Block title
Block content

Risale-i Nur'da geçen “Lezzet-i mukaddese", "şevk-i mukaddes", "sürur-u mukaddes", "memnuniyet-i mukaddes", "iftihar-ı mukaddes” gibi tabirleri biraz açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mukaddes; “noksan ve kusurdan uzak, temiz ve pak, takdis edilmiş olan” mânâlarına geliyor. Kutsî / kudsi de aynı mânâ için kullanılır. Şu var ki, kutsîde mensubiyet yani ait olma mânâsı esastır.

Cenâb-ı Hakk’ın zâtı ve sıfatları gibi şuunatı da mukaddestir, noksan ve kusurdan münezzehtir. Allah’ın zatı hiçbir mahlukunun zatına benzemediği gibi sıfatları da hiçbir mahluk sıfatına benzemez. İnsanın kuvveti Allah’ın kudretinin anlaşılmasında bir vahid-i kıyasi vazifesi görür, ancak bu kudret İlahi kudrete Allah’ın kudreti insanın kuvvetine benzemekten münezzehtir.

Bu hakikat, sıfatlar için olduğu gibi şuuatta da geçerlidir. Yani insanın sevmesi, lezzet alması, iftihar etmesi gibi şuunatı insan mahiyetiyle ilgilidir. Mesela, bu şuunattan birisi “lezzet-i mukaddese”dir.

Allah’ın, bir kuluna merhamet etmesinde onun zâtına has bir lezzet-i mukaddesesi vardır. Bu kudsî lezzet, mahlukat âlemindeki hiçbir lezzetle mukayese edilemez; onların hiçbirine benzemez, hepsinden mukaddestir, münezzehtir.

Nur Külliyatı'nda geçen bu ifadeyi şöyle değerlendirmek gerekir:

Allah’ın zâtı vaciptir, mahlukatınki ise mümkin. Allah Kadîm ve Bâkidir, mahlukat ise hâdis ve fani. Allah’ın bütün sıfatları sonsuz ve mutlaktır, mahlukatın sıfatları ise sınırlı ve kayıtlı.

O hâlde, mahluk, mümkin, hadis, fani olan insan, Allah’ın zâtı ve sıfatları gibi, şuunatı hakkında da kendi kayıtlı mahiyetinin elverdiği ölçüde bir şeyler düşünebilir. Ama çok iyi bilir ki, bu düşünceleri Allah’ın şuunatını anlamakta ölçü olamaz, onları aksettirmekten çok uzaktır. Ve Allah’ın kudsî şuunatı insanın anlayışından sonsuz derece munezzeh ve mukaddestir.

Bal yapan arı, yuvasını ören bülbül, ağını dokuyan örümcek ve eserini kaleme alan bir âlim ayrı ayrı ve birbirinden çok farklı lezzetler alırlar. Âlimin ilim öğretmekten aldığı lezzeti bülbüle, örümceğe yahut arıya anlatmaya kalkışsanız şöyle demekten başka bir yol bulamazsınız: “O lezzet sizin anladığınız cinsten bir lezzet değildir, bunların hepsinden başka, hepsinden münezzeh ve mukaddestir.”

İkisi de mahluk oldukları hâlde, insanla, meselâ, arının aldıkları lezzetler arasında bu kadar büyük bir fark bulunursa, Rabbimizin bir İlâhî icraatındaki lezzet-i mukaddesesini kendi his ve zevk ettiğimiz lezzetleri ölçü alarak anlamamız elbette mümkün olamayacaktır.

Nurlarda geçen, “muhabbet-i münezzehe, şevk-i mukaddes, sürur-u mukaddes, memnuniyet-i mukaddese, iftihar-ı mukaddes” gibi tabirleri de bu mânâda değerlendirmek gerekir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Makam, İkinci Remiz | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 5227 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...