalet şeklinde talil ederken, munfasıl tekrarı müteallakların taaddüdü ile ta'lil etmişlerdir, manevi tekrarı ise birinci bağlamda yer almayan yeni bir manaya delalet şeklinde yorumlamışlardır.

3. Bediüzzaman Said Nursî hayatında bir çok problemle karşılaşmasına ve imanî hakikatleri gönüllere zerketme uğrunda verdiği uzun bir cihad sürecinde birçok sıkıntı çekmesine rağmen, Kur'ân'daki tekrar olgusunu tahlil ve tetkike tabi tutmuş ve konuyu genel çerçevedeseviyeli ve kapsamlı nitelenebilecek türde ele almıştır.

4. Üstad Said Nursî Kur'ân'daki tekrar olgusuna, hem de ibadet ve zikir lafızlarıyla, genel bir yorum getirmiş,  bu yorumu da, tekrarın yeni bir mana tesisine ve Kur'ân-ı Kerim'de tekrar edilen her mana ve kıssanın yeni bir mana ve yeni bir ders içerdiği temeline oturtmuştur.

5. Üstad Nursî Kur'ân mevzularının tabiatı, gayesi ve kalp ve gönüllerde yerleştirmeye çalıştığı temel mekâsıd, bunların iadesini ve defalarca tekrar edilmesini gerektirdiğini beyan etmiştir. O'na göre bunlar binlerce, milyonlarca hatta milyarlarca defa tekrar edilse, israf olmadığı gibi, belagat açısından da bir ayıp değildir!

6. Bediüzzaman Said Nursî,  muhatapların içinde bulunduğu halin ve istidatlarının farklı farklı oluşunun, Kur'ân sûrelerinin tevhid, nübüvvet, ahiret gibi ana maksatları içermesini gerektirdiğine işaret etmiştir Tâ ki sadece birkaç sûreyi okuma imkânı olan kimseler de Kur'ân'dan nasiplerini alabilsinler.

7. Said Nursî'ye göre Kur'ân-ı Kerim'deki tekrarların ana sebeplerinden birisi de, insanların manevî ihtiyaçlarının yenilenmesidir. İnsanın maddî ihtiyaçları belirli vakitlerde yenilendiği gibi, onun manevî hayatının gerektirdiği ihtiyaçlar da yenilenmektedir. İşte Kur'ân-ı Kerim bu ihtiyaca cevap vermiş ve bu ihtiyaca binaen birtakım tekrarlar etmiştir.

8. Üstad Said Nursî Kur'ân-ı Kerim'deki peygamber kıssalarının tekrar edilişini, kıssanın tekrar edildiği her yerde ayrı bir manaya delalet etmekle yorumlamıştır. Böylece kıssa bir yerde belli bir manayı zikrederken, bir başka yerde daha başka vecihlere değinmektedir. Bir sûrede belli bir maksadı dile getirirken bir başka sûrede başka bir maksadı arzetmektedir.

9. Risale-i Nur'un  değişik yerlerinde Kur'ân-ı Kerim'deki tekrarın hikmeti açıklanmış, hüccetleri beyan edilmiş ve tekrarın belâgat ile ne denli insicam içinde olduğu, ne kadar güzel ve mükemmel bir şekilde oturtulduğu ispat edilmiştir... Zira tekrar edilen Kur'ân hakikatleri böylesine üstün bir kıymete sahip olup birden çok hikmetleri ihtiva etmektedir. Dolayısıyla selim fıtrat, Kur'ân'daki tekrarların güçlü bir manevî mucize olduklarına şehadet etmektedir. Ancak ne yazık ki, kalpleri hasta, vicdanları materyalizmin taûnu ile mübtelâ olmuş kimseler hakkında şu kural geçerlidir:

Göz üzerine düşen çapaktan dolayı güneşin ışığını inkar etmeye kalkar/
Damak da hastalıktan dolayı suyun tatsız olduğunu iddia etmeye kalkar
(*)85

