Block title
Block content

RİSALE-İ NUR'A GÖRE KUR'ÂN-I KERİMDEKİ TEKRARIN EDEBÎ YÖNÜ

 

Mukaddimeler:

Birinci Mukaddime: Tekrarın lügat ve terim anlamı

Kâf veharfleri Arap dilinde, bir araya getirme ve tekrar etme manalarına delalet eder. Bu bağlamda olmak üzere: Kerertü, yani, daha önce yapılan bir şeye dönüp onu yeniden ele aldım, denir. İfade ettiğimiz gibi, fiil bu manasıyla, bir şeyi tekrar tekrar yapmak anlamına gelmektedir.2

Masdar olan ve kerra(aleyhi) yekirru, kerran şeklinde çekimlenen el-kerru, hurma ağacına çıkmak için kendisine tutunulan ip/urgan manasına gelmektedir. Çoğulu kurûr olan bu masdar aynı zamanda yelken ipleri manasına gelmektedir.3

Yine el-kerru dönüş/ rücû manasına gelmektedir. Kerrare el-şey'e ve kerra-kerrahü, bir şeyi tekrar tekrar yaptı, anlamına gelmektedir. El-kerratü: Bir defa manasına gelmektedir ki, çoğulu kerrât şeklinde kullanılmaktadır. Aynı şekilde kerrartü aleyhi el-hadîse ve kerkartühü: "Olayı karşı tarafa tekrar tekrar anlattım manasına gelmektedir."

El-Cevheri şöyle der: Fiil, kerrartü eş-şey'e tekrîren ve tekrâren şeklinde kullanılır. Ebu Said ed-Darîr: Ebu Amr'a şöyle bir soru soruldu: Tef'âl ve Tif'âl vezinleri arasındaki fark nedir? Ebu Amr cevaben: Tif'âl isim vezni iken, tef'âl masdardır. 4

Râğıb'ın Müfredât'ında şöyle bir ibareye yer verilir: el-Kerru, katlamak ve dürmek manalarına gelir, dürülen ve katlanan ipe kerrun denir. Bu kullanım aslında masdar olup sonradan isim halini almıştır, çoğulu kurûr şeklindedir. Arkasından Râğıb el-İsfehânî şu ayetlere yer verir: (Bunun ardından sizi onlara tekrar galip getireceğiz)(keşke tekrar geriye bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak derler.)( Uyanlar: "Keşke bizim için dünyaya tekrar bir dönüş olsa da..)( "Keşke benim için tekrar bir dönüş imkanı bulunsa da iyilerden olsam") 5

Bu fiil Kur'ân-ı Kerim'in değişik yerlerinde geçmiştir:

Derler ki: "O takdirde bu zararına bir dönüştür." (Nâziât, 12);

"Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer."(Mülk, 4)

Sözlüklerde geçen manalar dikkatle incelendikten sonra, kerra fiilinin bir araya getirme, tekrar etme, dönüp yeniden ele alma ve bir şeyi başka bir şeye sarma ve dolama gibi manalar etrafında dönüp dolaştığını görürüz. Konuştuğumuz kelam için de aynı şey söz konusudur; zira kelam da tekrar edilir ve ip vasıtasıyla hurma ağacının tepesine ulaşılmaya çalışıldığı gibi, kastedilen manayı kuvvetli bir şekilde ifade etmek için sözler bir araya getirilir.

İkinci Mukaddime: Tekrar, lafız ve mana eksenli bir olgudur:

Tekrar üslûbunun önemine ve cahiliyye döneminden beri kelam içerisinde çok kullanılan bir üslûp olmasına rağmen, belağat/edebîyat araştırmacıları bu üslûbun manası üzerinde ayrıntılı bir şekilde durmamışlardır; onlar bu üslûbun önemini vurgulamış ve çeşitleri üzerinde biraz ayrıntılara girmişlerse de, söz konusu üslûbun delaleti çok vâzıh olduğu için, konu üzerinde istenilen oranda durmayıp genel şeyler söylemişlerdir. Nitekim İbn Reşîk el-Umde adlı eserinde konuya değinmiş ve şu kısa açıklamada bulunmuştur: "Tekrar üslûbunun gayet uygun olduğu yerler olduğu gibi, uygun düşmediği yerler de vardır. Bu üslûp manalardan ziyade, lafızlarda daha çok görülür, manalarda görüldüğü yerler daha azdır. Lafız ve mana bir arada tekrar edilecek olursa, bu bir musibet demektir." 6

İbn Reşik, Kur'ân-ı Kerim'den ve Arap şiirinden bazı örnekler vermiştir; Arap şiirinden manaların tekrarına yönelik misalleri İmruu'l-Kays'tan, 7 beyitlerin tekrarına yönelik misalleri Ebu Kebir el-Huzeli'den 8, hoş olmayan ve ayıp kabul edilen misalleri de Ebu Temmâm'ın 9 şiirlerinden vermiştir. İbn Reşik, İbnu'l-Mu'tez'in el-Bedî' adlı kitabında işaret ettiği ve Ebu Osman el-Câhiz'a nisbet edip kelamda tekellüf ifadesi olduğunu savunduğu el-mezhebu'l-kelami 10 diye bilinen tekrar türüne değinmemiştir. Onun için Kur'ân-ı Kerimde bu tür misallere rastlamıyoruz.

Üçüncü Mukaddime: Şiirde Tekrar

Cahiliyye döneminden beri Arap şiiri tekrar üslûbuna çokça yer vermiştir, dolayısıyla bu üslûp Arapça'da bilinen bir üslûp olup değişik kullanımları ve farklı sebepleri olan bir üslûptur. Muasır araştırmacılardan değerli hocamız Abdullah et-Tayyib'i, Arap şiirinde tekrar üslûbu üzerinde en çok duran kişi olarak görüyoruz, değerli hocamız bu üslûbun bir taraftan îkâ/melodi ile bağlantısını kurarken, diğer taraftan da mana ile münasebetini ortaya koymaktadır, kendileri bu üslûbu şöyle açıklamaya çalışır: "Kelamdaki akıcılık ve ahenk(insicam), üslûptaki renklilik ve tekrar ekseninde gerçekleştiğine göre, tekrar üslûbunun dışa yansıyan şekilleri, tekrar ve cinâs'tan öteye geçemez. Aynı şekilde üslûptaki renklilik/çeşitlilik de, tıbâk ve taksimden başka bir şey olamaz. Vezin ve kafiyeden sonra beyitteki musikinin bina edildiği dört nevi bunlardan ibarettir."11

