Block title
Block content

Risale-i Nurlarda nefisleri öldürmemek, terbiye etmek tavsiye ediliyor. Ayetteki "Nefislerinizi öldürün." ifadesi ile nasıl telif edebiliriz; sahabeler nefislerini öldürmüşler mi, nefsi öldürmeyi farz olarak algılayabilir miyiz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Mûsâ kavmine dedi ki: 'Ey kavmim! Sizler buzağıya tutulmakla kendinize çok yazık ettiniz. Derhal Yaradanınıza tövbe edin! Nefsinizin kötü arzularını kesin! Allah yolunda kendinizi öldürün! Böyle yapmanız sizi Yaratan nezdinde daha hayırlıdır.' Böylece Allah da sizin tövbelerinizi kabul etsin. Çünkü o tövbeleri çok kabul eder, merhamet ve ihsanı boldur." (Bakara, 1/54)

Ayetteki “nefislerinizi öldürün” mefhum olarak üç manaya gelebilir:

1. Hakikî mânası ki herkesin kendi kendini öldürmesi, yani intihar etmesidir. Lakin böyle olsaydı muhatap olacak kavim kalmaz veya ancak âsiler kalırdı. Şu halde kasdedilen mâna bu değildir.

2. Esasen kardeş olan bir kavmin fertlerine, "Haydi bakalım şimdi birbirinizi öldürünüz." demektir. Tefsirciler çoğunlukla bu mânayı gözetmişlerdir. Tur’a giden Hz. Mûsâ (as)’ın arkasından Samirî, altından buzağı heykeli yapmış, önce bağırtmış ve Apis öküzüne tapan Mısırlılar ve diğer puta tapıcılar gibi İsrailoğullarının bir kısmını, “İşte Mûsâ bunu aramaya gitti.” diyerek ona taptırmış; çok yakın bir zamanda bizzat şahid oldukları nimetlere karşı nankörlük edip bir bozgun ve karışıklık çıkarmış.

Kavmin diğer bir kısmı Hz. Harun (as) ile beraber bu gidişi önleyememişlerdi. Hz. Mûsâ (as)’nın dönüşüne kadar bu şirk iyice yayılmıştı. O dönünce Furkan'ın hükmüyle, hem buzağıya tapanlara, hem de onları önlemeyip bekleyenlere hemen tövbe etmelerini ve tövbe edenlerin, etmeyenleri derhal öldürmelerini emretmiştir. Bu iç savaş Allah’ın izniyle zaferle sonuçlanmıştı ki burada o nimet hatırlatılıyor.

3. Sırf mecazî mânası ile “Nefsani isteklerinizi öldürünüz.” Bu gerçek tefsir olmayıp işarî bir mânadır. Yani, "Günahlarınıza pişman olarak gam ve kederden canınızı çıkarın, yahut şehvetlerden menetmekle riyazet ediniz.”

Tarikatta olduğu gibi nefisleri tamamı ile öldürmek manası, velayet-i kübra makamında bulunan sahabelerde ve onları takip edenlerde görülmemiştir. Risale-i Nur a velayet-i kübra makamında olduğu için nefisleri öldürmez. Zira nefis öldürülmek için değil sürekli mücadele ile manevi terakki etmek için insana musallat edilmiştir.

Evet, Allah nefis ve şeytan gibi şeyleri insanın terakki ve tekemmülü için insana musallat etmiştir. Bu yüzden imtihan dünyasında ölene kadar nefis ve şeytan insan mahiyetinde vazifesini yapacaktır. İnsanın vazifesi de bu düşmanlarla mücadele edip Allah yolunda terakki etmektir.

Tarikat, makam ve velayet olarak sahabe mesleğine nispetle velayet-i suğra makamındadır. Hal böyle olunca, bu mesleğin nefsi yenme ve terbiye etme yöntemleri, sahabe mesleğinin yöntemlerinden daha alt sırada yer almaktadır.

Öldürmek hakikatlere ulaşma yolunda tarikat ehli için zaruri bir ihtiyaçtır. Çünkü mesleklerinin muktezası ve icabı budur. Nefis baki iken hakikatlere ulaşmaları çok zor. Bu sebeple hakikatlere ulaşmak için ayak bağı olan nefsi yok etmeyi tercih ediyorlar.

Halbuki nefis sadece kurtulunması gereken bir düşman değil, nihayetsiz terakki etmenin de bir şartı ve zembereğidir. Tarikat erbabı velayet makamına çıkmak için nefsi öldürüp atıyorlar, ama sahabeler nefsi öldürmeyip, manevi terakkilerinde ve velayetin üst perdelerine çıkmada bir araç ve binek olarak kullanıyorlar.

Ölmüş bir nefis, şükür ve ibadetin bir çok aksamını hissedemez. Bu yönü ile Allah’ın bir çok ismine vasıl olmada nakıs kalır. Sahabeler ise nefsi terbiye ve ıslah ederek ibadet ve şükrün bütün aksamlarını yaşıyorlar ve her isme bir yol buluyorlar.

