Block title
Block content

Risale-i Nurları okuma ve anlama noktasında Hüsnü Ağabey'in açıklamasıyla birlikte değerlendirdiğimizde, başka eserler okumanın mahiyeti nedir? "Yalnız ve yalnız hizmeti imaniye ve Kur'aniyenin" kapsama alanı ve bu alanın dışında kalan bölümler nelerdir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Soru:

Hüsnü Bayramoğlu Ağabey geçenlerde bir açıklama yapmıştı, oradan bir kesiti sormak istiyorum, diyor ki:

"Nur'un hakiki şakirdlerine Nur kafidir. Onlar da kanaat etmeli, başka şereflere veya maddi, manevi menfaatlere gözünü dikmesin. Burada ki maddi menfaat mal, para, makam vs ve fakat Üstadımız manevi menfaat diye de ekliyor. Dikkat ediniz, teenni ediniz. Eser yazdırıyorlar. İnsanlar istifade eder, sana dua ederler, bu kadar ilminiz var vs diyerek aldatıyorlar ve hatta en kötüsü, sen bunu yazsan neşretsen Risale-i Nur daha iyi anlaşılır diye acib bir mugalatayı beyan ediyor kendilerini kandırıyorlar." (bk. Risale Ajans web sayfası)

Açıklamadan anladığımıza göre, Hüsnü Ağabey, Risale-i Nurların anlaşılması için bile kitap yazılmasını sıkıntılı görmekte. Fakat Üstad'ın talebeleri başta olmak üzere, Badıllı Ağabey'in "Mufassal Tarihçe"si Abdullah Ağabeyin "Yeni Lügat"ı, Kırkıncı Hocamın Risaleleri şerh eden birçok eserleriyle birlikte günümüzde de birçok ağabeyin (Şener Dilek, Alaaddin Başar, Metin Karabaşoğlu, Necmeddin Şahiner, vs...) şerh ve izah mahiyetinde eserleri, kitap ve makaleleri bulunmaktadır. Bu eserlerle birlikte Risale-i Nurları okuduğumuzda daha iyi anlama noktasında bizlere katkıları da oluyor.

- Şimdi Hüsnü Ağabey'in açıklamasını nasıl değerlendirmek ve hangi açıdan ele almamız gerekir; umuma şamil midir, yoksa Hüsnü Ağabey'in şahsına ait bir fikir midir, bizi bağlayan yönü nedir?

- Diğer bir sorumda "Vazifemiz yalnız ve yalnız hizmeti imaniye ve Kur'aniyedir." cümlesini nasıl anlamamız gerekir; hizmeti imaniyenin içerisine dahil olan ve olmayan vazifeler, konumlar, hizmetler nelerdir; ne yaptığımızda hizmeti imaniyede bulunmuş oluruz, örneklerle izah eder misiniz? Mesela, Risale-i Nur hizmeti yapan vakıfların kurban hizmeti veya sempozyum gibi hizmetler yapmasını nasıl değerlendirmek gerek, hizmete sıkıntı verir mi?..

Cevap:

"Evet, Risale-i Nur size mükemmel bir mehaz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, mesela Kur'ân kelâmullah olduğuna ve i'câzî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı burhanlar cem edilse ve hâkezâ, mükemmel bir izah ve bir hâşiye ve bir şerh olabilir. Zannederim ki, hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzum yok. Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşaallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle, belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupları telif ve Dokuzuncu Şuânın Dokuz Makamını tekmille ve Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek."(1) 

“Hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzum yok.” Bu cümleden yüksek imani hakikatlerin dışında kalan ve Risale-i Nur'un temas etmediği konuları başka sağlam kaynaklardan araştırmakta ve okumakta bir mahzur yoktur, hükmü anlaşılıyor.

Fıkıh, siyer, hadis, kelam vesaire gibi ilmi mehazlar, liyakati olanlarca tahkik edilebilir. Gerçi bu ilimlerin bazı umdeleri ve esasları Risale-i Nur'da çok veciz ve beliğ bir şekilde ifade edilmiş, lakin detayları ve bütün konuları tamamen işlenmemiştir. Bu sebeple "Risale-i Nur bu alanlarda da kafidir." demek, ifrat bir bakış açısı olur. Ehli ilmi ve kabiliyeti olan Nur şakirtlerini bu ilimleri öğrenmekten men etmek yanlış olur kanaatindeyiz.

“Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşaallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle, belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupları telif ve Dokuzuncu Şuânın Dokuz Makamını tekmille ve Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek.”

Bu paragrafta Risale-i Nur'un didik didik incelenip, üzerinde derin tetkikat ve tahkikatın yapılabileceğine işaret edilmektedir. Yani liyakati olan ehli ilmin ya da tefekkürün Risale-i Nur'un bir konusunu bir cümlesini bir kavramını bazen bir kelimesini (ehadiyet, vahideyet, cüziyet ve külliyet gibi.) alıp üzerinde risale ve kitaplar yazmasında bir mahzur bulunmuyor. Bizim kanaatimiz bu yönde.