Tekrar üslûbunun mana boyutunu ise İbn Reşik şöyle ifade eder: "Tekrar üslûbunun ana maksadı hitabedîr, hitabeden kastımız da: Şairin tekrar üslûbuna başvurmak sûretiyle kompozisyonunun daha da güçlü bir hale gelmesini amaçlamasıdır."12

İbn Reşik'a göre, tekrar üslûbunun çeşitlerini şöyle sıralamak mümkündür: "Şairlerin şiirlerinde başvurdukları tekrar üslûbunu aşağıdaki nevilerle sıralamak mümkündür:

1. Nağmelerin güçlendirilmesi amacına yönelik tekrar

2. Sûrî manaların güçlendirilmesine yönelik tekrar

3. Tafsilimanaların güçlendirilmesi amacına yöneliktekrar"13

Cahiliyyedöneminde meşhurolan tekrarçeşitlerindenbiri, beyitin bir dizesinintümden tekrarıdır. El-Hârisb. Hillize'nin, kasidenin bir çokbeyitindeyaptığı şutekrar bunagüzelbir misaldir:

Karribâ merbitu'n-neâmeti minnî

El-Muhelhel de ona karşılık vermek üzere şöyleder:

Karribâ merbitu'l-meşheri minnî

El-Muhelhel buüslûba çokça başvuran şâirlerdendir.Onun:

Yâ buceyra'l-hayrâti lâ sulha hattâ dizesi ile,meşhur"r" kafiyeli râiyyesindeki:

Alâen leyse adlen min kuleybin dizesi bu bağlamda zikredilebilecek misallerdir.

Dr. Abdullah et-Tayyib bunu nağme/melodi eksenli tekrarlar içerisinde mütala etmiş ve günümüz şiirlerinden, kasidenin kısımlarını birbirinden ayırmak üzere bir veya iki beyitin tümden tekrar edildiği tekrarları bu sınıfa dahil etmiştir. "Anlaşıldığı kadarıyla Arapça bu tür tekrarı tâ ilk dönemlerinde tanımıştır.. Arapçanın bu tür tekrar üslûbunu daha öncelerden tanıdığına işaret eden iki husus vardır: Birincisi, biz bu üslûbun benzerini Rahmân sûresinde geçen: 

O halde Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız!

ayetiyle, Kamer sûresinde geçen:

Biz Kur'ân'ı öğüt için kolaylaştırdık, hiç öğüt alan var mı!

gibi Mekkî sûrelerin bazılarında görmekteyiz. Kur'ân-ı Kerim'in yeni bir üslûp çeşidiyle Araplara sürpriz yaptığı kanaatinde değilim, çünkü Kur'ân-ı Kerim bu tekrarı bu iki sûrede benimsediği, belli bir kural çerçevesinde kullandığı gibi, diğer sûrelerde de benzer tekrarları kullanmıştır...  İkinci husus: Biz bu üslûbun izlerini cahiliyye dönemine ait mirastan elimizde bulunan şiirlerle, İslâm hatta İslâm öncesi döneme ait bazı şiirlerde rastlıyoruz."14 

Tekrar üslûbu günümüz şiirinde yeni bir boyut kazanmıştır. Söz konusu yeni boyut, Nâzik el-Melâike'nin dikkatini çekmiş ve kendileri bu konuyu Kadâya el-Şi'ri'l-Muâsır adlı eserlerinde tahlile tabi tutmuşlardır. Nazik el-Melâike şu tespitte bulunmuştur: "Günümüz şiirinde mevcut olan geniş çerçevesiyle tekrar üslûbu, dil ve üslûp araştırmalarında kendilerine dayandığımız klasik belagat kitaplarında işlenmemiş bir konudur." 15 Doğrusu bu tespit genel anlamda doğrudur, çünkü edebî bir üslûp olması hasebiyle tekrar, klasik belagat kitaplarında, beyan ve bedî'de yer alan üslûp ve ifade şekillerine kıyasla çok az bir yer tutmaktadır. Nazik el-Melâike tekrarın çeşitlerinden şunları saymaktadır:

1. Her beytin başında tek kelimenin tekrarı.

2. İbarenin tekrarı.

3. Bir beyitin tümden tekrarı.

4. Bir pasajın tümden tekrarı.

5. Harfin tekrarı.

Aynı şekilde araştırmacı Nâzik değişik çeşitleri ile tekrarın mana boyutu üzerinde de durmuştur.16

Dördüncü mukaddime: İ'câz alimlerine göre tekrar

Tekrar üslûbu, Kur'ân-ı Kerim'de değişik formlarla yer alan belağî/edebî bir üslûp olunca, i'câz alimleri -özellikle edebî(beyani) i'câzla ilgilenenler- konuyu ele alıp ayrıntılı bir şekilde tahlil etmeye herkesten daha çok muvaffak olmuşlardır, ancak şu kadarı var ki, İ'câz ile ilgili kitaplara göz atanlar, bu konuyla ilgili sadra şifa olacak bilgilere rastlamamaktadırlar. Kimisi tekrar üslûbuna çok seri bir şekilde değinip geçmiş, kimisi hiç dokunmamıştır. Konuya özel bir ilgi atfeden kimseler ise parmakla sayılacak kadar azdır.

Söylediklerimize misal olmak üzere el-Bakillâni'nin İ'cazü'l-Kur'ân adlı eserinde tekrar üslûbu ile ilgili kaydettiği hususları ele alacak olursak, kendisinin konuyu çok hızlı bir şekilde geçtiğini görürüz. Oysa el-Bakillâni, edebî i'câz noktaları üzerinde durmaya büyük bir önem veren müelliftir. Ebu Bekir el-Bakillâni şöyle der: (Belagat alimleri nezdinde bedî üslûplardan biri de tekrardır, bu bağlamda şâir şöyle der:

Hellâ seelte cumûa kindete yevme vellev eyne eyne?

Bir başka şâir ise şöyle der:

Ve kânet fizâretu teslâ binâ

Feevlâ fizârete evlâ fizârâ

Benzer kullanımı Kur'ân-ı Kerim'de de buluyoruz. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

Zorlukla beraber kolaylık vardır, evet zorlukla beraber kolaylık vardır. Aynı şekilde 'kul yâ eyyuhel kâfirûn' sûresinde de benzer tekrarlar vardır. Bu kullanımda tekrardan öte bir mana vardır; zira burada sonradan vuku bulacak hadiseleri önceden haber verme (gaybi ihbar) manası vardır.) 17

Görüldüğü üzere bu kullanım, çok dakik işaretler içermektedir; ancak konu çok özet ve veciz bir şekilde ele alındığı için, okuyucu bu konuyla daha çok ilgilenme ihtiyacı duymuştur.

