Risalelerde "Kur’ân’ın kırk vech ile mu’cize olduğu" geçmektedir. Oysa Allah kelamının, her harfinin bile mucize olması gerekmez mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sadece bir harfin taklit edilememesi aklen mümkün değildir. Çünkü zaten konuşulan dilden Kur'an geldiği için, Kur'an'da olan kelime ve cümleler nevinden günlük konuşma dilinde kullanılan kelimeler de mevcuttur. Şems, melek, insan, leyl, nehar gibi....

Bu sebeple Sarfe adındaki bir ekol bir mezheb insanlar imkan noktasından Kur’an’ın bir benzerini yapmaya güç yetirirler, lakin Allah insanların bu gücünü fiili olarak menettiği için, benzerini yapmaya yeltenemiyorlar şeklinde yorumlamışlar. Yani birisi Kur’an’a bir nazire yapacağı zaman, Allah onun önüne bir engel çıkarıp o işi yapmasını önlüyor. Bu durumda bir harfin bir kelimenin de taklidi mümkün olmayabilir.

Diğer başka bir görüş ve ekol ise, Kur’an nazım ve belagat noktasından mucize olduğu için, insanlar onu taklit etmekten aciz kalıyorlar. Ama belagat ve nazımdaki mucizelik bir harfle değil kelime ve cümle yapısı ile ilişkili olduğu için, olaya sadece harfin taklidi olarak bakmıyorlar. Yani harf tek başına mucize olmasa da bulunduğu ya da sarf edildiği konum, cümle ve paragraf açısından mucize işlevi görebiliyor.

Üstad Hazretleri bu hususu şu şekilde izah ediyor:

"Elcevap: İ'câz-ı Kur'ân'da iki mezhep var: Mezheb-i ekser ve râcih odur ki, Kur'ân'daki letâif-i belâgat ve mezâyâ-yı maânî, kudret-i beşerin fevkindedir."

"İkinci mercuh mezhep odur ki, Kur'ân'ın bir sûresine muaraza kudret-i beşer dahilindedir; fakat Cenâb-ı Hak, mucize-i Ahmediye (a.s.m.) olarak men etmiş. Nasıl ki bir adam ayağa kalkabilir; fakat eser-i mucize olarak bir nebî dese ki, 'Sen kalkamayacaksın.' o da kalkamazsa mucize olur. Şu mezheb-i mercûha 'Sarfe Mezhebi' denilir. Yani, Cenâb-ı Hak cin ve insi men etmiş ki, Kur'ân'ın bir sûresine mukabele edemesinler. Eğer menetmeseydi, cin ve ins bir sûresine mukabele ederdi. İşte, şu mezhebe göre, 'Bir kelimesine de muaraza edilmez.' diyen ulemanın sözleri hakikattir. Çünkü, madem Cenâb-ı Hak i'câz için onları menetmiş; muarazaya ağızlarını açamazlar. Ağızlarını açsalar da izn-i İlâhî olmazsa kelimeyi çıkaramazlar."(1)

Üstün yetenekli bir mimar adi bir taşı binanın öyle hassas bir yerine yerleştirir ki o taş sayesinde bina harikulade bir sanata dönüşüverir. O taş tek başına harikulade değildir, ama mimarın üstün tecrübesi ile o taş ve konumu harikulade bir hüviyete bürünür. Benzer bir ilişki Kur’an ile bir harf içinde geçerlidir. Bazen bir harf ayet içinde öyle bir sarf edilir ki, o ayet mucizevi bir özellik kazanır. “Na’budu” daki nun harfinin manayı genişletip harika anlamlara yelken açması gibi.

Üstadımız bu cemaatleri şöyle nazara verir:

“Cem' sîgasıyla zikredilen na’büdü deki zamir, üç taifeye işarettir. Birincisi: İnsanın vücudundaki bütün a'za ve zerrata raci'dir ki, bu itibarla şükr-ü örfîyi eda etmiş olur."

"İkincisi: Bütün ehl-i tevhidin cemaatlerine aittir. Bu cihetle şeriata itaat etmiş olur."

"Üçüncüsü: Kâinatın ihtiva ettiği mevcudata işarettir. Bu itibarla, şeriat-ı fıtriye-i kübraya tâbi' olarak hayret ve muhabbetle kudret ve azametin arşı altında sâcid ve âbid olmuş olur.”(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, On Sekizinci İşaret.
(2) bk. İşarâtü’l-İ’caz, Fatiha Sûresi.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...