Bu tarz kısıtlayıcı ve yasaklayıcı zihniyet, Risale-i Nur camiasında bulunan alim, mütefekkir, araştırmacı, sanatçı hatta müçtehit seviyesindeki aydınları bunaltır, sıkar, köreltir, daraltır, hatta ayrışmalara da kapı aralar. Tarihte ilmi istibdatlar gayrimeşru dalalet fırkalarını doğurmuştur.

Taklit ve baskının olduğu yerde kalıpçılık ve taassup çıkar. Bu da ilim adamlarının özgürlük alanını kısıtlar, taassup ve baskı yüzünden ilim adamları farklı ve değişik düşünceleri dillendiremezler. İlim adamları fikirlerini dillendiremedikleri zaman, fikir ve düşünce dünyası donuklaşıp matlaşır ve terakki edemez. Bu da taassup ve cehalete kuvvet verir. Halbuki meşverette (demokraside) ve hürriyette insanlar yanlış da olsa fikirlerini beyan eder, doğru çabuk parlayıp gün yüzüne çıkar. Hatalı ve yanlış fikirler de düzelme imkanı bulur. Fikirler özgürce çarpıştığı zaman, hak ve hakikat daima galip gelip yanlışları bertaraf eder.

İlmi baskının siyasi baskının veledi olmasında ise, iktidarı elinde bulunduran siyasi otorite kendi otoritesini sağlama almak için farklı düşünce ve fikirlerden rahatsız olur ve onlara pek fırsat vermek istemez. Bu sebeple iktidar baskısı dolaylı olarak diğer alanlarda da baskıyı doğurur.

Yani ilim ve düşünce özgürlüğünün olmadığı bir yerde, yanlış ve batıl şeyler kıyada köşede saklanarak kök salar ve kuvvet bulur; Mutezile, Cebriye, Mürcie gibi. Üstadımız bu inceliğe şöyle işaret ediyor:

"Evet, taklidin pederi ve istibdad-ı siyasînin veledi olan istibdad-ı ilmîdir ki, Cebriye, Râfıziye, Mûtezile gibi İslâmiyeti müşevveş eden fırkaları tevlid etmiştir.”(2)

Çok zaman Nur medreselerinde ağabey böyle derken, "Sen kim oluyorsun?.." denilerek farklı düşünce ve kanaatler baskılanmış, manevi ve ilmi bir istibdat kurulmuştur. Oysa farklı fikirler bir zenginlik belki de doğruya giden bir yol da olabilir.

Bu düşünce ve kanaat hizmet metotları için de geçerlidir. Yani belli bir kalıbı esas alıp bütün vakıf ağabeyleri aynı kalıbın içine sokup hareket alanını kısıtlamak ve daraltmak, hizmet açısından fukaralaşmak demektir. Risale-i Nur'un genel esaslarını çiğnemedikten sonra, vakıf ağabeylerin meziyetlerine ve kabiliyetlerine karışılmamalıdır, diye düşünüyoruz.

Şener Dilek, Alaaddin Başar, Metin Karabaşoğlu, Necmeddin Şahiner, vs... gibi yazar ve mütefekkirler, Risale-i Nuru hem anlamamızda hem sevmemizde hem de değişik kitlelere ulaşmasında çok önemli ve gerekli bir misyona sahipler. Allah bu mütefekkirlerin sayısını ziyadeleştirsin inşallah.

Dipnotlar: 

(1) bk. Kastamonu Lâhikası, (35. Mektup)

