Block title
Block content

Risaleler Işığında Ehl-i Kitap ve Kur'an

 

1873-1960. Bu zaman dilimi Bediüzzaman Said Nursî'nin yaşadığı dönemdir. Aynı zamanda bu dönem, bir çok büyük olayların yaşandığı bir dönem olmuştur. Bu esnada, Bediüzzaman bir müceddid, bir mürşid ve bir muallim olarak ortaya çıkmış, bir çok talebe yetiştirmiş, içinde yaşadığı toplumda önemli tesirler bırakmıştır.

Hilâfet-i Osmâniye Devletini ortadan kaldırma gayretleri bu dönemde neticelerini vermiş, bu gelişmeler tüm İslâm âlemine şiddetli darbeler indirmiş, Müslümanlar ağır şartlar altında ezilmişlerdir. 2

Hristiyanlık düşüncesi etrafında şekillenmiş devletlerin maddî alandaki güçleri arttıkça artmış ve bu devletlerin sömürge alanları genişlemiş, milliyetçilik ve ulus devlet düşünceleri yaygınlaşmış, komünizmin kolları dünyanın dört bir yanına uzanmış, siyonizm intişar etmişti.3 Bir yanda marksist doğu bloku, diğer yanda liberalist ve kapitalist batı bloku, yaptıkları bir takım antlaşmalar ve organizasyonlar neticesi dünya sahnesindeki yerlerini almışlardı. Bütün bu gelişmeler olurken, Üstad Bediüzzaman Said Nursî, yenilikçi bir İslâmî düşünce yapısı oluşturma gayretine girdi.4 Bu öyle bir düşünceydi ki, Kur'ân-ı Kerimin mucizevî özelliklerinden hareketle, insanlığın başına musallat olan bunca olumsuz gelişmelerin ve ideolojilerin zararlarını ortadan kaldırıyordu.

Şüphesiz Üstad Said Nursî'nin ilmi, Kitâbullahtaki ayetler üzerinde yapılan derin teemmülün bir hülâsâsı, Zikr-i Hakîm'in esrârı üzerinde yapılan geniş tedebbür ve tefekkürün bir nüvesi mahiyetindedir. Bu tedebbür ve teemmül, akıl ile iman arasında irtibat kurar. Bu özellikler, şaşırtıcı bir telif üslûbunu temsil etmekte, daha önceden benzeri görülmemiş bir tefsir yolu olarak kendisini göstermektedir.

Said Nursî, Risâle-i Nur'la Kur'ân-ı Kerimin hakikatlerini bütün âleme ispat ederek açıklamış, bunun için bütün asırların ve bütün kültürlerin, hatta modern kültürün de kabul edeceği bir üslûbu benimsemiştir. Bu asırda taarruza geçen bütün fikrî akımlara karşı, yine düşünce planında çok sağlam bir zemin oluşturmuş, sarsılmaz Kur'ânî temellerden uzaklaşmaksızın İslâm düşüncesinde yenilik ve değişim gerçekleştirilebileceğini beyan etmiştir.

Said Nursî'nin eserlerini okurken, en fazla dikkatimi çeken ve üzerinde çokça durduğum mesele, onun ehli kitap, Hıristiyanlık ve Yahudilik hakkında ortaya koyduğu görüşleri olmuştur. Bu konuda ifade ettiği çeşitli görüşleri, Kur'ân ayetlerinin birer hülasası mahiyetindedir.

Said Nursî, ehli kitabı ele alırken, toptan bir hüküm vermemiş, onlar arasında belli bir ayırıma gitmiştir. Bunlar, teslis ehli, dalâlet ehli, gaflet ehli, hidâyet ehli, iman ehli ve Kur'ân ehli... Bütün bu hanelerden her birisinde, kendine göre bir metot ve yol belirleyen, kendine has fikrî yapısı olan, vahy-i İlâhîye yaklaşımda ve onu anlamada farklı farklı konumlarda bulunan belirli bir cemaat bulunmaktadır. Bu anlayış ve konum farklarından hareketle, bütün bu gruplar üç kısımda toplanmaktadır.

Birinci kısım, vahyin maksatlarını anlamış, İlâhî mesajın hakikatlerinin şuuruna varmış ve kendilerine gönderilen İlâhî metinleri değiştirip tağyîr etmemiştir.