Bediüzzaman ve Kur'ân-ı Kerim'deki Tekrarın Edebîliği

Tekrar üslûbu bir mucizedir:

            Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrar üslûbu etrafında Bediüzzaman Said Nursî'nin yazdıkları inceleyecek ve i'caz alimlerinin  tespitleriyle kıyaslayacak olursak, Bediüzzaman'ın onlardan bir kaç noktada daha öne çıktığı sonucuna ulaşırız.

Bunlardan birincisi, Bediüzzaman'ın Kur'ân-ı Kerim'deki tekrarın mucize olduğunu farketmesi.

İkinci olarak, Bediüzzaman'ın tekrar üslûbunu daha öncekilerden farklı ve onların ulaşamadığı bir tarzda açıklamasıdır.

Üçüncü olarak, Bediüzzaman, tekrar üslûbunun belagat/mana yönünü çok güzel tespit etmiş, nevîlerini sınırlamış, sebeplerini araştırmış, farklı formlarını zikretmiş ve hikmet yönünü istinbat etmeye çalışmıştır.

Dördüncü olarak, Bediüzzaman Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrarların, sadece şekil itibariyle bir tekrardan ibaret olduğunu ortaya koymuştur.

Bütün bunlar, bilebildiğim kadarıyla, daha öncekilerin değinmediği farklı hususlardır.

Bediüzzaman, bütün mucizelerin kaynağı Hz. Peygamber (s.a.v.)'in en büyük mucizesi olan Kur'ân-ı Kerim'in tahdit edilemeyen i'câz vecihlerinden kırk tanesine işaret etmiş ve tekrar üslûbunu da bu icâz vecizelerinden  biri olarak değerlendirmiştir.

Bediüzzaman şöyle der:

"Tekrarı iktiza eden dua ve dâvet, zikir ve tevhid kitabı dahi olduğunu bildirmek sırrıyla, güzel, tatlı tekraratıyla birtek cümlede ve birtek kıssada ayrı ayrı çok mânâları, ayrı ayrı muhatap tabakalarına tefhim etmekte… bir nevi i’câzını gösterir.”18 

Bir başka ifadesinde Bediüzzaman tekrar üslûbunu şöyle vurgular:

"Gayet kuvvetli bir i’câz ve gayet yüksek bir belâgat ve mukteza-yı hâle gayet mutabık bir cezâlettir, bir fesâhattir." 19

Acaba bu i'câzın tezahür ve tecellileri nelerdir?

Tekrar Çeşitleri

Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrar üslûbu iki çeşittir:

1. Cümle tekrarı

2. Kıssaların tekrarı

Birinci çeşit: Bu çeşit İbn'u Reşik'in lafzi tekrar diye isimlendirdiği ve "çoğunlukla manadan ziyade lafızlarda vuku bulduğunu ifade ettiği" 20 çeşittir, "O halde Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz", şeklinde Rahman sûresinde yer alan bu ayet-i kerime, bu neviden zikredilecek mu'ciz bir tekrardır ki, Allah Teâlâ insan ve cinlere olan nimetlerini andıkça bu ayeti tekrar etmiştir. 21 Bu lafzi tekrar veya Bediüzzaman'ın ifadesiyle cümle tekrarı, mana ile sıkı irtibatı olan bir tekrardır, çünkü bu tekrar "yüksek i'câzı ve şümulü gösterir" 22.

Dolayısıyla cümle tekrarı, nesillerin ve asırların yenilenmesiyle söze bir yenilik kazandırmaktadır, zira sadece Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde yaşayan nesillere yönelmekle kalmıyor aynı zamanda "Belki bir küllî düsturun efradı olarak her asırda ve her tabakaya hitap ederek taze nazil oluyor" 23.

Aynı şekilde ayetlerin sonlarında çokça tekrar edilen kelime ve ifadeler de bu nevidendir: 

"Ve bilhassa çok tekrarla 'ezzâliımîn..., ezzâliımîn...' deyip tehditleri ve zulümlerinin cezası olan musibet-i semâviye ve arziyeyi şiddetle beyanı, bu asrın emsalsiz zulümlerine, kavm-i Âd ve Semûd ve Fir'avunun başlarına gelen azaplarla baktırıyor. Ve mazlum ehl-i imana, İbrahim ve Mûsâ Aleyhimesselâm gibi enbiyanın necatlarıyla tesellî veriyor." 24.

Böylece bu bağlamda yer alan tekrar üslûbu ikili bir işlev görmektedir, bir taraftan mantûk olan(lafzen anılan) ezzalimin... ezzalimin... şeklinde irad edilen tekrar kâfirlerin başına tokmak gibi inerken, diğer taraftan da mefhumun delaletiyle (mana boyutuyla) mü'minleri teskin ve teselli etmektedir.

İşte bu mu'ciz tekrar üslûbu, Müslûman olmayanın ve özellikle Arap olmayanın idrak edemeyeceği bir üslûptur. Thomas Charlayr Kahramanlar adlı kitabında, Resûl görünümünde kahraman diye isimlendirdiği nefis bir bölümde Hz. Peygamber(s.a.v.)'in kişiliğini ele almış, ona uygun gördüğü bütün faziletleri nispet etmiş ve batının bâtıl olarak ileri sürdüğü birçok iftirayı reddetmiştir. Bu müellif Kur'ân-ı Kerim'e gelince, Kur'ân-ı Kerim'in fesahat ehli Araplar üzerindeki tesiri ile batılılar üzerindeki tesirini birbirinden ayırma ihtiyacını hissetmiş, bu bağlamda Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar üslûbuna dikkat çekmiş ve şöyle demiştir:

"Kur'ân'a gelince, Müslûmanların ona aşırı hayranlıkları ve onun mu'ciz bir kelam olduğunu söylemeleri değişik toplumlarda farklı zevklerin varlığına en büyük delildir. Bir de şu da var ki, tercümenin, edebî sanat ihtiva eden kompozisyonun güzelliklerinin bir çoğunu alıp götürdüğü de bir gerçektir, onun için Avrupalı, Kur'ân okurken büyük bir meşakkat çeker diyecek olsam, bu hiç kimseye garip gelmemelidir, zira o gazeteleri okuduğu gibi Kur'ân'ı okur, bu kimse, anlayabileceği bir cümle bulayım diye, gazetelerde sıkıcı ve yorucu sözlerle dolu uzun uzun sayfalar karıştırır. Ama Araplar bunun tam aksi istikametinde Kur'ân'a bakarlar, çünkü Kur'ân ayetleriyle kendi zevkleri arasında bir örtüşme söz konusudur. Ve çünkü tercüme, Kur'ân'ın güzelliğini ve revnakını alıp götürür. Onun için Arap, Kur'ân-ı Kerim'i muciz bir kelam olarak görmüş ve en dindar Hıristiyanın İncil'e atfetmediği övgüleri Kur'ân'a atfetmiştir."25