10. Son olarak Bediüzzaman Said Nursî'nin Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar olgusunu ele alış metodu, insanı, tekrarın hikmetini anlama noktasında tereddüt ve kararsız bir tavır sergilemekten kurtarmakta, onu, dua ve zikir lafızlarını içine alacak şekilde genel ve kapsayıcı bir düşünce ile başbaşa bırakmakta ve insanı şu ifadeleri terennüm etmeye sevketmektedir: Bu âyet veya bu ibarebinlerce defa tekrar edilse, bu tekrar belâgat noktasında bir eksiklik olmadığı gibi, fesahati de ihlal etmez. Aynı şekilde Kur'ân'ı devamlı tilavet etmek insanda herhangi bir bıkkınlığa ve usanmaya meydan vermez, zîrâ Kur'ân tekrar edildikçe parıldar, tatlılaşır ve her tarafından hak ve hakikat şuâları ışıldamaya başlar, çünkü O sadece vahyedilen bir vahiydir.

Son duamız, "Elhamdü lillahi rabbi'l alemin"dir. Allahım, Efendimiz Muhammed (s.a.v.) 'e, O'nun âl ve ashabına salât ve selam eyle!..

 

KAYNAKLAR

* el-Bâkillânî, Ebu Bekr Muhammed b. et-Tayyib, İ'câzu'l-Kur'ân, Tah. es-Seyyid Ahmed Sakr, Dârü'l-Maârif, Mısır, 5. Baskı, 1981.

* el-Badâdi, İsmail Paşa, Hediyyetu'l-Arifîn fi Esmâi'l-Müellifîn ve Asâri'l-Musannifîn, Muhammed Şerafettin Yalıtkaya ve Rıfat Bilge el-Kilisî'nin tashihiyle, İstanbul, 1945,1947.

* Begavî, Ebu Muhammed el-Hüseyn b. Mesud el-Ferrâ, Meâlimu't-Tenzîl, Hâzin tefsirinin kenarında, Matbaatü'l-İstikame, Kâhire 1381 hicri.

* Beyzâvî, Ebu Said Abdullah b. Ömer, Envârü't-Tenzî ve Esrârü't-Te'vîl, Daru'l-Kutub el-İlmiyye, Beyrut, Birinci bs. 1408 h/1988 m.

* es-Seâlibî, Ebu Mansur Abdülmelik b. Muhammed, Fikhu'l-Luğa ve Sirru'l-Arabiyye, Tah. Mustafa es-Sekkâ ve diğerleri, Mustafa el-Bâni el-Halebî, İkinci bs 1373 h./ 1954 m.

* Ebu Hayyân, Muhamed b. Yusuf, el-Bahru'l-Muhit, Dâru'l-Fikr, İkinci bs. 1398 h/ 1978 m.

* al-Hâzin, Ali b. Muhammed el-Bağdâdî, Lübâbu't-Te'vil fi Meâni't-Tenzil, Matbaatü'l-İstikame, Kahire 1381 h.

* el-Hattâbî, Hamed b.Muhammed, Beyânu İ'câzi'l-Kur'ân, Tah. Muhammed Halefullah ve Muhammed Zağlül Sellam(Üç risale halinde), Dârü'l-Maârif, İkinci bs. 1387 h./1968 m.

* el-Hatib el-İskâfi, Muhammed bl Abdullah, Dürretü't-Tenzil ve Ğurretü't-Te'vil, Dârü'-Afâk el-Cedide, Beyrut, Birinci bs. 1393 h./1973 m.

* er-Radî, Muhammed b. el-Hasen el-İstirbâzi, Şerhu Şâfiyeti İbni Hâcib, Tah. Muhammed ez-Zefzâf ve diğerleri, Mecâzi Mat. Kahire.

* ez-Zübeyrî, Ebu Ca'fer Ahmed b. İbrahim, Milâkü't-Te'vil el-Kâti' Bizevi'l-İlhâd ve't-Ta'tîl fi Tevcîhi'l-Müteşâbihi'l-Lafzi min âyi't-Tenzil, Tah. Said el-Fellâh, Darü'l-Ğarb el-İslâmî, Beyrit, Birinci bs. 1403 h./ 1983 m.