Allah’ı her yönü ile tanımak ancak nefisle mümkündür. Zira nefis bir çok isme ulaşmada anahtar bir cihazdır. İşte sahabeler bu anahtarı yok etmeyip, ıslah ve terbiye usulü ile Allah’ı tanımada bir araç olarak kullanırken, tarikat evliyaları velayet makamının belli makamına çıkmak için öldürüyorlar. Ya da öldürmekten başka çare bulamıyorlar. Zira nefis ile mücadele etmekte büyük zorluk ve meşakkatler olduğu gibi, onu ibadette araç yapmak için de büyük bir iman iktiza ediyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

nurannem
allah bu sitede emeği gecenlerden ebeden razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
fakirullah
Ayetteki mananın bu asırda ne ifade ettiğini tefsir ilmine vakıf olan hakiki ulemadan öğrenebiliriz. Risaleler de nefsin terbiyesi konusunda 26.sözün zeylindeki HATVELER bahsinde, nurlardaki seyr u sülukun esası olarak izah etmiştir. Allah'a vasıl olmak için henüz bir eğitim almamış olan nefis "emmare"dir, hali şirktir, hatta küfür haletleri taşır, Rabbiyle intisab kurmaz, istiğna eder, müstakildir, müstağni ve Rabbinden mağrurdur. İnsanda akıl ve kalp hakim değilse, nefsin şirkvari hali galebe eder; kişi kainatı şirk gözlüğüyle görür; dini emirlere muhalif ameller onun fıtri hali gibi olur. Eğer kalp ve akıl insanda hakim olmaya başladıysa ki bu imanda bir seviye demektir, kişi nefsiyle mücadele ederek kalp tarafına doğru yükselmeye başlar. Bu mücadelede uygulanan metoda göre nefis ya emmareden gelen halleri hiç yapamayacak duruma getirilir, o istidadı tamamen kazınır yada tezkiye edilir, yani istidad kaldığı halde onu kalbin emrinde kullanması öğretilir. İlki tasavvuf yoludur, 2.si velayet-i kübra yoludur. Bu aşamaların herbiri, hangi yolda olursa olsun, çok ciddi uyanıklık, talim, dikkat, ciddiyet, sebat, kararlılık, ihlas hasletleri ister ve kişi kendinde bu hasletleri gün be gün geliştiremezse seyr u sulukunde yol alamaz; kendini tekrar eder durur, ülfet basar, "biliyorum erdim oldum" hallerine girebilir ve o takıldığı vartayı atlatamazsa terakki edemez, tedenni eder. İşte Risalei nurdaki düsturlar bizim enfusi alemimizdeki vartaları rahat atlatmamız için birer pusuladır ve enfüsümüze nazarımızı çevirdiğimiz nisbette bu düsturların kıymetini ehemmiyetini idrak etmeye başlarız. Bir misal: Nur yolundaki nefsin tezkiyesinde en fazla yol aldıran bir metod "kardeşini maddi manevi menfaatlerde kendine tercih etmek"tir. Bunu uygulayan bir insan, nefsinin enaniyetinin, yani kendine çok kıymet verme hissinin tersine hareket eder. Nefis önce bu hale razı olmaz, insan zorlanarak bunu uygular ama sonra yaptıkça bakar ki: "o menfaat illaki kendisine layık, kendisinin olması gereken birşey değilmiş; o menfaati hak ettirecek kendi bir üstünlüğü yokmuş; hakkaten kendisi de kardeşi gibi biriymiş, öyle olağanüstü bir kıymeti falan yokmuş, Allah bazı hayırları kendi eliyle bazılarını başkaları eliyle yaptırırmış, bu bir nasip işiymiş.." gibi nefsin kibrini bıraktıran, enaniyet vartasından kurtulmaya sebep olan bir metoddur. Devamlı uygularsak önemli mesafe alırız, enaniyetimiz şeffaflaşır, devamlı Huve’yi gösterir hale gelir. Düstur ve hatveler ciddi uygulanmazsa nefis tezkiye olmaz. Nefis tezkiye olmazsa, sırf akıl ve kalbin hakikati kabul etmesiyle giden bir insanda, nurlar bürhan değil dava olur; çünkü o hakikatle daha kendi nefsini ikna edememiştir; oysa asıl mesele enfüsi alemdeki tağut olan enaniyetten yani nefsimizi hafi şirkten kurtarmaktır. Bu durumdaki insan nur talebesidir ancak Şener Dilek ağabeyin tesbiti gibi henüz enaniyetini bırakamadığından şahsı maneviye çok fazla katkısı olmaz. (Nefsini ikna edemediğini, nurlara o manada muhatap olamadığını fark etmek de önemli bir basamaktır, o hal manevi istiğfardır ve kişiyi kendi içine dönüp gerçekten ihlaslı olmaya, Rabbine karşı kendini muhatap tutmaya götürür. İhlas hasleti kişiye Rabbiyle arasında engel teşkil eden şeyleri gösterir, insan bu engelleri kaldırmak için sa’y ederek Rabbinin rızasına yaklaşır.) Bu basamakların her birinde kişi önüne koyan hizmeti ve kulluğu en ala şekilde yapmaya gayret etmelidir ki bir üst basamak kendisine takdim edilsin. Bulunduğu mertebenin hakkını veremeyene Cenabı Hakk’ın bir üst mertebeyi göstermediği bilinen bir manadır. Elhasıl: İmtihanımız dar dairede büyük cihadla devam ediyor. Cenabı Hak düsturları uygulamada sebatımızı, sadakatımızı lutfuyla artırsın.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...