Şu halde Charlil, batılıların, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrar üslûbunun bir sıkıntıya sebep olduğunu ve sözü sıkıcı ve çekilmez hale getirdiğini itiraf etmektedir. Ancak arkasından, bunun sebebinin, tercümeyle yok olan ve asıl metindeki hüsün ve revnakı alıp götüren şey olduğunu ortaya koyar. Bu noktadan hareketle, Kur'ân tercümesinin gerçekte Kur'ân olmadığı ve Kur'ân'ın belagatını ve edebî i'câzını -ki tekrar üslûbu bunlardan biridir- ancak Arapça'dan büyük bir nasibi olan kimselerin anlayabileceğini anlamış bulunuyoruz.

Charlil'in andığı, Bediüzzaman Hazretlerinin de tespit edip açıkladığı ve üzerinde çok durduğu iki husus vardır; birincisi, tekrardan kaynaklanan bıkkınlık meselesiyle irtibatlıdır. Doğrusu, herhangi bir söz çok tekrar edilirse, bu bıkkınlığa ve sıkıntıya sebep olur, ancak Allah'ın kelamı böyle değildir, zira O, tekrar edildikçe eskimeyen Kitap'tır. Hadis-i Şerif'te ifade edildiği gibi, hatta tekrar edildikçe yenilenen, güzelliği ve büyüklüğü daha da artan bir kitaptır, bu tekrar onun i'câz vecihlerinden biri haline gelir. Bu bağlamda Bediüzzaman şöyle der:

"Kur'ân öyle hakikatli bir halâvet göstermiş ki, en tatlı bir şeyden dahi usandıran çok tekrar, Kur'ân'ı tilâvet edenler için değil usandırmak, belki kalbi çürümemiş ve zevki bozulmamış adamlara tekrar-ı tilâveti halâvetini ziyadeleştirdiği, eski zamandan beri herkesçe müsellem olup darb-ı mesel hükmüne geçmiş."26.

Bu alıntıda Bediüzzaman'a ait benzersiz bir üslûp ile karşılaşmaktayız, kendisi burada derin bir manayı çok somut bir şekilde ortaya koymaktadır. Ortaya koyduğu fikri pekiştirmek ve çok somut bir şekilde ortaya koymak için bize somut misaller arzetmektedir, böylece soyut ile somut noktaları bir araya getirmiş ve kullanmıştır. Zira Bediüzzaman, kaynağı Kur'ândaki tekrar üslûbu olan aklî bir lezzeti açıklarken, tekrar edilmesi ve çok yapılması halinde en lezzetli şeylerin dahi, bıkkınlığa sebebiyet vereceği hususuna işaret ediyordu. Bu anlatım çerçevesinde, en lezzetli şeyler diye andığı şey, hissi/somut kavramlar içerisinde değerlendirilmekteydi. Bu çerçeve içerisinde hemen zihinlerimiz, AllahTeâlânın İsrailoğullarına yemek olarak verdiği kudret helvasıve bıldırcın etinden müteşekkil en güzel nimetin, içine düştükleri küfürden dolayı, ondan bıkmaya ve sıkılmaya başladıklarını ve Musa (a.s)'a: "Biz tek çeşit yemeğe dayanamayacağız" dedikleri hususunu hatırlamaktadır.27

İkinci husus ise, Kur'ân-ı Kerim'in tercümesinin mümkün olmadığıdır. Bediüzzaman bu gerçeği Risale'lerinin bir çok yerinde uygulamış ve Kur'ân-ı Kerim'i tercüme etmek isteyen bazı kimselerin28, Kur'ân'ın zaruri olmayan tekrarları insanlar tarafından görülsün diye, kötü niyetlerini açığa vurmuş ve onları kararlı bir şekilde ve kesin dille onları reddederek şöyle demiştir:

"Kur’ân’ın hakikî tercümesi kabil değil, ve lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabî yerinde Kur’ân’ın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisan muhafaza edemez ve herbir harfi, on adetten bine kadar sevap veren kelimât-ı Kur’âniyenin mucizâne ve cemiyetli tabirlerinin yerini, beşerin âdi ve cüz’î tercümeleri tutamaz, onun yerinde camilerde okunmaz"29.

Malumdur ki, kelamlafız ve manalardan oluşmaktadır. Tercüme dediğimiz şey de manayı nakletme gayretinden ibarettir; lafız ve lafzın imâ ettiği hususlar ise tercümesi mümkün olmayan şeylerdir. Nitekim el-Câhiz da, şiirin tercüme edilemeyeceğine dikkat çekmiştir, zira

"şiir (Arabın hikmeti) başka bir kelema tercüme edilecek olursa, bütün manalar tercüme edilen dile yansıtılsa da, kelamın mu'ciz yönünü temsil eden vezin yok olacaktır."30.

Geometri, matematik , astroloji ve dilbillim ile ilgili kitaplarda da aynı durum söz konusudur, "durum böyle olunca, Allah Teâla hakkında caiz olan ve olmayan bilgileri nakleden din ile ilgili bilgiler veren Kitap'lar nasıl böyle olmasın ki.." 31

Tilavetin Tekrarı:

Bediüzzaman Said Nursî, kendisinden önceki müelliflerde hiç rastlamadığım önemli bir hususu gündeme getirmektedir, o husus da, tercümenin bizzat Kur'ân'ı konu edinmesi durumunda sadece lafız ve mana ile sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda üçüncü önemli ve latif bir hususun devreye gireceğini, bu hususun da tekrar üslûbuyla ilgili bir husus olduğunu vurgulamaktadır, ancak bu tekrar farklı bir tekrardır: Tilavetin tekrarıdır. Muhatabına iman eksenli manevî bir esinti kazandıran tekrar, bu tekrardır ve bu tekrarın muhataba kazandırdığını hiçbir tercümenin kazandıramaz, zira bu durumda tilavet edilen Allah Kelamıdır. Böylece bu kelamın tilavetinden bir takım feyiz ve bereketler neş'et etmektedir ki, indirildiği apaçık Arapça dışında okunması durumunda söz konusu feyiz ve bereketlerin asgari miktarda gerçekleşmesi hiç mümkün müdür?! Bu tilavet manaya sûret niteliğinde olan lafzı bir adım öteye götüren bir tilavettir, bu tilavet, aynı zamanda manayı da bir adım geçip ruhun derinliklerine kadar sızan bir tilavettir. İşte bütün bunlar tekrar ile perçinleşmektedir. Üstad Nursî kendi şahsi tecrübesini nakletme bağlamında bize şunları ifade eder:

"Sûre-i İhlası Arefe gününde yüzer defa tekrar edip okuyordum. Gördüm ki, bendeki mânevî duyguların bir kısmı, birkaç defada gıdasını alır, vazgeçer, durur. Ve kuvve-i müfekkire gibi bir kısım dahi, bir zaman mânâ tarafına müteveccih olur, hissesini alır, o da durur. Ve kalb gibi bir kısım, mânevî bir zevke medar bazı mefhumlar cihetinde hissesini alır, o da sükût eder."

