Block title
Block content

Risale-i Nur'da can sıkıntısı nasıl anlatılıyor acaba? Diyorlar ki can sıkıntısı, dünyaya tembellikle birlikte gelmiştir. Bu doğru mudur?..

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İman öyle bir iksirdir ki, insanı bütün kainatla dost ve ahbap yapar; her şeye karşı bir ülfet ve ünsiyet kazandırır. İmanı kuvvetli olan bir müminin nazarında her mahluk Allah’ın müstakim birer memuru, dost bir hizmetkarıdır. Kainatın her tarafı şuur sahibi melekler ve ruhaniler ile şenlenmiştir. Hal böyle olunca, müminin şu alemde vahşet ve yalnızlık çekmemesi gerekir.

Lakin imanın bu kemal manaları her müminde tam tecelli etmediği için, bu ünsiyet ve dostlukları tam idrak edemiyor. Bu da imanın kuvvetsiz ve zayıflığından dolayıdır. Öyle ise en güzel ve önemli yol, imanımızı tahkiki bir surete çevirip kuvvetlendirmektir. Bu zamanda Risale-i Nurlar bu imanı ve bu imandaki kemal halleri verebiliyor.

Manevi ve ruhi hastalıkların büyük bir kısmı iman zaafı ve ibadetlerin eksikliklerinden ortaya çıkıyor. Nasıl maddi beden gıdasız kalınca hastalanıyor ise, manevi cihaz ve duygularımız da zikirsiz ve ibadetsiz kalınca bir takım manevi hastalıklara ve can sıkıntılarına sebebiyet veriyor. Bütün manevi hastalıkların ve sıkıntıların reçetesi, tahkiki imanı elde etmek ve bunun gereği olan ibadetleri kemali ile ifa etmektir.

Üstad Hazretlerinin şu ifadeleri bu manayı çok güzel özetliyor: 

"Diğer adam ise, mü'mindir. Cenâb-ı Hâlıkı tanır, tasdik eder. Onun nazarında şu dünya bir zikirhane-i Rahmân, bir talimgâh-ı beşer ve hayvan, ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır. Bütün vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye ise, terhisattır. Vazife-i hayatını bitirenler, bu dâr-ı fâniden, mânen mesrurâne, dağdağasız diğer bir âleme giderler-ta yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar. Bütün tevellüdât-ı hayvaniye ve insaniye ise, ahz-ı askere, silâh altına, vazife başına gelmektir. Bütün zîhayat, birer muvazzaf mesrur asker, birer müstakim memnun memurlardır. Bütün sadâlar ise, ya vazife başlamasındaki zikir ve tesbih ve paydostan gelen şükür ve tefrih veya işlemek neş'esinden neş'et eden nağamattır. Bütün mevcudat, o mü'minin nazarında, Seyyid-i Kerîminin ve Mâlik-i Rahîminin birer mûnis hizmetkârı, birer dost memuru, birer şirin kitabıdır. Daha bunun gibi pek çok lâtif, ulvî ve leziz, tatlı hakikatler, imanından tecellî eder, tezahür eder."(1) 

Can sıkıntısının diğer bir sebebi de atalet ve tembelliktir. Nefsin günaha ve sefahate en çok yol bulduğu ortamlardan birisi de atalettir. Yani kişi faydalı ve hayırlı bir meşguliyet içinde değilse, mutlaka harama meyleder. Öyle ise nefsimizi boş bırakmadan sürekli hayırlı bir meşguliyet içinde olmalıyız. Üstad Hazretleri bu hususa şu ifadeleri ile işaret ediyor:

"Zaten sükûn ve sükûnet, atâlet, yeknesaklık, tevakkuf, bir nevi ademdir, zarardır. Hareket ve tebeddül vücuttur, hayırdır. Hayat, harekâtla kemâlâtını bulur, beliyyat vasıtasıyla terakki eder. Hayat, cilve-i esmâ ile muhtelif harekâta mazhar olur, tasaffî eder, kuvvet bulur, inkişaf eder, inbisat eder, kendi mukadderâtını yazmasına müteharrik bir kalem olur, vazifesini ifa eder, ücret-i uhreviyeye kesb-i istihkak eder."(2) 

"En bedbaht, en muztarip, en sıkıntılı, işsiz adamdır. Zira, atâlet ademin biraderzadesidir. Sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır."(3)

Ayrıca bazen hiç bir neden yokken de can sıkıntısı yaşanabiliyor. Bu durum ise insanın ruhunun tekamülü için olduğu ifade edilmektedir, şöyle ki:

"Eğer sair teellümât-ı ruhaniye ise, sabra, mücahedeye alıştırmak için Rabbanî bir kamçıdır. Çünkü, emn ve ye’sin vartasına düşmemek hikmetiyle, havf ve reca müvazenesinde sabır ve şükürde bulunmak için kabz—bast hâletleri celâl ve cemal tecellîsinden intibah ehline gelmesi, ehl-i hakikatçe medâr-ı terakki bir düstur-u meşhurdur."(4)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, İkinci Söz

(2) bk. Mektubat, On İkinci Mektup 

(3) bk. a.g.e., Hakikat Çekirdekleri

(4) bk. Kastamonu Lahikası, (3. Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...