* ez-Zerkeşi, Bedreddin Muhammed b. Abdullah, el-Burhan fi Ulûmi'l-Kur'ân, Tah. MuhammedEbu'l-Fadl İbrahim, İsa el-Bani el-Halebi matbaası, İkinci bs. Kahire, 1972.

*ez-Zirikli, Hayreddin, el-A'lâm, Darü'l-İlm Lilmelâyîn, Beşinci bs. Beyrut, 1980.

* ez-Zemahşerî, Cârullah Mahmud b. Ömer, el-Keşşâf an Hakâiki't-Tenzil ve Uyûni'l-Akâvîl fi Vucûhi't-Te'vil, Darü'l-Fikr.

*es-Sekkâkî, Ebu Yakub b. Muhammed, Miftâhu'l-Ulûm, Darü'l-Kutubi'l-İlmiyye, Beyrut Birinci bs. 1403 h./ 1983 b.

* Sibeveyhi, Ebu Bişr Amr b. Osman, el-Kitâb, Tah. Abdüsselam Harun, Kahire.

* es-Suyûti, Celalüddin Abdurrahman b. Ebi Bekr, el-İtkân fi Ulûmi'l-Kur'ân, Tah. Muhammed Ebu'l-Fadl İbrahim, Matbaatü'l-Meşhed el-Hüseyni, Birinci bs. Kahire, 1967.

* es-Suyuti, el-Müzhir fi Ulumi'l-Lüğa, Tah. Muhammed Ahmed Câdü'l-Mevla ve diğerleri, İsa el-Bani el-Halebî, Kahire.

* İbn Faris, Ahmed b. Faris, es-Sâhibi fi Fikhi'l-Arabiyye ve Süneni'l-Arab fi Kelamiha, Tah. es-Seyyid Ahmed Sakr, İsa el-Bani el-Halebî, Kahire, 1977.

* el-Fahr er-Râzi, muhammed b. Ömer, et-Tefsiru'l-Kebir, Darü'l-Fikr, Üçüncü bs. 1405 h./1985 m.

* el-Ferrâ, Ebu Zekeriyya Yahya b. Ziyad, Meâni'l-Kur'ân, Tah. Muhammed Ali en-Neccar ve diğerleri, Kahire.

* İbn Kuteybe, Abdullah b. Müslim , Te'vilu Müşkili'l-Kur'ân, Tah.es-SeyyidAhmed Sakr, üçüncü bs. el-Mektebe'l-İlmiyye, Medine-i Münevvere,1980.

* Kazvini, Celalüddin Muhammed b. Abdurrahman,el-İdâh fi Ulûmi'l-Belâğa, Dârü'l-Kütubi'l-İlmiyye, Birincibs. 1405 h./ 1983 m.

* el-Kirmâni Tâcü'l-Kurrâ, Mahmud b. Hamza, Esrârü't-Tekrâri'l-Kur'ân, Tah. Abdülkadir Ahmet Atâ, Dar bu Selame, Tunus, 1983.

* Muhammed el-Hasnâvî, el-Fâsıla fi'l-Kur'ân, el-Mektebü'l-İslâmi, Beyrut, 1983.

* el-Murtaza, Şerif Ali b. el-Hüseyn, Emâli'l-Murtaza, Tah. Ahmed eş-Şinkiti, Matbaatü's-Seâde, Mısır, 1325 h./ 1907 m.

* İbnu Manzur, Muhammedb. Mükerrem, Lisanü'l-Arab, Bulak bs.

* Nesefi, Abdullah b. Ahmed, Medariku't-Tenzil ve Hakaiki't-Te'vil, Darü'l-Kütübi'l-Arabi, Beyrut.

* Nursî, Said, İşârâtü'l-İ'câz fi Mazânni'l-İcâz, Tah. İhsan Kâsım es-Sâlihi, Darü'l-Enbâr, Birinci Bs. Bağdad, 1409 h./1989 m.