"Ve hâkezâ, git gide, o tekrarda yalnız bir kısım letâif kalır ki, pek geç usanıyor; devam eder, daha mânâya ve tetkikata hiç ihtiyaç bırakmıyor. Gaflet kuvve-i müfekkireye zarar verdiği gibi ona zarar vermiyor. Lâfız ve lâfz-i müşebbi' olduğu bir meâl-i icmâlî ile ve isim ve alem bulundukları mânâ-yı örfî onlara kâfi geliyor. Eğer mânâyı o vakit düşünse, zararlı bir usanç verir."

"Ve o devam eden lâtifeler, taallüme ve tefehhüme muhtaç değiller; belki tahattura, teveccühe ve teşvike ihtiyaç gösterirler. Ve o cilt hükmündeki lâzıfları onlara kâfi eliyor ve mânâ vazifesini görüyorlar. Ve bilhassa o Arabî lâfızlar ile, kelâmullah ve tekellüm-ü İlâhî olduğunu tahattur etmekle, daimî bir feyze medardır."

"İşte, kendim tecrübe ettiğim şu hâlet gösteriyor ki, ezan gibi ve namazın tesbihâtı gibi ve her vakit tekrar edilen Fâtiha ve Sûre-i İhlâs gibi hakaikleri başka lisanla ifade etmek çok zararlıdır." 32

Son derece önemli olduğu için, uzun olmasına rağmen bu alıntıyı nakletme ihtiyacı hissettiğimi ifade etmek isterim. Yukarıda alıntı yaptığımız metinde Kur'ân-ı Kerim'in tekrar tekrar tilavet edilişinin faziletini beyan ve bunun insanın manevî dünyasında yarattığı rahmâni feyizleri dile getirilmektedir. Aynı şekilde metinde histen akla, oradan kalbe, oradan da bütün bunların ötesinde var olan gizli latifelere uzanan idrak dereceleri tahdid edilmektedir. Buna göre his âlemi duyma safasına gelip durduğunda, akıl manadan hissesini alıp bıkkınlık duymaya başladığında ve kalp de tekrardan nasibini alıp sükûna erdiğinde, söz konusu gizli latifeler canlı ve diri kalır, tekrar onun sadece ışıldamasını arttırır. Bütün bunlar da sadece Allahın Kelam'ını, Peygamber'ine indiği şekilde aynı lafızla okunmasından kaynaklanmaktadır. İşte bunlardan dolayı her tercüme "eksik manalıdır, hatta nakıs ve asıl metni ifade etmekten acizdir" 33

İkinci çeşit tekrar: Kıssaların tekrarıdır, 34 Kur'ân-ı Kerim kıssaları, davet için edebî bir üslûp olarak kabul edilir:

"Sana bu Kur'ân'da vahyettiklerimizle, kıssaların en güzellerini anlatıyoruz. Daha önce ise sen bunları bilmiyordun." 35

Davetin merkez noktasında yer aldıkları için Kur'ân-ı Kerim'de en çok yer alan kıssalar peygamber kıssalarıdır. İsrailoğullarının sergilediği inat, küfür ve nankörlükleri tasvir eden Musa (a.s) ile ilgili kıssalar muhtemelen Kur'ân-ı Kerim'de en çok tekrar edilen kıssalardır. Musa (a.s) Kur'ân-ı Kerim sûrelerinin otuzdördünde zikredilmekte olup, O'nunla ilgili kıssalar bazen özet, bazen ayrıntılı bir şekilde verilmektedir. O'nunla ilgili kıssaların ayrıntılı bir şekilde zikredildiği sûreler Tâhâ, Kasas, Bakara, A'râf ve Şuarâ sûreleridir. Bu sûrelerde geçen kıssaları derin bir şekilde teemmül eden kimse, Bediüzzaman'ın "sadece sûrette tekrar vardır" şeklinde tespit ettiği görüşe ulaşır. Dolayısıyla, her sûre bize kıssanın farklı yönlerini sunmakta ve daha önce yer verilmeyen sahneleri işlemektedir. Diğer taraftan, her tekrarda kıssanın farklı bir yönü üzerinde vurgu yapılır; bazen bir kıssada Musa (a.s)'ın doğuşu, yetişmesi, büyümesi ve peygamberliğe mazhar olması üzerinde vurgu yapılırken, bir diğerinde kâfirlerin sergiledikleri inat ve uğradıkları akıbetin tasviri üzerinde yoğunlaşılır, bazen çok farklı bir sahne -Firavun ailesinden eden kimseye ait olan sahne-mü'min sûresinde belirirken, bazen de Tâhâ sûresinde Sâmirî ve İsrailoğullarının buzağısı daha ön plana çıkar ve böylece her anlatımda farklı noktalar üzerinde vurgu yapılır.

Böylece, kıssanın tekrar edildiği her yerde yeni bir mana gündeme gelmekte, tasvir edilen her sahnede yeni bir ibret sahnesi sunulmakta ve her defasında farklı bir mana üzerinde vurgu yapılmaktadır. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, Musa (a.s) kıssası, mesela değişik sûrelerde bir çok defa tekrar edilmektedir, ama bu tekrarların birinde asıl maksat tevhid anlayışını ve duru akideyi perçinlemek şeklinde tecelli ederken, bir diğerinde ilâhî kudretin ispatı ön plana çıkmaktadır. Bazen de kıssa hak ile bâtıl arasında cereyan eden mücadeleyi tasvir edip mü'minlerin elde ettiği sonuç ile, kâfirlerin duçar olduğu akibet daha ön plana çıkarılmaktadır. Bazen de Allah Teâlâ'nın müttakilere inayeti anlatılırken, bir başka yerde dinin bir olduğu ve ilâhî mesajların birden çok olduğu ortaya konmaktadır, bir başka kıssada ise, Allah'a yapılan çağrı metodudun birliği üzerinde durulmaktadır...