İkinci kısım, kendi hevâ ve heveslerine uyarak, Allah'ın kelâmını değiştirmiş, bulunduğu konumu farklı bir konuma taşımıştır. Bu kısım içinde de öyle bir grup vardır ki, Allah'ın hakikî yolunu araştırır. Bu gurup ehli, mutlaka birinci kısımla omuz omuza verecek, ehli zındıka ile verilen muharebede onların yanında yer alacaktır.

Üçüncü kısım, dalâleti bir metod ve meslek olarak benimsemiştir. Bu kısmın akıbeti hüsrandan başkası değildir.

İkinci kısım içine Üstad Said Nursî, ehli kitaptan bir grubu derceder. Bunlar, Kur'ân-ı Kerimin irşâdına çok ihtiyaç duyan kesimdir. Bu insanlar, Tevhid inancına yaklaşabilirler. Bu husus hakkında şöyle der:

"Nasrâniyet ya intifâ, ya ıstıfâ bulacak. İslâm'a karşı teslim olup terk-i silâh edecek. Mükerreren yırtıldı, prutluğa geldi, Prutlukta görmedi ona salâh verecek. Perde yine yırtıldı, mutlak dalâlete düştü. Bir kısmı lâkin bazı yakınlaştı tevhide, onda felâh görecek. Hazırlanır şimdiden yırtılmaya başlıyor. Sönmezse saffet bulup İslâm'a mal olacak. Bu bir sırr-ı azîmdir. Ona remz ve işaret: Fahr-i Resûl demiştir, İsâ, şer'im ile amel edip, ümmetimden olacak."5

Bu Kur'ânî hakikat, ehl-i kitap ve ehl-i kitap tarafından kabul edilen inanç esaslarını da kuşatmaktadır. Madem ki, Hz. Adem'den (A.S.) hâtemü'l-enbiyâ olan Hz. Muhammed'e (a.s.m.) kadar bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri din İslâmdır. Madem, nübüvvetin icrâ ettiği fonksiyon tektir. Madem, kaynak tektir. Bu durumda ehl-i kitaba düşen şey, hâlis tevhid inancına dönerek akîdelerini tashîh etmektir. Said Nursî'ye göre ehl-i kitabın kendi aslına dönmesi ve akîdesini tashih etmesi için, mutlaka Kur'ân-ı Kerime müracaat etmeleri gereklidir. Yine ona göre, hakiki Hıristiyanlık, ancak Kur'ân-ı Kerimde varid olan asıllara sarılmakla kendi özüne dönebilir. Ehli kitabın Kur'ân-ı Kerim ayetlerini incelemesi halinde, yine kendi kitaplarındaki hakikatlere ulaşacaktır. Bu durumda, kendi akidelerinin ancak bu kitapla ikmal edilebileceğini idrak edeceklerdir. Bu noktayı Said Nursî şöyle açıklar:

"Evet, en ziyade kendine güvenen ve Kurân'ın sözlerine karşı kulağını kapayan şu asr-ı hâzır ve şu asrın ehl-i kitap insanları, Kur'ân'ın 'Yâ ehlel-kitâb, yâ ehlel-kitâb' hitâb-ı mürşidânesine o kadar muhtaçtır ki, güya o hitap doğrudan doğruya şu asra müteveccihtir ve 'Yâ ehlel-kitâb' lafzı, "Yâ ehlel-mekteb' manasını dahi tazammum eder; bütün şiddetiyle, bütün şebâbetiyle, 'Yâ ehlel-kitâbi teâlev ilâ kelimetin sevâin beynenâ ve beyneküm' 6 sayhasını âlemin aktârına savuruyor."7

Ehli Kur'ân'la ehli kitabın birbirine kavuşması, Kur'ân-ı Kerimin kabul ettiği ve unsurlarını belirlediği bir gelişmedir. Bu kavuşmanın şartları şunlardır:

1. Sadece Allah'a ibadet etmek.

2. Hiçbir şeyi O'na ortak koşmamak.

3. Allah'ın yanında hiçbir kimseyi kendisine Rab edinmemek.

Bu üç unsurun olmadığı bir kavuşma kabul edilmemiştir ve bunun neticesi şu ayet-i kerimede ifade edilmiştir:

"Eğer yine yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah, bozguncuları hakkıyla bilendir." 8

Şüphesiz Kur'ân, bütün geçmiş Resuller ve Enbiyâlar ile Kutsal kitapları birbirine bağlayan râbıtayı açıklamıştır. Şöyleki:

"De ki: Biz, Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak,Ya'kub ve Ya'kuboğullarına indirilenlere, Musa,İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırdetmeyiz. Biz, ancak O'na teslim oluruz."