* Nursî, Said, el-Mesnevi'l-Arabi'n-Nûrî, Tah. İhsan Kâsım es-Sâlihi, Matbaatü'z-Zehrâ, Birinci Bs. Musul, 1409 h./1988 m.

* Nursî,Said, el-Mu'cizâtü'l-Ahmediyye ala Sâhibiha Efdalü's-Salât ve Etemmü't-Teslim, , Ter. İhsan Kâsım es-Sâlihi, İkinci Bs. Bağdad, 1411 h./1990 m.

* Nursî, Said, el-Mu'cizâtü'l-Kur'âniyye, Ter. İhsan Kâsım es-Sâlihi, Birinci Bs.1419 h./1990 m.

* Ebu Hilâl el-Askeri, el-Hasan bl Abdullah, Kitabü's-Sınaateyn, Tah. Ali b. Muhammed el-Becâvi ve Muhammed Ebu'l-Fadl İbrahim, Matbaatü İsa el-Bani el-Halebi, Kahire, 1971.

____________________

1  1950  yılında Irak'ın Tikrit şehrinde doğdu. 1976 yılında Yüksek Lisans öğrenimini Kahire Üniversitesinde tamamladı. 1985 yılında  Bağdat Üniversitesinde  Doktorasını bitirdi. Bağdat Üniversitesinde öğretim üyesi olarak görev yaptı. Halen Tikrit Üniversitesinde çalışmaktadır. 5 kitap telif eden müellif, 14 kitap tahkik etmişve 15'i aşkın tebliğ kaleme almıştır.

2 Kerrare fiilinin kurallı masdarı, tekrîr'dir. Tekrâr masdarının ise Tekrîr masdarından dönüştürülmüş olduğunu söyleyenler olduğu gibi, mübalağa ve çokluk ifade eden Kerrare bâbından alındığını söyleyenler vardır. (bk. Sibeveyh, el-Kitâb, 4/79, er-Radî, Şerhu'ş-Şâfiye, 1/167)

3 Bk. Lisânü'l-Arab, kerrare md.

4 el-Bürhân, 3/10.

5 Zerkeşî, el-Bürhân, 3/9; Suyutî, el-İtkân, 3/197.

6 Sözkonusu âyetler, sûrenin 67-68,103-104, 121-122, 139-140,158-159,174-175,190-191 numaralı âyetleridir.

7 Te'vilu Müşkili'l-Kur'ân, s.32.

8 Beyânü İ'câzi'l-Kur'ân, s. 39-40.

9 Miftâhü'l-Ulûm, s.592.

10 Meânî'l-Kur'ân, 3/287-288.

11 es-Sınaateyn, s. 199.

12 el-İzâh, s. 198.

13 Beyânü İ'câzi'l-Kur'ân, s. 52.

14 İ'câzi'l-Kur'ân, s.106.

15 es-Sahibi, s.341; Suyûtî, el-Müzhir, 1/332.

16 es-Sahibi, Fikhu'l-Luğa, s.350.

17 el-Bürhan 3/8-34; el-İtkân 3/193-206.

18 Suyuti, el-İtkan 3/204; el-Bağdadi, Hediyyetü'l-Arifîn, 2/148.

19 Zirikli, el-A'lâm, 6/210; Muhammed el-Hasnâvî, el-Fâsıla fi'l-Kur'ân, s.263.

20 Meâni'l-Kur'ân, 3/287.

21 Meâni'l-Kur'ân, 3/288.

22 Emâli el-Murtaza, 1/83.

23 Te'vilu Müşkil'i-Kur'ân, s.235, 236.

24 Düretü't-Tenzil, s.533.

25 Esrârü't-Tekrar, 221.

26 Düretü't-Tenzil, s.536.

27 Milâkü't-Te'vil, s. 1150-1151.

28 Lübâbü't-Te'vil,  7/254.

29 el-Bahrü'l-Muhît, 8/521.

30 Meâlimu't-Tenzil, 7/219-220.

31 el-Keşşâf, 4/267.