Tekrar Üslûbunun Sırları:

İnsan, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrar üslûbunun sırrı ve bu üslûbun diğer beşeri üslûplarda olduğu gibi, bıkkınlığa neden yol açmadığını kendi kendine sorabilir.. Risale-i Nur Külliyatını dikkatli bir şekilde tetkik etmemiz sonucunda, Kur'ân'daki tekrar üslûbunun arkasında birtakım sır, sebep ve etkenlerin varlığını anlarız ki, bunları şöyle özetlemek mümkündür:

Modern edebîyat teorileri edebî bir metni ele aldığı zaman, onu, edebî metnin unsurları olan hitab/söz, sözü söyleyen ve sözü algılayan gibi unsurlardan ayrı olarak ele almamaktadır. Yani sözü, muhatap ve muhatabın sözü algılayış süreci bağlamında ele almaktadır. Tekrar üslûbunun, Said-i Nursî'nin ifade ettiği veçhile, edebî yönünü tahlil ederken, O'nun bu yukarıda saydığımız unsurlara büyük önem verdiğini ve tekrar üslûbundaki i'cazın buna râci olduğunu görürüz.

1. Hitabın/sözün kaynağı: Sözün kaynağının, yani söz sahibinin, bizzat sözün tabiatı üzerinde büyük bir önemi vardır, onun için söz, evvela gücünü sözü söyleyenden alır, sözü söyleyen/söz sahibi Allah Teâlâ olunca da, sözün son derece büyük bir kuvveti ve tesiri söz konusudur. İşte tekrar üslûbu böyle bir kaynaktan gelince, ki o da Allah Teâlâ'dır, o zaman başkasından sâdır olması durumunda aynı tesiri icra edemeyecek büyük bir tesiri olur.

Said-i Nursî, özellikle Kur'ânî hitap şeklinden bahsederken, bu husus üzerinde çok durmuş, ayrıntılı açıklamalarda bulunmuş ve "Tabaka-i kelâmın ulviyeti, kuvveti, hüsnü ve cemâlinin menbaı dörttür: Mütekellim, muhatab, maksat ve makamdır; ediblerin yanıldıkları gibi, sadece makam değildir. Sen, kim söylemiş? Kime söylemiş? Niçin söylemiş? Hangi makamda söylemiş, olduğuna bak" şeklinde izah etmiştir. 36 Onun için Bediüzzaman "Kur'ân-ı Kerîm başka kelamlara kıyas edilmez" şeklinde bir sonuca varmıştır 37, çünkü, "Hakiki ve nâfiz bir emir, kudret ve iradeyi tazammun eder." 38

2. Hitabın tabiatı: Sözün kaynağı ile irtibatlı olan ikinci hususta hitabın/sözün tabiatıdır. Sözün kaynağı Allah Teâlâ olunca, sözün tabiatı da İlâhî olmaktadır. Bundan dolayı da söz hem kuşatıcı hem de çok çeşitli olmuştur. Tekrar üslûbu da bu çeşitliliğin ve kuşatıcılığın tabii bir sonucu olarak varid olmuştur, zira Kur'ân-Kerim "Tekrarı iktiza eden dua ve dâvet, zikir ve tevhid kitabı dahi olduğunu bildirmek sırrıyla bir nevi i'câzını göstermiştir." 39

3. Hitabın / sözün yenilenmesi: Kıyamet gününü yalanlayan kâfirler Hz. Peygamber'i (s.a.v.) farklı yalanlama üslûplarıyla karşılıyorlardı: Bazen mükerrer veya birbirine benzer sorular soruyorlardı ki, bu tür bâtıl şüphelere karşılık vermek ve şekil itibariyle mükerrer, içerik itibariyle yeni olan bu sorulara cevap vermek gerekiyordu. Söz konusu inatçı kâfirlerin en çok karıştırdıkları şüphelerden biri de öldükten sonra dirilme meselesidir. Biz meseleyi tetkik ettiğimizde, Kur'ân-ı Kerim'in bu konuda çok ayrıntılı bilgilere yer verdiğini ve söz konusu sapık ve kâfir kimselerin iddialarını çok somut şekillerde çürüttüğünü görürüz. Misal olmak üzere şu ayetleri zikredebîliriz:

İnsan: "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar? De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir." (Yâsin, 36/78-79);

Şaşacaksan, onların: "Biz toprak olunca mı yeniden yaratılacağız?" demelerine şaşmak gerekir.(Ra'd, 13/5);

Puta tapanlar: "Toprağa karışıp yok olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?" derler. Evet; onlar, Rab'lerine kavuşmayı inkar edenlerdir.(Secde, 32/10);

Biz ilk yaratışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler. (Kâf, 50/15);

İnkar edenler, insanlara: "Size, siz parça parça dağılıp yok olduğunuz zaman yeniden dirileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi?(Sebe', 34/7);

"Biz kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman, yeniden mutlaka dirilecek miyiz? derler. (İsrâ, 17/49 ve 78)

Bediüzzaman şöyle der:

"İhtiyacın tekerrürüyle tekrarın lüzumu haysiyetiyle, yirmi sene zarfında pek çok mükerrer suallere (Kur'ân-ı Kerîm) cevap vermiştir." 40

4. Muhatabın yenilenmesi: Hitap muhatabın yenilenmesiyle yenilendiği gibi, soruların yenilenmesiyle de yenilenir. Kur'ân-ı Kerim asırlar boyu bütün insanlık için bir hidayet Kitabıdır. Onun ayetlerini inkar eden inatçı kâfirler de her asır yenilenmektedir. İşte mekan ve zaman itibariyle uzakta bulunan bu gruplara hitap etmek üzere Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar üslûbu sanki yenilenmiş olmaktadır, onun için Kur'ân-ı Kerîm'i "mükerrer suallere cevap olarak ayrı ayrı çok tabakalara ders veren" 41 bir kitap olarak buluyoruz.

5. Mana ve ibretlerin yenilenmesi: Kur'ân-ı Kerim, beliğ tek bir cümleyi veya herhangi bir kıssayı tekrar etmek sûretiyle mana ve ibretleri bir daha yenilemektedir.

