Risalelerde dini ilimlerle fen ilimleri nasıl birleştirilmiştir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ve keza, nazarla niyet mahiyet-i eşyayı tağyir eder. Günahı sevaba, sevabı günaha kalb eder. Evet, niyet âdi bir hareketi ibadete çevirir. Ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalb eder. Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa mârifet-i İlâhiyedir."(1)

Tefekkür Allah’ın kainat mektebinde isim ve sıfatlarının tecellilerini okuyup ona göre iman ve amelde bulunmak demektir. Her şey üstünde Allah’ın isim ve sıfatlarının nakışlarını ve tecellilerini görüp okumak ve bunları marifet ve muhabbette vasıta yapmak, tefekkürü diğer düşüncelerden ayırıyor.

Yani insanın felsefi bir nazar ile kainatı incelemesi ve hayretler içinde kalması İslam dinindeki tefekküri bakış değildir. Tefekkür, kuru bir hayret ve düşünce değil, içinde marifet, muhabbet ve ibadetin de bulunduğu kapsamlı bir terimdir. Bu kıvamdaki bir tefekkür hem imanı hem ibadeti hem düşünceyi hem de ahlakı inkişaf ettirir. Risale-i Nurların bütün parçaları tefekkürün somut bir şekli gibidir. Soyut olarak tefekkürü anlayamayanlar, somut olarak Risale-i Nurlara bakabilirler.

Mana-yı harfi: Mahlukata ve bütün kainata Allah hesabına ve Allah’ın sanatı ve eseri nazarı ile bakmaktır.Yani mana-yı harfi ile bakışta, varlık kendi başına bir mana ifade etmez; ancak başkasına işaret ederse, anlam kazanır manasınadır. Bir elmada kendi nefsine bakan bir yön varsa, Mucidi ve Sanatkarı olan Allah’a bakan yüzlerce yönü vardır. İşte burada, sanatkara ve mucide bakan yüzlerce yöne mana-yı harfi denilmiştir.

Risale-i Nurların fen ilimlerini dini bir ilme dönüştürmesi mana-yı harfi formülü iledir. Yoksa bizatihi fen ilimleri ile uğraşmak anlamında değildir.

Evet, her bir fen Allah’ın bir ismine dayandığı için, bir cihetle her fen, Allah’ın bir isminin talim edildiği bir mektep ve fakülte gibidir. Öyle ise fen ilimleri ne kadar terakki ve tekemmül ederse, o nispette dayandığı isme hizmet etmiş olur. Mesela tıp ilmi Allah’ın Şafi ismine bakan ve dayanan bir mektep ve fakülte gibidir. Ne kadar gelişse, o kadar Şafi ismine hizmet etmiş olur.

Mana-yı harfi ve mana-yı ismi tabirleri insanın kalp ve akıl dünyasına ait kavramlardır. Bilimsel metotların alanına girmiyor ki, onunla rakip ya da hasım olsun. Bir doktor, hastasını muayene ederken, şu ayette şu tahlil, şu hadiste bu teşhis vardır demiyor. Yine tıbbın kurallarına göre hareket ediyor. Mana-yı harfi ile bakan doktorun buradaki tek farkı, bilimsel verileri ayetin manevi verileri ile birleştirip tefekkür etmesidir. Yoksa, bilimsel verileri bir kenara atıp, tamamen ayetle meşgul olmak demek değildir.

"Bilim ve din çatışır" fikri tamamen köhnemiş, pozitivist bilim felsefesinin tezidir. İslam inancı hiçbir zaman bilime ve bilim adamına ters ve menfi bakmamıştır. Tam aksine, bilime ve bilim adamına dailik edip, teşvik etmiştir. Ama Hristiyan teolojisinde, skolastik bir anlayış hakim olduğu için, bilimi ve bilim adamını daima ezmiş ve engellemeye çalışmıştır. Zaten pozitivist felsefe bu dogmacı Hristiyanlığa karşı bir tepki olarak doğmuştur. Hristiyanlık ile İslam dinini aynı kefeye koymak ve sonra da İslam da bilime menfi bakıyor demek tam bir cehalet ve vicdansızlıktır. Ama maalesef yarım aydınlar meseleye hep böyle bakmışlardır.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Katre, Mukaddeme.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...