O halde Kur'ân, en sıhhatli ölçüler ve en mucizeli üsluplarla geçmiş kitaplardaki bütün hakikatleri câmi' olan bir kitaptır. Madem ki durum böyledir, o halde günümüzdeki şekliyle, değiştirilmiş ve tahrif edilmiş halleriyle kendi kutsal kitaplarına temessük eden ehl-i kitaptan gerek Yahudiler olsun, gerek Hristiyanlar olsun, gerekse geçmiş dinlerdeki güzelliklerden hareket eden, kendi felsefe ve metodlarını bu esaslar üzerine kuran modern kültür ehli olsun, Kur'ân'ın ölmez hakikatlerine, Yahudiliğin ve Hristiyanlığın da özünü içinde barındıran İslâm dinine davet edilmişlerdir. Çünkü,

"Allah katında yegane din İslâm'dır." ve

"İbrahim, ne Yahudi, ne de Hristiyan idi; fakat O, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi." 9

İkinci ayette de vurgulandığı gibi, Hz. İbrahim'in Hristiyanlığı veya Yahudiliği üzerinde iddia sahibi olanlara bir cevap vardır ve modern asırdaki İbrahimî davetin hangi esaslar üzerine kurulması gerektiğine işaret edilmiştir.

Said Nursî, Kur'ân-ı Kerimde geçmiş kitapların esasları hakkında vârid olan bilgilerin, yine Kur'ân'ın İlâhî bir kaynaktan geldiğine ve aynı zamanda Hz.Muhammed'in (a.s.m.) nübüvvetine birer delil olduğu görüşündedir. Bu gerçek, ehl-i kitabın da kendi kitaplarını eleştirel bir açıdan okumaları ve aynı zamanda Kur'ân-ı Kerimi de okumaları halinde anlayabilecekleri bir noktadır. Said Nursî'ye göre, semavî kitaplar, yapılan bütün tahrifata rağmen, kendi asılları ve kaynaklarına delâlet yönlerini hala muhafaza etmektedirler. Hatta bu özellik, ehl-i kitabı kendi kitaplarının tashihine yöneltebilir. Said Nursî ayrıca, geçmiş semavî kitaplarda Hz. Muhammed'in (a.s.m.) gelişini müjdeleyen haberlerin bulunmasını zarurî ve kat'î bir durum olarak görür. Çünkü bu kitapların, en cüz'î hadiseleri dahi zikrederken beşeriyet tarihindeki en büyük olay olan Hz.Muhammed'in (a.s.m.) peygamber olarak gönderilmesinden bahsetmemesi mümkün değildir. Üstad Said Nursî, "Sana indirilene ve senden öncekilere indirilene inananlar, Ahirete de yakînen inanırlar." ayet-i kerimesini açıklarken şöyle der:

"Ey Ehl-i kitap! Geçmiş olan enbiyâ ve kitaplara iman ettiğiniz gibi, Hz. Muhammed (a.s.m.) ile Kur'ân'a da iman ediniz. Zira onlar, Hz. Muhammed'in (a.s.m.) gelmesini tebşîr ettikleri gibi, onların ve kitaplarının sıdkına olan deliller, hakikatiyle, ruhuyla Kur'ân'da ve Hz. Muhammed'de (a.s.m.) bulunmuştur. Öyleyse Kur'ân Allah'ın kelâmı ve Hz. Muhammed' de (a.s.m.) resûlü olduğunu tarîk-i evlâ ile kabul ediniz ve etmelisiniz."10

Said Nursî aynı zamanda, İncil'de ve Tevrat'ta geçen ve son peygamberin gelişini müjdeleyen bazı cümleler üzerinde durur. Der ki:

"İşte, madem bilbedâhe haber verecekler; herhalde ya tekzîb edecekler, tâ ki dinlerini tahripten ve kitaplarını nesihten kurtarsınlar; veya tasdik edecekler, tâ ki o hakikatli zât ile dinleri hurâfattan ve tahrifattan kurtulsun. Halbuki, dost ve düşmanın ittifakıyla tekzib emaresi hiç bir kitapta yoktur. Öyleyse tasdik vardır."11

