Block title
Block content

Risale-i Nur'da Einstein´in "İzafiyet Teorisi" ile İlgili Bilgiler Var mıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Einstein´in izafiyet teorisi hakkında Risale-i Nurlarda doğrudan bir bilgi ya da yorum mevcut değildir. Lakin zamanın tarifi hakkında yapılan izahlar mesele ile ilintili gibi duruyor.

Şöyle ki: Üstad  Hazretleri  zamanın hakikati, Levh-i Mahv ve İspattır, diyor. Yani, zaman denilen şey, eşyanın gayb aleminden, yani Allah’ın ezeli ilminden çıkıp, şehadet ve varlık alemine girip, orada göründükten sonra, hareket ederek, zahiri cisimlerini bırakıp, tekrar Allah’ın ilmine, ya da alem-i ahirete gitmesinden ibarettir.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle,

“Levh-i Mahv-İsbat ise, sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u A’zam’ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücud ve fenaya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-ı zaman odur.” (bk. Sözler, Otuzuncu Söz, s. 548)

Cenab-ı Hak, ilmindeki manalardan bir kısmını zamanın sayfasında yazmakta, daha sonra ölüm kanunuyla bunları silip yenilerini göstermektedir.

Eşyanın Allah’ın ilmindeki halinde zaman söz konusu değildir; ezel- ebed beraberdir. Bunların vücuda gelmeleri belli bir tertip ve sıra iledir, böylece zaman ortaya çıkmaktadır.

Ezbere bildiğimiz bir şiirin başı ve sonu ilmimizde beraberce bulunur. Ama bunu söylemeye veya yazmaya başladığımızda belli bir sıra ortaya çıkar.

Bir insanın ömrü boyunca geçireceği devreler, nutfede mevcuttur; ama Kitab-ı Mübin dediğimiz bu alemde daha geniş ve ayrıntılı görüntüler var ayrıca Levh-i Mahv ve İspat dediğimiz levhada, şartların yerine gelip gelmediği de kontrol edilmektedir; yani bir adamın başına gelecek şeylerin tayin ve tespiti Levh-i Mahv ve İspat'ta gerçekleşir.

İlm-i İlâhî'nin değişmesi muhaldir. Ezelden ebede kadar olmuş ve olacak bütün hâdiseler gibi, ata kanununun tatbikatı da o ilmin şümûlündedir. Bu kader değişmez. Değişiklikler sabit ve derin olan Levh-i Mahfûz'un daire-i mümkinatta bir defteri ve yazar bozar tahtası hükmündeki Levh-i Mahv ve isbat'ta olmaktadır. Önce takdir edilen nice cezalar, daha sonra tövbe vesilesiyle ve ata kanunu ile afvedilmekte, Levh-i Mahv ve İsbat'tan silinmekte ve kaza edilmemektedir. Nitekim bir âyet-i kerîmede şöyle buyurulmaktadir:

"Allah dilediği şeyi mahveder ve dilediğini isbat eder. Nezdinde kitabın aslı olan Levh-i Mahfuz vardır."(Ra'd, 13/39)

Bir nevi, eşyanın hareket etmesi ile ortaya çıkan durumdur, zaman.  Bu tanım gereğince, zaman ile hareketin aynı şey olduğunu anlıyoruz.  Ya da zaman, hareketin bir rengi, bir şeridi hükmündedir.

Hareket, bir cismin iki mekanda ve iki zamanda olması haline denir. Sükun ise, bir cismin, bir mekanda, iki zamanda olması halidir. Yani, cismin hareket ve sükun hali, zamanı oluşturur.

Hareket için geçerli bütün hüküm ve yasalar zaman için de geçerlidir; ikisi farklı olamaz. Zaman ile hareket aynı olunca, ya da birbirinden kopmayacak kadar iç içe olunca, bir zaman biriminin hareket alanı ile başka bir zaman biriminin hareket alanı aynı oluyor. Ama müşahede etme zamanı ve sürati farklı oluyor.

Bütün mahlukatı büyük bir saat farz edersek, bu saatin dairesini farklı hızlarda dönerek tamamlayan ibreler düşünelim. Dakika ibresi altmış saniyede o daireyi dolaşır. Ancak saat ibresi aynı alanı on kat daha geç seyreder. Allah Resulü (asv) Miraç'ta zamanın en ince ve hızlı iğnesinin üstüne binip, bir anda her şeyi müşahede etmiş gelmiş. Benim saat ibresinin üstünde o daireyi tamamlamam üç bin altı yüz saniye sürerken, saniye ibresi üstüne binen biri, aynı daireyi altmış saniye içinde tamamlar. Aynı saat kavramı içinde çok farklı müşahede tarzları olmuş oluyor.

Üstad Hazretleri , bu manaya, şu paragraf ile işaret ediyor:

"İşte, bir saatte meşhudatımız, bir saatin saati sayan ibresine binen zîşuur şahsın meşhudatı kadar olduğu ve hakikat-i ömrü de o kadar olduğu halde; âşire ibresine binen şahıs gibi, aynı zamanda, o muayyen saatte, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, burak-ı tevfik-i İlâhîye biner, berk gibi bütün daire-i mümkinatı kat edip, acaib-i mülk ve melekûtu görüp, daire-i vücub noktasına çıkıp, sohbete müşerref olup, rüyet-i cemâl-i İlâhîye mazhar olarak, fermanı alıp vazifesine dönebilir ve dönmüş ve öyledir..."(1)

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

zerre16

Levh-i mahf-ı ispat.
Levh : levha demektir.
ispat : kendini gösterme.
Mahf: yok olma.
Esir alanına, yani kudretin tecellisiyle varlık planına giren maddenin ilk formu (enerji) titreşim ve ihtizaz halindedir. (bkz. 30 söz) bu hal bir görünen, bir yok olan hareket meydana getirir ki işte bu şekilde her şey frekans halindedir.
levh-i mahf-ı ispat ile meydana gelen bu hareket zamanın maddeye eşlik etmesine neden olmuştur. zamanı maddenin 4.boyutu yapmıştır.
Üstad Hz.leri burada zamanının çok üstünde bir fizik yorum yapmıştır.

Zamanın fizik tanımının en mükemmelidir. Öyle ki 30. sözde zerrenin aleme intikalini, görür gibi yazmış, levh-i mahf-ı ispat ile maddenin alem-i melekuttaki halini ayan-ı sabite olarak tanımlayan üstadımız, onun alem-i mülke geçişinde levh-i mahf- ispat ile sinema perdesindeki görünme ve yok olma ile harekatı algılayabildiğimiz gibi, madde alemindeki harekatı algılamak için de zihnimizde bir görünme ve yok olma sürecine girdiğini ve bu şekilde Rabbimizin kainattaki harekatı, insanın algısına indirgediğini, ve zamanın da işte bu harekat ile doğduğunu ve bütün bunların hepsini sadece bir cümlede anlatmış olduğunu belirterek 30. sözü okuduğum yıllar öncesinden beri hala hayranlığımın zirve noktasında olduğunu söylemem gerek.
Yüce Rabbim, O'ndan razı olsun.

* risale-i nurdaki zaman hakikatinin izahı herhalde bu yorum alanına sığmaz. Bu nedenle ayrı bir makale yazılmalıdır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...