Block title
Block content

Risaleler ışığında "efal-i ibad" (kulların fiilleri) konusunu Ehl-i sünnete göre ve diğer mezheplere göre açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ehl-i sünnet, "Kul kendi efal ve amelini yaratmaya muktedir değildir." der. İnsan, iradesi ile ister, Allah da bu istek doğrultusunda o şeyi yaratır, der. Yani bir fiilin aslını Allah yaratır, vasfını ise insan seçer. Dolayısı ile yaratan değil, seçen mesuldür.

Mutezile mezhebi ise bu fikrin aksini savunuyor. İnsanın bir şeyden mesul olabilmesi, ancak o şeyi bütünü ile yaratması ile mümkündür diyor. Yani kul kendi fiil ve amelini kendi yaratıyor, diyerek Kur’an’ın onlarca ayeti ile ters düşüyor.

"Her şeyi yaratan Allah’tır. Her şey O’nun tasarruf ve yönetimindedir. Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları O’nun nezdindedir. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler var ya işte asıl hüsrana, en büyük kayba uğrayanlar onlardır."(Zümer, 39/62-63)

Kulun kendi fiilinin yaratıcısı olmadığını maddeler halinde inceleyelim.

1. Kur'an ve sünnet açısından, kul kendi fiilinin yaratıcısı değildir. Bu kesin olarak ayet ve hadislerce reddedilmiştir.

2. Bir fiili yaratmak için, o fiilin lazımı olan bütün sebep ve donanımları da yaratmak gerekir. Mesela, namaz fiilini yaratmak için namazın rükünleri olan ayakları, kolları, başı, yatıp kalkma gibi bütün ayrıntılarını hem bilmek hem de yaratmak gerekir, yoksa o fiilin yaratıcısı olmak havada kalır.

3. Bir kolun basit kalkıp inme hareketi bile fennin beyanı ile milyonlarca hücre, kas, kan gibi organ ve azaların mükemmel bir ahenk içinde çalışması ile mümkündür. İnsanın, "Kolumu ben kaldırdım, ben indirdim." diyebilmesi için bütün o hücre, kan ve kaslara hükmetmesi ve ilminin içinde olması gerekir. Halbuki insanın bunlardan haberi bile yok. İlmin ve kudretin dairesinde olmayan işlere nasıl sahip çıkılabilir. Bu bir hezeyandır.

4. Cenab-ı Hak kainatta en basit bir işi dahi kompleks olarak yaratmıştır. Yani basit bir işin olabilmesi için bütün sebeplerin ve kainat çarklarının işlemesi ve beraber hareket etmesi  lazımdır. Mesela, abdest alacağımız suyun oluşması bütün kainatın bir neticesidir. Öyle ise bir amelimize sahip olmamız için bütün sebeplerin ve kainatın dizgini elimizde olması gerekir ki, ancak o zaman o amel bizim olabilir. Yoksa gerisi safsatan başka bir şey değildir.

5. Bir şeyden sorumlu olmak için illa ki o şeyin yaratıcısı olmak gerekmez. Allah insanları sorumlu ve mesul kılacak, yaratmadan yoksun ama seçmeye muktedir bir irade ile donatmıştır.

 Üstad Hazretleri  bu manayı şöyle izah edip temsil ile akla yaklaştırıyor:

"YEDİNCİSİ: İrade-i cüz'iye-i insaniye ve cüz-ü ihtiyariyesi, çendan zayıftır, bir emr-i itibarîdir. Fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zayıf, cüz'î iradeyi, irade-i külliyesinin taallûkuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yani, mânen der: 'Ey abdim, ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyleyse mes'uliyet sana aittir.'"

"Teşbihte hata olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp 'Nereyi istersen seni oraya götüreceğim.' desen; o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette 'Sen istedin.' diyerek itab edip, üstünde bir tokat vuracaksın. İşte, Cenâb-ı Hak, Ahkemü'l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp, irade-i külliyesi ona nazar eder."(1)

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...