Geçmiş kitaplarda müjdeli haberlerin olması, Kur'ân-ı Kerim tarafından da kabul edilen bir husustur. Bu gerçek, Hz. İsa'nın (A.S.) dilinden ifade edilen şu ayet-i kerimede açıkça görülmektedir:

"İsa İbn Meryem şöyle dedi; Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ki ben, Allah'ın elinizdeki Tevrât'ı tasdik edici ve benden sonra gelecek ve ismi Ahmed olacak elçiyi müjdeleyici olarak size gönderdiği bir elçiyim."12

Üstad, ehl-i kitap hakkında varid olan bir çok haberi aktarır. Örneğin,

"Çok Yahudi uleması ve nasarâ ulemâsı ikrar ve itiraf etmişler ki, 'kitaplarımızda Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın evsâfı yazılıdır'. Evet Gayr-ı müslim olarak, başta meşhur Rum meliklerinden Herakl itiraf etmiş, demiş ki: Evet, İsa Aleyhisselâm, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdan haber vermiştir." 13

Şüphesiz ki, Ehl-i kitabın Kur'ân hakikatlarını ve Hz. Muhammed'in (a.s.m.) nübüvvetini kabul etmesi, onları kendi özlerinden ve asıllarından ayırmayacaktır. Çünkü, kendi kitapları hâlâ bu Resûl-ü Kerimle ilgili müjdeli haberler vermektedir. Eğer onlar bu müjdeleri tasdik edecek olurlarsa, Kur'ân-ı Kerimin hakikatlerini de kabul edecekler, onun İlâhî bir kaynaktan geldiğine inanacaklardır. Mesela, Bakara suresinin dördüncü ayetinde şöyle buyurulmuştur;

"Onlar, sana indirilene de ve senden önce indirilene de iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar."

Bu ayet-i kerimeyi açıklarken Said Nursî şunları söyler:

"Ey ehl-i kitap! İslâmiyeti kabul etmekte size bir meşakkat yoktur; size ağır gelmesin. Zira, size bütün bütün dininizi terk etmenizi emretmiyor. Ancak, itikadınızı ikmal ve yanınızda bulunan esâsât-ı diniye üzerine bina ediniz, diye teklifte bulunuyor. Zira Kur'ân, bütün kütüb-u sâlifenin güzelliklerini ve eski şeriatlerinin kavâid-i esâsiyelerini cem'etmiş olduğundan, usûlde muaddil ve mükemmildir. Yani ta'dil ve tekmil edicidir. Yalnız, zaman ve mekanın tegayyür etmesi tesiriyle tahavvül ve tebeddüle maruz olan füruat kısmında müessistir. Bunda aklî ve mantıkî olmayan bir cihet yoktur. Evet, mevâsim-i erbaada giyecek, yiyecek ve sair ilaçların tebeddülüne lüzum ve ihtiyaç hasıl olduğu gibi, bir şahsın yaşayış devrelerinde talim ve terbiye keyfiyeti tebeddül eder. Kezâlik, hikmet ve maslahatın iktizâsı üzerine, ömr-ü beşerin mertebelerine göre, ahkâm-ı fer'iye de tebeddül eder..." 14

Kur'ân-ı Kerim ve diğer semavî kitaplarda varid olan bazı hususlar arasında görülen tevafuk, Müslümanlar ile ehl-i kitaptan bir kesimi yakınlaşmaya ve müşterek olan mülhid düşmanlara karşı ittifak etmeye yöneltecektir. Bu hususta Said Nursî şöyle der:

"Alem-i İslâmın tam intibâhıyla ve yeni dünyanın, Hristiyanlığın hakiki dinini düsturu hareket ittihaz etmesiyle ve âlem-i İslâmla ittifak etmesi ve İncil, Kur'ân'a ittihad edip tâbi olması, o dehşetli gelecek iki cereyana karşı semavî bir muavenetle dayanıp inşaallah galebe eder." 15

Üstad bu ifadelerinde, ehl-i kitapla buluşma hususunda önemli bir strateji ortaya koymaktadır. Bu strateji, aradaki münakaşaları ve hilafa neden olan hususları dondurmakla birlikte, ehl-i ilhada karşı Hristiyanların hakiki dindarlarıyla ehl-i Kur'ân'ın yakınlaşması gibi çok önemli bir hakikat üzerine kurulmuştur.