(2) bk. Münazarat, Sualler ve Cevaplar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
RİSALE-İ NURDA ÜSTAD BU KONULARDADA ÖLÇÜLERİ GÖSTERMİŞ SANIRSAM BİR ÇALIŞMA SUSANIZ. BAZI YERLERDE SOĞUK KAÇAR DENİYOR. ÜSTADIN TEŞFİKİ OLDUĞU GİBİ KISITLADIĞI YÖNLERDE VAR SANKİ BUNLAR. BELİRLENSE HERKES GÖREVİNİ DAHA KOLAY YAPAR SANIRSAM.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
İbn-i Münebbih
Selamün Aleyküm. Hem soru da, hem cevapta eleştireceğim noktalar var. Yayınlarsanız memnun olurum. Öncelikle Hüsnü Bayram abinin dikkat çektiği nokta Risaleleri anlatacağız tarzında kitap yazma çalışmalarına yöneliktir. Yani Badıllı Abinin Tarihçesi, Abdullah Yeğin abinin Lügatı bu sözler içine girmez. Son zamanlarda açılmış Nurcu görünümlü, güya Risaleleri anlatacağız diye kendileri kitap yazan, hatta yazdıkları kitapları Risalelerin önüne geçiren kişilere yapılan haklı bir ihtardır bu. Bu kitapları yazanlar sürekli kendilerini öne çıkarmakta, hizmeti şahıslarına bağlamaktadırlar. Sürekli kendi kitaplarının propagandasını yapıyorlar. Risaleyi bir nevi ikinci plana atıyorlar. Risaleyi anlatacağız diye yazılan bu kitaplar Risalelere perde oluyorlar çünkü; Risale-i Nurun hocası Risale-i Nurdur. Kişileryazdığı kitapta manaları kısıtlıyor okuyan sadece bu manalar çıkabilir gibi anlıyor ve Risaledeki yeri her okuduğunda o kişinin dediği manalar dışına çıkamıyor. Ayrıca Hüsnü Bayram abinin naklettiği bu hatıraya ne diyeceksiniz? Üstad'ın hassasiyeti tam da Hüsnü Bayram abinin dediklerine muvafık düşüyor. Bu mesele ile alakalı bir hatırayı şöyle naklediyor Hüsnü Ağabey ; "1954-55'li senelerdi. Zaman zaman Üstadımız beni dışarıya mektup var mı diye göndertirdi. Bu defa -"Kardeşim git Çalışkanların dükkanına mektup var mı bak birde zamk ile beyaz kağıt al" dedi. Gittim baktım bir zarf var. Üstadımıza getirdim. -"Zarfı aç" dedi Üstadımız. Risale-i Nur'da da mühim mevkisi olan bir Zatın gönderdiği bu zarfın içinden bir kitap çıktı. Kendisi bir kitap yazmış, Üstadımıza göndermiş. Ben bilmiyorum ne hikmetle bana zamk aldırdı. Üstadımız; -"Oku kardeşim ne yazmış" dedi. İlk sayfayı okumaya başladım, yazdığı yarım sahife Risale-i Nur'dan 23. Söz idi. O yarım sahifeden sonra kendisinin izahı olan yarım sayfayı da okudum. Üstadımız, -"O zatın kendi yazdığı kısmı ölç, kağıdı makasla kes onun üstüne yapıştır, kapat" dedi. Sonuna kadar okuttu, ve okunan her sahifede Nurların geçtiği yerleri bıraktırıp, diğer kısımları zamkla kapattırdı. Bu kardeşimize gönderilmek üzere bir mektup yazdırdı, -"Kardeşim selam ederim bu kitabı işte böyle neşredebilirsin" buyurdu ve kitabı göndertti. Öyle ki Nurlarda olmayan "ve" ye kadar Üstadımız çıkarttırdı. Evet gördüğünüz gibi Üstad'da böyle Risaleleri anlatacağız diye kitap yazanlara karşı çıkıyor çünkü manaları kısıtlıyorlar. Bizde Üstadımıza sadakat gösteriyoruz, bunun adı ilmi istibdad mı oluyor?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Risale-i Nurun orijinal metnine ilave etmek yanlış olabilir. Ama Risale-i Nurdan esinlenerek tamamen kendi kitabını yazmasında bir sakınca görmüyoruz. Üstadımız Risale-i Nurun orijinal halini koruyor ve bu hakkıdır da ama orijinaliyle ilgisi olmayan telifatları men ettiği söylenemez.

Mesela ben kader risalesini baz alarak geniş bir kitap yazsam bu kitap benim adımla yayınlansa bunda bir mahzur olmaz. Ayrıca mütalaa ve müzakere insanların feyzinden ve ilminden istifade ederek daha üst basamaklara çıkmak içindir. Şayet her izah edeni her yazanı çizeni Risale-i Nura perde oluyorsun diyerek susturur isek o zaman mübadele-i efkar ve müzakerenin bir anlamı olmaz.

Ben yıllardır tercih bila müreceih ifadesini anlamıyordum Kırkıncı hocanın izahı ile anladım ve üzerine bir çok şeyler ilave ettim hatta daha yüksek manalara ulaştım. Bilakis Kırkıncı Hoca ufkumu açtı Risale-i Nurun derin sularına inmeme vesile oldu. Ha Kırkıncı Hoca mana budur bundan başka mana yoktur dese o zaman sizin dediğiniz perde olma tehlikesi o zaman olur. Emin ol Risale-i Nur bir okyanustur kimse bu okyanusu bitiremez. Okyanusun derinliği gavvaslardan (dalgıç) derinlerinin geleceğine alamettir. Risale-i Nur güzel bir meyve bahçesidir dalların uzunluğu uzun kollu insanların çıkacağına işaret ediyor. Bu uzun boylu insanların omuzlarına basarak üst taraflardan latif ve tatlı meyveler yemek gayet masumane bir durumdur.

Üstadımız bu inceliğe şu şekilde işaret ediyor: 
Mühim bir ihtar ve bir ifade-i meram
Bu ehemmiyetli risalenin, herkes herbir meselesini anlamaz. Fakat hissesiz de kalmaz. Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat, eline girdiği miktar yeter. O bahçe yalnız onun için değil; belki, elleri uzun olanların hisseleri de var. Yedinci Şua 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...