32 el-Bahrü'l-Muhît, 8/488.

33 Te'vilu Müşkil'i-Kur'ân, s.239.

34 Düretü't-Tenzil, s.533; el-Kirmâni, Esrârü't-Tekrar, s.213.

35 Medâriku't-Tenzil, 3/195.

36 Envârü't-Tenzil, 2/449.

37 el-Hatib el-İskâfî, Dürretü't-Tenzil, s. 463; el-Kirmânî, Esrârü't-Tekrar, s. 198; Nesefi, Medarikü't-Tenzil, 4/214.

38 et-Tefsiru'l-Kebir, 29/97.

39 Te'vilu Müşkil'i-Kur'ân, s.232, 234.

40 es-Sahibî, s.343.

41 el-Bürhan, 3/25; el-İtkân, 3/204.

42 Risale-i Nur Külliyatı, s. 1277.

43 Risale-i Nur Külliyatı, s. 1277.

44 Mesnevi-i Nuriye (Envar Neşriyat), s. 144.

45 el-Mu'cizâtü'l-Kur'âniyye, s.166.

46 Mesnevi, s.206.

47 el-Mu'cizâtü'l-Ahmediyye, s.25,155,186,201; Mesnevi, s. 77,156,230,374.

48 el-Mu'cizâtü'l-Kur'âniyye, s.7.

49 el-Mu'cizâtü'l-Ahmediyye, s. 186.

50 el-Mu'cizâtü'l-Kur'âniyye, Mesnevi, s.374; İşârâtü'l-İ'câz, s 28; s.8; el-Mu'cizâtü'l-Ahmediyye, s.186.

51 Risale-i Nur Külliyatı, s. 1155.

52 Risale-i Nur Külliyatı, s. 160.

53 Risale-i Nur Külliyatı, s. 95.

54 Risale-i Nur Külliyatı, s. 972.

55

56 el-Mu'cizâtü'l-Ahmediyye, s.187.

57 Meyve, s.81-98.

58 el-Mu'cizâtü'l-Kur'âniyye, s.179-204.

59 Mesnevi'de (s.230-231) Bediüzzaman'nın Kur'ân İ'câz'ını işlediği ve Lemalar adlı eserinde tekrarın hikmetine değindiğine dair bir işaret vardır, ancak ben müttali olamadım.

60 Risale-i Nur Külliyatı, s. 972.

61 Mesnevi-i Nuriye (Envar Neşriyat), s. 125.

62 Mesnevi, s.142.

63 el-Mu'cizâtü'l-Ahmediyye, s.188; Mesnevi, s. 376.

64 Risale-i Nur Külliyatı, s. 973,

65 Mesnevi-i Nuriye (Envar Neşriyat), s. 393.

66 Risale-i Nur Külliyatı, s. 95.

67 Mesnevi-i Nuriye (Envar Neşriyat), s. 541.

68 Risale-i Nur Külliyatı, s. 973.

69 Risale-i Niur Külliyatı, s. 95-96.

70 Mesnevi-i Nuriye (Envar Neşriyat), s. 220.

71 Risale-i Nur Külliyatı, s. 976.

72 Risale-i Nur Külliyatı, s. 96.

73 Mesnevi-i Nuriye (Envar Neşriyat), s. 254.

74 Risale-i Nur Külliyatı, s. 973.

75 Risale-i Nur Külliyatı, s. 96.

76 Risale-i Nur Külliyatı, s. 96.

77 Risale-i Nur Külliyatı, s. 975.

78 Risale-i Nur Külliyatı, s. 96.

79 Risale-i Nur Külliyatı, s. 1167.

80 Risale-i Nur Külliyatı, s. 976.

81 Risale-i Nur Külliyatı, s. 441.

82 Risale-i Nur Külliyatı, s. 972.

83 İşârâtü'l-İ'câz, s 277.

84 İşârâtü'l-İ'câz, s 49.

85 el-Mu'cizâtü'l-Kur'âniyye, s.188 ve 199.

Paylaş
Yükleniyor...