Bu yakınlaşma ve buluşmanın son aşaması, Hristiyanlığın İslâma teslim olmasıdır. Bunun gerçekleşmesi ise, Hz. Peygamber'in (S.A.V.), Hz. İsa'nın (A.S.) gökten ineceği, kendi ümmetinden olacağı ve kendi şeriatıyla amel edeceği ifadeleriyle verdiği haberin dolaylı bir işaretidir.

İslâmiyetle diğer dinler arasındaki en önemli fark, Bediüzzaman Said Nursî'nin de ifade ettiği gibi, hâlis tevhid akîdesidir. Bu öyle bir inançtır ki, Müslümanları tahakkümden, yöneten ve yönetilenleri gurur ve tekebbürden uzaklaştırmakta, Müslüman kişiyle Hâlık'ı arasında hiç bir vasıta bırakmamaktadır. Madem ki, bu tevhid inancı asıldır. En sonunda ehl-i kitap mutlaka bu hakikati idrak edecektir.

Sözün özeti, Üstad Said Nursî, ehl-i kitapla ilgili yorumlarında, Kur'ân-ı Kerimde konuyla ilgili vârid olan hakikatlerle son derece insicamlı görüşler ileriye sürmüştür. Neticede ortaya çıkmıştır ki, ahir zamanda ehl-i kitapla ehl-i İslâm birlikte hareket edecekler ve Kur'ân-ı Kerimin hikmeti bu yolla zafere ulaşacaktır.

"Eğer yine yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah, bozguncuları hakkıyla bilendir."

"Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin. Allahtan başkasına tapmayalım; O'na hiç bir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; şahit olun ki biz Müslümanlarız, deyiniz."

"Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Halbuki Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Siz hiç düşünmez misiniz? İşte siz böyle kimselersiniz. Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysa ki Allah, her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz."

"İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi." 16

Hususan Ehl-i kitabın Müslüman bir devlette ikamet etmesi konusunda Üstad Said Nursî, insanlar arasında ve bu Müslüman devletin raiyyeti arasında eşitliğin gerçekleştirilmesi zaruretine inanmaktadır. Bu öyle bir eşitliktir ki, temellerini Kur'ân'dan almıştır. Tıpkı İslâm tarihinde canlı örneklerine şahid olduğumuz devletlerdeki gibi. Buna mukabil Üstad Bediüzzaman, Hristiyan Avrupa devletlerinde halen ikamet etmekte olan Müslümanlar için de aynı eşitliğin olması gerekliliğini savunur.

DİPNOTLAR:

1 Fas'ın El Arais şehrinde doğdu. Gırnata Üniversitesi Sami Dilleri Bölümünden mezun oldu. 1991'de doktor oldu. Fas Milli Akademik Merkezinde Fas dilleri üzerinde uzman olarak çalıştı. Halen Âdâb ve İnsanî İlimler Fakültesi Dinler Tarihi ve Doğu Medeniyetleri Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. İbranice, İspanyolca, Fransızca, Portekizce ve Latince yayınlanmış çok sayıda akademik eserleri bulunmaktadır.

2 Üstad Bediüzzaman Said Nursî, İslâm âlemine yöneltilen bu acımasız darbeleri tâ içinden hissetmiştir. Şöyle der: "Âlem-i İslâma yöneltilen bu darbeleri sanki kalbimin derinliklerine indiriliyor gibi hissediyordum." Bkz. İhsan Kâsım es-Sâlihî, Bediüzzaman Said Nursî, Nazratün Âmmetün an Hayâtihî ve Âsârihî, Sözler Yayınevi, İstanbul-1987, s. 49.

3 Bediüzzaman'la siyonist Emanüel Karasso arasında geçen olaya ilgili bkz. İhsan Kâsım, A.g.e., s. 30.
4  Bkz. Dr. Muhsin Abdülhamid, Mütekellimü'l-Asrı'l-Hadîs, Sözler Yayınevi, Kahire-1995
5  SaidNursî, Kaynaklı, İndeksli, Lügatli, Risale-i Nur Külliyatı, C. 1-2, İstanbul-1996, s. 322.
6 Âl-i İmrân, 64 (Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin.)
7  Said Nursî, s. 183.
8 Âl-i İmrân, 63
9 Âl-i İmrân, 67
10   Said Nursî, s. 1175.
11   Said Nursî, s. 430.
12   Saff, 6
13   Said Nursî, s. 430-431.
14   Said Nursî, s. 1175.
15   Said Nursî, s. 1700.
16  Âl-i İmrân, 63-67.
 
Paylaş
Yükleniyor...