"O halde Kur'ân-ı Kerîm ayetlerinin veya kıssalarının her tekrarında yeni bir mânâ ve yeni bir ibret vardır."42

6. İfade şeklinin yenilenmesi: Kur'ân-ı Kerim'in ele aldığı cüz'i hadiselerin sadece belli zaman ve şahıslarla irtibatlı olduğu düşünülebilir. Ancak derin bir tetkik Kur'ân-ı Kerim'de yer alan i'caz vecihlerinden birinin

"Cüz'î ve âdi bir hâdisede en cüz'î ve ehemmiyetsiz şeyler dahi nazar-ı merhametinde ve daire-i tedbir ve iradesinde bulunmasını bildirmek sırrıyla tesis-i İslâmiyette ve tedvin-i şeriatta Sahabelerin cüz'î hadiselerini dahi nazar-ı ehemmiyete almasında, hem küllî düsturların bulunması, hem umumî olan İslâmiyetin ve şeriatın tesisinde o cüz'î hadiseler, çekirdekler hükmünde çok ehemmiyetli meyveleri verdikleri cihetinde de bir nevi i'câzını gösterir."43

olduğunu ortaya koyar. Böylece, şartların, zamanın ve insanların yenilenmesiyle, ifade şeklinin yenilendiği görülür.

Tekrar üslûbunun formları:

Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar üslûbu, hitap ettiği kimseler noktasında bir takım aşamalar halinde varid olmuştur ki, bu formları şöyle sıralayabiliriz:

1. İspat: Bu formda ifade edilen hitap, inatçı münkirlere yöneltilmiştir. Tekrar üslûbu bu formda, söz konusu kimselerin inkar ettiği hususları ispat etme maksadıyla, ancak azar ve tektir üslûbuyla ifade edilir. Bu formda ispat edilmeye çalışılan en önemli husus, Allah Teâlâ'nın Uluhiyyeti, Vahdaniyyeti, Kudreti ve İhatasıdır. Böylece Kur'ân-ı Kerim "Zerrattan yıldızlara kadar bütün cüz'iyat ve külliyatın tek bir Zâtın elinde ve tasarrufunda bulunduğunu ispat edecek." 44

2. Mananın pekişmesi: Burada hitap mü'minlere yöneltilmekte olup, bir takım manaları zihinlerine yerleştirmeyi ve imanlarını arttırmayı hedeflemektedir. Kur'ân-ı Kerim kendi irşadlarını insanlara defalarca tekrar etme yoluna gider. Meselâ şu mânâyı zihinlere yerleştirmek ve kalblere tespit ettirmek için defalarca tekrar eder: "Koca kâinatı parça parça edip kıyamette şeklini değiştirerek, dünyayı kaldırıp onun yerine azametli âhireti kuracak" 45

3. Beyan/izah: Tekrar üslûbu İbn Raşik'in ifade ettiği gibi, beşer kelamında bazen iyi bazen de kötü kabul edildiği halde, değişik formlarıyla Kur'ân-ı Kerim'de yer alan tekrar, edebî formların en iyisini temsil eder. Onun için Kur'ân-ı Kerim, söz konusu cümle ve ayetleri "Kâinatı ve arzı ve semavatı ve anâsırı kızdıran ve hiddete getiren nev-i beşerin zulümlerine, kâinatın netice-i hilkati hesabına gazab-ı İlâhiyi ve hiddet-i Rabbâniyeyi gösterecek." 46 İşte bunun gibi yerlerde de tekrar eder. Bu noktadan hareketle şu sonuca varıyoruz:

"Binler netice kuvvetinde bazı cümleleri ve hadsiz delillerin neticesi olan bir kısım âyetleri tekrar etmek, değil bir kusur, belki gayet kuvvetli bir i'caz ve gayet yüksek bir belâgat ve mukteza-yı hâle gayet mutabık bir cezâlettir, bir fesâhattir." 47

Tekrar üslûbunun hikmeti:

Kur'ân-ı Kerim'deki tekrar üslûbunun tamamen belagat dolu olduğunu, tekrarın sadece lafızdan ibaret olduğunu ve herhangi bir bıkkınlığa sebep olmadığını ortaya koyduktan sonra, bu edebî hakikatin hikmetinin ne olduğunu kendi kendimize sormamız gerekir. İşte bu soruya cevap olarak Risale-i Nur'un değişik yerlerinde ayrıntılı ve doyurucu cevaplar bulabiliriz: Cümle ve ayetlerin tekrarının arkasında hikmet vardır, kıssaların tekrarının arkasında yatan bir hikmet vardır, Kur'ân-ı Kerim'in ahiret meselelerini ispat etmek, tevhidi telkin etmek ve beşeri ödüllendirmeye yönelik ileri sürülen binlerce delillerin arkasında hikmet vardır...

Kur'ân-ı Kerim tek bir sayfada, açıkça veya zımnen, tevhid gerçeğini yirmiden fazla vurgular. Bunu da makam gerektirdiği, muhatap ihtiyaç duyduğu ve beyan-ı belagat iktiza ettiği için gerçekleştirir. Bunun zımnında yatan hikmet, tekrar üslûbu ile, okuyucuyu tekrar tekrar kendisini tilavet etmeye şevklendirmektir, edebî gücü ve üstün belâgatı ile hiçbir bıkkınlığa meydan vermeden yerine getirir. 48

Daha sonra "Herbiri birer küçük Kur’ân olan ekser uzun sûre ve mutavassıtlarda ve çok sayfa ve makamlarda yalnız iki üç maksat değil, belki Kur’ân, mahiyeti hem bir kitab-ı zikir ve iman ve fikir, hem bir kitab-ı şeriat ve hikmet ve irşad gibi, çok kitapları ve ayrı ayrı dersleri tazammun eder."49 Onun altında yatan hikmet de şudur:

"Rububiyet-i İlâhiyenin herşeye ihatasını ve haşmetli tecelliyatını ifade etmek cihetiyle, kâinat kitab-ı kebîrinin bir nevi kıraati olan Kur’ân, elbette her makamda, hattâ bazen bir sayfada çok maksatları takiben marifetullahtan ve tevhidin mertebelerinden ve iman hakikatlerinden ders verir."50

Kur'ân-ı Kerim: küfredenler için cehennem ateşi vardır (Fatır, 36);zalimler için elim bir azap vardır (İbrahim, 22) gibi ve benzeri inzâr ve tehdit ayetleri defalarca tekrar eder.

Bu tekrarın altında yatan hikmette "Beşerin küfrü, kâinatın ve ekser mahlûkatın hukuklarına öyle bir tecavüzdür ki, semavatı ve arzı kızdırıyor ve anâsırı hiddete getirip tufanlarla o zâlimleri tokatlıyor."51

Kıssaların, özellikle peygamber kıssalarının tekrarına gelince, Bediüzzaman bu hikmeti şöyle ifade etmiştir:

"Asâ-yı Mûsâ gibi çok hikmetleri ve faydaları bulunan kıssa-i Mûsâ’nın (a.s.) ve sair enbiyanın (a.s.) kıssalarını çok tekrarında, risalet-i Ahmediyenin (a.s.m.) hakkaniyetine bütün enbiyanın nübüvvetlerini bir hüccet gösterip ‘onların umumunu inkar edemeyen, bu zâtın risaletini hakikat noktasında inkâr edemez."52

O halde onların zikredilmesi, risalet-i Ahmediyenin (a.s.m.) ispatı için delildir.

Bu birinci hikmetten sonra diğer bir hikmet vardır ki, o da şudur: "Herkes her vakit bütün Kur'ân'ı okumaya muktedir ve muvaffak olamadığından, herbir uzun ve mutavassıt sûreyi birer küçük Kur'ân hükmüne getirmek için, ehemmiyetli erkân-ı imâniye gibi o kıssaları tekrar etmesi, değil israf, belki muktaza-yı belâgattir ve hâdise-i Muhammediye (a.s.m.) bütün benî Âdemin en büyük hadisesi ve kâinatın en azametli meselesi olduğunu ders vermektir." 53 Böylece Bediüzzaman Said Nursî'nin istimbat ettiği üzere tekrar üslûbunun en önemli özellikleri şunlar olmaktadır:

1.   Kur'ân'daki tekrar, usanma ve bıkkınlık vermeyen, tam aksine tekrar edildikçe güzelliği ve revnaklığı artan bir tekrardır.

2.  Sadece lafız ve sûret noktasında tekrar söz konusu olup gerçekte, mana itibariyle tekrar yoktur ve söz konusu tekrar üslûba devamlı bir yenilenme ve aktivite kazandırmaktadır.

3.  Üslûb'da yer alan tekrarların hepsi mu'cizdir ki, o da mu'ciz olan beyan vecihlerinden bir vecihtir.

Kanaatimce bu konuyu en güzel bir şekilde noktalayacak olan, yine Bediüzzaman'ın bizzat kendisidir:

"İşte Kur'ân'nın tekrar edilen hakikatleri bu kıymette olduğundan, tekraratında kuvvetli ve geniş bir mucize-i mâneviye bulunmasına fıtrat-ı selime şehadet eder-meğer maddiyunluk tâunuyla marız-ı kalbe ve vicdan hastalığına müptelâ ola! 'Kör adam, güneşin ışığını bilmez. Hasta ağız da suyun tadını almaz' kaidesine dahil olur." 54

DİPNOTLAR:

** 1949 yılında Vecde'de doğdu. 1981 yılında yüksek lisansını ve 1988 yılında Doktorasını tamamladı. Halen Vecde-Mağrib'te bulunan ve Muhammed el-Evvel Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Arap Dili ve Edebiyatı bölüm başkanıdır. Aynı zamanda Rabitatü'l-Edebi'l-İslami'nin üyesi ve Mağrib'te yayınlanan el-Mişkât dergisinin editörüdür. Çok sayıda telifleri ve divanları vardır.

2  Mu'cemu Mekâyîsi'l-Luğa, kerra maddesi.
3  İslâhu'l-Mantık, kerra maddesi.
4  Lisânü'l-Arab, kerra maddesi.
5  Mu'cem Müfredât elfâz el-Kur'ân, kerra maddesi.
6  el-Umde, s.683.
7  A.g.e, s.690
8  A.g.e, s.686
9  A.g.e, s.693
10  A.g.e, s. 691 vd.
11  el-Mürşid ilâ Fehmi Eş'âr el-Arab, s.494
12  A.g.e, s.495
13  A.g.e ve yer.
14  A.g.e, s.496
15  Kadâya eş-Şi'ri'l-Muâsır, s. 241
16  Daha geniş bilgi için adı geçen eserin ikinci bölümünde yer alan ikinci ve üçüncü başlıklara müracat edilebilir.
17  İ'câzü'l-Kur'ân, s.106.
18  Risale-i NurKülliyatı,s. 972.
19   Risale-i NurKülliyatı,s. 973.
20   El-Umde, s. 683.
21   A.g.e, s.685.
22   Risale-i Nur Külliyatı, s. 972.
23   A.g.e ve yer.
24   Risale-i Nur Külliyatı, s. 972.
25   Kitâbü'l-Ebtâl, s. 91-92.
26   Risale-i Nur Külliyatı, s. 912.
 
27   "Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarmısak, mercimek ve soğan yetiştirsin" (Bakara, 2:61)
 
28   SaidNursî, şöyle der: "Bundan 12 sene evvel işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık, Kur'ân'a karşı suikastını, tercümesiyle yapmaya başlamış ve demiş ki: 'Kur'ân tercüme edilsin, tâ ne mal olduğu bilinsin.' Yani, lüzumsuz tekraratı herkes görsün ve tercümesi onun yerinde okunsun diye dehşetli bir plân çevirmiş.  Risale-i Nur her tarafta intişarıyla o dehşetli plânı akîm bıraktı." Risale- Nur Külliyatı, s.976.
 
29   Risale- Nur Külliyatı, s. 976.
30   el-Hayavân, 1/75.
31   A.g.e, 1/77.
32   Risale-i Nur Külliyatı, s. 508.
 
33   A.g.e ve yer. Yine Bediüzzaman şöyle der: "Kur'ân-ı Hakîmin hakikî tercümesi kabil olmadığını Yirmi Beşinci Söz ispat etmiştir. Hem mânevî i'câzındaki ulviyet-i üslûp ise tercümeye gelmez. Mânevî i'câzında olan ulviyet-i üslûp cihetinden gelen zevk ve hakikati beyan ve ifham etmek pek müşkül." Risale-i Nur Külliyatı, s. 534.
 
34   Risale-i Nur Külliyatı, s. 973.
35   Yusuf Sûresi, 12:3.
36   Arapça Mesnevî-i Nuriye, s. 78.
37   A.g.e ve yer.
38   A.g.e ve yer.
39   Risale-i Nur Külliyatı, s. 973.
40   A.g.e ve yer.
41   A.g.e ve yer.
42   A.g.e ve yer.
43   A.g.e ve yer.
44   A.g.e ve yer.
45   A.g.e ve yer
46   A.g.e ve yer
47   A.g.e ve yer.
48   A.g.e ve yer.
49   Risale-i NurKülliyatı,s. 975.
50   A.g.e ve yer.
51   A.g.e ve yer.
52   A.g.e, s. 976.
53   A.g.e, s. 537.
54   A.g.e ve yer.
 
Paylaş
Yükleniyor...